Dünyaca ünlü Türk ressamı Fikret Mualla’ya 1930-40 yılları arasında bir sanatsever tarafından Moda’da bir ev tahsis edilir. Mualla bu evde kendi çalışmaları dışında birkaç yetenekli çocuğa da resim dersi vermektedir. Bu çocuklardan birisi de ilerde Fahri Korutürk’ün eşi olacak küçük Emel’dir. Fikret Mualla, aynı günlerde dev bir panoya toplu halde devlet büyüklerinin resmini çizmektedir. Bir gün bir tartışma sonucu bu evde yaptığı tabloları parçalar. Ve çizdiği bu devlet büyükleri hakkında uygunsuz sözler sarf eder. Bundan dolayı sorgu ve takibata uğrar. Bu takibattan sonra ömür boyu onu terk etmeyecek polis korkusu böylece başlar. Bu korku onun yakasını hiçbir zaman bırakmaz ta ki yoksulluk ve acı içinde ölene dek.

Kötü günlerinde kimseden beş kuruş istemez, Paris’te resimleri olağanüstü ilgi görürken Türkiye’de açtığı sergiler onun için tam bir hayal kırıklığıdır.

Kaldırımlar ve Kadın Bacakları adlı şiirlerin şairi Necip Fazıl’ın 1958 yılında Adnan Menderes’e yazdığı mektuplardan biri şöyledir:

“…Reklam ve sair ihtiyaçlarım için 10 bin lira lütfedilirse… Ayda 6 bin lire tahsis olunursa… Akis, Kim, Form gibi mecmuacıklarla bütün muhalefet matbuatını saf fikirle çürütücü, muazzam bir içtimai ve edebi, ideoloji, bina edici kaalara ve yüreklere nüfuz edici bir mecmua kuracağıma emin olunabilir. Bu da olmazsa tam altı aydır bir tek yardım görmeyen beni vazife günüme kadar her ay muayyen ve mukarrer bir mikyas altında kurmaktan ve gözyaşları içende yalnız ibadet ve mücerret eserler kaleme almaya terk etmekten başka iş kalmaz.”

Yani, gözyaşıyla yazılmış bu mektupta Necip Fazıl’ın söylemek istediği şey, devlet ödeneğiyle çıkaracağı dergiler aracılığıyla muhalefeti çökertmek amacıyla iktidarla işbirliği yapmaktır.

İkisi de sanatçı, hem de kendi sanat dallarında en iyilerinden. İkisi de çile çekmiş, ikisi de Fransız kültürüne bulaşmış ve ikisi de alkol düşkünü. Ama bu durumda Fikret Mualla sanki Necip Fazıl’a göre iktidardan daha uzak, sanata daha yakın olan bir aydın konumundadır. Çünkü sanat, ideolojisi ne olursa olsun iktidarı reddeder, sanatçı ise her türlü iktidara karşı estetik bir muhalefettir.

***

Cahil toplumlarda sanatçı denince akla ilk sinema sanatçıları gelir. Onlar da ne yazık ki bu toplumda artist ya da “artiz” diye adlandırılır.

Bu artistler toplumun gözünde yazlıkta viskisini yudumlayan, gününü gün eden kişiler olarak bilinir; bir edebiyatçı, bir fotoğraf sanatçısı, bir opera sanatçısı ise sanat adına akla en son gelecek kişilerdir.

Bu yüzdendir ki, iktidarlar kendisine karşı olan sanatçılar olduğunda sanatçı profilini de bu şekilde çizerler.

Peki, bu iktidarlar cahil midir?

Hayır, değil!

Peki neden böyle bir profil çizerler?

Halkı cahil bırakmak için. Çünkü halkın cehaleti iktidarın teminatıdır.

***

Romence’de cahil ve hor görülen olmanın karşılığı ‘İlot’tur. İlotizm ise halkı bir program dahilinde cahil bırakma durumudur. Örneğin Mussolini’nin halkı uzun yıllar futbolu öne çıkararak, Portekizli diktatör Salazar’ın ise dinsel içerikli müzik türü olan ‘fado’ları yücelterek halkı uyutmaya çalıştığı söylenir.

Bizdeki İlotizmin birincil aracı medyadır; bilgilendirmeden uzak ve halkın haber alma özgürlüğünü engelleyen ve iktidarın yanında olduğunu da artık saklama gereği duymayan medya!

***

1958’de Adnan Menderes’in Necip Fazıl’a ayırdığı örtülü ödeneği günümüz medyasıyla birlikte düşündüğümüzde…

Yok düşünmeyelim!

Salih Mercanoğlu

 23.07.2013 tarihli Milliyet Akdeniz’de yayımlanmıştır.