Bazı insanlar vardır ki dünyaya bir görevi yerine getirmek için gönderilmiş gibidirler. Pessoa insan aklının, zekâsının bin bir halini, ruh halinin sonsuz etkileşimlerini yazmak üzere gönderilmiş gibi geliyor bana. Kırk yedi yıllık bir ömürde insan ve hayat üzerine yirmi yedi bin sayfa metin yazmak başka nasıl yorumlanabilir? Kitaptan alıntı yapmadan yazdıklarını yorumlayabilmek zor geldi. İçinde yarım düzine karakteri yarattığı ve yaşattığı için olsa gerek, ruh hali sürekli değişen bir insanı anlamak ve anlatmakta herkes zorlanır sanırım.

Azla yetinen, kimseden bir şey istemeyen, istemeyi onur kırıcı saymış; sadece yaşayabilecek kadar para kazanıp sadece yazabilmeyi amaçlamış bir kişilik. Uykuda bile yazdığını düşündürüyor insana.  “Hayattan çok az şey istedim – ama o, o kadarını bile esirgedi benden.” Ya da, “Huzurlu odamda, kederler içinde yazıyorum, şimdiye kadar olduğum, bundan sonra da olacağım gibi yapayalnızım.” (s. 34) “İhtiyaçlarını en aza indir ki, hiçbir konuda başkalarına bağımlı olmayasın.” (s. 303)

Patronu Vasquez, sürekli yazabilmesi için adeta onu korumaya almış. Lizbon’un Rua dos Dauradores’i, onun sığınağıdır. Lizbon’un her anını; neredeyse 24 saat iliklerine kadar yaşıyor ve yazıyor.

Seyahat etmeyi sevmez ve seyahat edenler, düş kurmayı bilmeyen insanlardır ona göre.

“Başkaları yuvalarına nasıl sığınırsa, ben de Rua dos Dauradores’deki büroya öyle sığınıyorum.” (s. 36)

“Yaşamak, başkalarının niyetleriyle örgü örmektir.” (s. 41)

“Kaderden ve düşüncelerden örülü kitabımı yavaş yavaş bir şekle sokmak için art arda dizdiğim bu kelimeler, içler acısı halime hiç kâr etmiyor.”(s. 42)

“Yaşamanın verdiği mutsuzluk, bilinçli olma hastalığı bedenimin tüm zerrelerine işliyor, beni bunaltıyor.” (s. 141)

Huzursuzluğun Kitabı Bernardo Soares kimliği ile perdelediği bir özyaşam öyküsüdür. Özellikle, 317. sayfada başlayan “Otobiyografiden kırıntılar” bölümü çok etkileyici. “Annemi anımsamıyorum.” (s. 55) diye yazar ama annesi öldüğünde kendisi 37 yaşındadır. Babasının erken ölümü ve annesinin evlenmesi, üzerinde onulmaz bir yara bırakır ve bunları unutmak ister. Anlaşılan o ki, annenin evlenmesi, küçük Pessoa için ölüme eşdeğerdir. Diğer yandan o sevgi elinin eksikliğini derinden hisseder ve Tanrıya adeta yalvarır:

“Yoksa bile, nerede Tanrı?” (s. 132)

“Ne olurdu Tanrı bir kerecik çıkıp gelse, beni evine götürse, sıcaklık, sevgi verse…” (s. 133)

“Bu kitap, korkaklığımın ürünüdür.. “ (s. 206)

“Kitabın belkemiği olan bu yapayalnız sohbetime devam ederken, bazen ansızın bir başkasıyla konuşasım geliyor.” (s. 206)

“Yazdıkça kendimi alçalttığımı hissediyorum; ama bundan vazgeçemiyorum da. Yazmak, tiksinerek aldığım bir uyuşturucu, kendime yakıştırmasam da bir türlü bırakamadığım rezilce bir alışkanlık.” (s. 206)

“Kimileri sıkıntıdan çalışır: aynı şekilde ben de bazen, söyleyecek bir şeyim olmadığı için yazarım.” (s. 209)

fernando-pessoa-huzursuzlugun-kitabi

Böylesine yetenekli, donanımlı bir insanın kendisini değersiz hissetmesi anlaşılır gibi değil. Acaba Portekiz dilinde, Pessoa kelimesinin anlamının “hiç kimse” olması da tuhaf değil mi?

“Ben böyleyim işte, işe yaramaz ve duyarlıyım…” (s. 39)

“Kaba saba bir Cizvit papazından farkım yok.” (s. 92)

Huzursuzluğun Kitabı sürekli, hayatın anlamını sorgulayan, sarsıcı bir etki yaratıyor okur üzerinde.

“Hayatla aramda ince bir cam var. Açıkça görmeme ve anlamama rağmen, dokunamıyorum hayata.” (s. 122)

“Hepimiz hırsla bir şeylerin peşinden koşarız ama hırsımızı gideremeyip yoksullaşırız ya da giderdiğimizi sanır, bu sefer de zengin deliler olup çıkarız.” (s. 226)

“En çok anlamak yoruyor bizi. Yaşamak, düşünmemektir.” (s. 162)

“Ey okurlar, mutlu olup olmadığımı soruyorsanız, cevabım hayırdır.” (s. 99)

“Her şey beni yoruyor, yormayan şeyler bile. Neşeyle acının tadı, benim için bir.” (s. 122)

Kendinden, kendi varlığından asla emin olamaz: “Bu dolambaçlı sayfalarda size karşı sergilediğim ben gerçekten var mı, yoksa kendi uydurduğum sahte ve estetik bir kavram mı, bunu kendim de bilemiyorum. Doğru bildiniz, estetik olarak bir başkasında kendimi yaşıyorum.” (s. 163)

Pessoa, Lizbon’da Rua dos Dauradores’de değil de İstanbul’da, Kadıköy’de yaşasaydı Huzursuzluğun Kitabı’nı yazacağına her gün bir tatlı huzur almaya Kalamış’a giderek, Huzurun Kitabını yazmaz mıydı acaba diye düşündüm bir ara. Sonra şu satırları okuyunca, “olmak istediği”nin ipuçları çıkıyor: “Mallarme’nin duyarlılığı Vieiera’nın stiline aksa; Horatius’un bedeninde Verlaine gibi düşünsem; ay ışığında Homeros olsam.” (s. 182)

Çok şiirsel ve melankolik bulduğum şu satırları yazan insanın ruh halini anlamak istiyorum: “Kimdir havuzların yanında durmuş, paramparça hayatımın anılarına bekçilik eden azametli hükümdar? Yaprakların henüz yeterince açılmadığı, mavili huzurumun kuş saatlerimde soyluydum. Uzakta karavelalar, taraçalarımın eteklerinde oynaşan denizi tamamladı ve güney bulutlarında, elimden kürekleri bırakırcasına yitirdim ruhumu…” (s. 211)

Bir de şu : “Yabancı bir gökten ılık bir sıkıntı şebnemi damlıyor.” (s. 565)

Kitabın son bölümünde yer alan Uyuyan suların Madonnası ile Sessizliğin Meryemi çok özel ve tekrar okunası metinler.

Servet Şengül