cdf57-13516684301836513845-b

Ben bunları yazarken ya da siz okuduğunuz esnada bile bir kadın öldürülüyor, eski kocası/sevgilisi tarafından bıçaklanıyor, dövülüyor, psikolojik ve cinsel şiddete maruz kalıyor. Kara ve kuru gerçek bu. İstatistiklerimiz var bunlarla ilgili. Çarpıcı üstelik: her gün şu kadar kadın… diye başlayan.

***

(Eskiden adı bile yoktu ama bakanlığı vardı kadının. Artık o da yok.)

***

(Bülent Somay’ın Bir Şeyler Eksik/Aşk, Cinsellik ve Hayat Hakkında Bilmek İstemediğimiz Şeyler kitabını okuyorum. Ayrıca yazarım belki ama hakikaten de bilmezden gelmek istediğimiz bildiklerimizi yazarla birlikte düşündürten bir kitap. Tavsiye edilir kesinlikle. Oyunu izlememle kesişmesi büyük şans!)

***

Krem Karamel’e gelelim. Oyunla ilgili bilgileri, aldığı ödülleri öğrenebilir, hatta kısa bir tanıtım videosunu buradan izleyebilirsiniz.

Metin, reji, ışık her şey çok iyi hakikaten ama oyunculardan bahsetmeden geçmek olmaz. Süperman rolünde, oyunun sonuna doğru adı olmayan kadına yardımcı olan Ali Yoğurtçuoğlu ve kadın rolünde (evet kadın, evet adı yok) Servet Pandur.

Servet Pandur, Bergama doğumlu bir tiyatro sanatçısı. Oyun da Laço Tayfa’nın Bazalika şarkısıyla açılıyor zaten. Tamam tamam bırakıyorum bu orta ölçekli memleket faşizmini bir yana. Ama sizin de memleketinizde parşömen bulunmuş olsa, siz de… Tamam tamam sustum!

***

Oyun, bir çok şey üzerine. Eleştirel bir oyun. Sivri dilli bir oyun. Özellikle, yaşadığımız depresyon çağında maruz kaldığımız sanallık, televizyona sıkışmışlık, pop-kültür baskısı vs vs. Ancak bunlardan fazlası. Bunların yanı sıra kadınlık’a bakıyor oyun. (Zeynep Kaçar’ın kalemine sağlık.) Ama yalnızca o da değil. Aslında toplumsal cinsiyet rejiminin kadınlara (ve de “kadın”ı kurtarmaya gelen Superman nezdinde erkeklere) yüklediği kalıp rollere sivri dilli bir bakış atıyor. Zaman zaman erkek dilini ve argosunu da kullanarak yapıyor bunu üstelik. Üstelik sonunda bizi ters köşeye de yatırarak. Hakikaten bu klişeye sığınmak zorundayım: güldürürken düşündürerek. Servet Pandur’un harikulade performansıyla. “Biz stüdyodaki ve ekran başındaki” seyircileri de işin içine katarak ve bir stand-up havasına da bürünerek. Yeni biçimlerle yeni anlatım olanakları kullanarak, en eski sanatlardan olan tiyatroya yeni bir dinamizm kazandırarak.

Özellikle yukarıda andığım Bülent Somay’ın kitabını okuduğum şu dönemde, kadınlık-erkeklik, aşk, ilişkiler vs üzerine -ister istemez-  kafamın takıldığı şu günlerde oyun bir onaylama sesi verdi bana: Evet Onur, başka türlü olabilir değil, olmalı her şey! Razı olma ehven-i şere!

Krem Karamel, yalnızca kadınlık üstüne, kadının nasıl dört bir yandan sıkıştırıldığı, baskılandığı üzerine bir oyun olsaydı, yine güzel olurdu ama eksikli kalırdı. Kadın’ı kurtarmaya gelen Superman’in de aslında ona yüklenen rollerden muzdarip olduğunu görmek tamamladı oyunu.

Hepimiz, biyolojik erkekler ve kadınlar, trans erkek ve kadınlar, tüm cinsel kimlikler, kimliksizler, kendini tanımlamak istemeyenler, hetorolar ve homolar, çocuklarına “aşkım” diye seslenenler, hepimiz bize yüklenen bu cinsiyetçi rollerden arınmak için çaba göstermeliyiz (kurtuluruz demiyorum)! Yoksa kuruyacağız, mutsuzluktan öleceğiz. Kadınlar mutfaktan hiç çıkamayacak. Rejimlerle, güzellik endüstrisinin oyunlarıyla, doğumla, kutsal annelikle, şefkatli olmakla ölecekler. Erkekler iktidarlarını korumak için komik duruma düşecekler, Viagra veya Çin Topu alalım derken kalp krizinden ölecekler. Güçlü görüneyim derken içten çürüyecekler. Daha küçükten, sokağa çıkan akraba kızlarının yanına verilmekle başlayan bekçi köpeği kariyerleri –yeterince yaşarlarsa– kız çocuğu torunlarını kollamaya kadar devem edecek. Beyaz atlı prenslerini bekleyen kadınlar, dikkat edin, atlar tehlikelidir! (Bülent Somay’ın bahsettiğim kitabında Beyaz Atlı Şövalyelerin romanslardaki değil gerçek hayattaki tecavüz kariyerlerini öğrenebilirsiniz.)

***

Krem Karamel’e dönelim biz, -nasıl da severim, olsa da yesek- Krem Karamel’in seyirciyi de her daim aktif kılarak, oyuna dahil eden yapısı sayesinde, tam sırıtarak alkış yaparken birden donup kalabiliyorsunuz. Hazırlıklı olun. Ama hele bizim denk geldiğimiz gibi Yurdagül abla gibi bir izleyici olursa salonda, değmeyin keyfinize. (Yurdagül abla nerden görsün bu yazıyı, ama çok yaşasın!) Öyle bir performansı oldu ki Yurdagül ablanın, Servet Pandur, zaman zaman “Yurdagül abla, biraz dur da ben oynayayım” demek zorunda kaldı. Çok tatlıydı.

***

Heeeeeey, hoooooop, hiiiiişşşştttt! Tiyatro öldü filan diyenler, tiyatro izleyemem falan diyenler bu oyunu görünüz! 

Onur Çalı

Diplerden Not: Fotoğraf bulmak için oyunun adını google’larken, “kızlar” için krem karamel yapma “oyun”larıyla karşılaştım. Sanal mutfak. Öyle ya, şimdiden sanalını öğrenerek başlasınlar, değil mi? Daha önce de yine küçük kız çocukları için tasarlanan makyaj yapma, model giydirme “oyun”larını görmüştüm. Nasıl bir karabasandayız, siz düşünün artık.