Prağ’da Üç Leylek Lokantası’nda buluşurduk.
Söylerdim içimden senin yüzüne bakarak
türkülerin türküsünü Süleyman peygamberin.
Nazım Hikmet (Üç Leylek Lokantası)

İsrailoğullarının 39 kutsal kitabından biri olan Ezgiler Ezgisi (Neşideler Neşidesi), Tevrat’ı oluşturan kitaplardan biridir. Tevrat aslında Musevilerin kutsal kitaplarının bütünü değildir ama biz de burada bu galat-ı meşhura devam edelim. Değil mi ki aşk da insanlığın galat-ı meşhurlarından biridir! Öyledir!

Sultan Süleyman’ın (ki bin karısı vardır) yazdığı kabul edilen bu dizeler, kutsal sayılan metinleri yorumlayan tefsir alimlerince insanın tanrıyla ilişkisini anlattığına yorulur. Şahsen buna katılmadığım ve bu ezgilerin güzelliğine halel gelmesin için, mümkün olduğunca yer isimlerini arındırdım metinden. Unutulmamalı ki bu çeviri denemesi son derece keyfidir. Orijinalini okumanızı hararetle tavsiye ederim. Ezgiler Ezgisi’nin kutsal metin bütünlüğü içerisindeki yerine ve anlamına da rahatlıkla ulaşabilirsiniz. Yine de şunu fısıldayayım kulağınıza: Bu satırlar Sultan Süleyman ile himayesindeki bir kadın arasındaki ya da aynı kadın ile çoban olduğu düşünülen sevgilisi arasındaki aşka dairdir (Biz bu dizelerin herhangi bir kadın ile herhangi bir erkek arasındaki aşka dair olduğunu da düşünebiliriz pekala). Rivayet olunur ki Süleyman, bu aşkın hakkını teslim edip kadını serbest etmiştir. Öyle ya da böyle, Ezgiler Ezgisi eski yerlerimize dokunan, basit bir söyleyişle çatılmış, güzelliğini belki de bu yalınlıktan alan aşk dizeleridir. Ve bu satırlar, sonradan icat edilen romantik aşkın değil, terle ve tenle yoğrulmuş bir aşkın izdüşümleridir (okuyunca siz de göreceksiniz).

Çeviride son derece keyfi bir yol izledim. Eski çevirilerde yer alan bazı ifadelere hiç dokunmadım çünkü Ezgiler Ezgisi denince akla gelen dizelerdi onlar. Sırf farklı bir söyleyiş için onları bozmak istemedim, doğrusu, işime de geldi.

Medeniyet dediğimiz tek dişli canavarlar, malumunuz, su kenarlarında ortaya çıkar çünkü su ilham verir medeniyetlere, gerekli altyapının oluşmasını sağlar. Kadim zamanlardan beri böyle olmuştur bu. Süleyman’ın şarkısını çevirirken, belki insanın en eski yerlerine dokunduğu için, bu çeviri denemesini de bir suya ithaf etmek geldi içimden. Bergama’da Pergamon uygarlığının doğmasını sağlayan kadim Selinos Çayına. Ondan aldığım nefes ona gitsin. Su değilse de nem olsun. Dem olsun.

Onur Çalı

8c015-2527the_visit_of_the_queen_of_sheba_to_king_solomon2527252c_oil_on_canvas_painting_by_edward_poynter252c_1890252c_art_gallery_of_new_south_wales

SÜLEYMAN’IN EZGİLER EZGİSİ

Kadın
Beni öptükçe öp ağzınla
çünkü aşkın şaraptan bile tatlı!
Kokun muhteşem,
adın daha güzel en güzel kokudan.
Kızlar bu yüzden hayran sana.
Haydi al beni, kaçalım.

Kızlar Korosu
Düğün bayram ederiz senin için.
Unutma, aşkın tatlıdır şaraptan,
işte bu yüzden severiz seni.

Kadın
Ey Kudüs’ün kızları!
Esmerim ben,
Kedar’ın çadırları ve Süleyman’ın perdeleri gibi kara
ve güzelim!
Bakmayın böyle esmer olduğuma,
güneşin beni böyle yaktığına.
Kardeşlerim bağlarına bekçi ettiler beni,
bakamadım kendi bağıma.

Tüm ruhumla seviyorum seni sevgilim!
Söyle bana nerelerde güdüyorsun sürünü?
Öğleyin nerede dinleniyorsun?

Kızlar Korosu
Ey güzeller güzeli
Bilmiyorsan yerini sevgilinin
takip et izlerini sürülerinin.
Keçilerini güt çadırının yakınlarında!

Erkek
Aşkım,
Firavunun arabalarına koşulmuş bir kısrak gibisin.
Küpeler yanaklarını,
takılar boynunu nasıl da güzelleştirmiş!
Seni altınlarla gümüşlerle süsleyeceğim.

Kadın
Kokum tahtındaki krala kadar gider.
Çünkü aşkım sinemdeki mür gibidir.
Bağlardaki kına çiçeğidir sevgilim benim için.

Erkek
Ne de güzelsin sevgilim!
Gözlerin bir çift güvercin!

Kadın
Aşkım,
ah ne yakışıklı, ne kadar çekicisin!
Çayırlar yatağımız olsun.

Erkek
Sedir ağaçları duvarları evimizin,
köknarlar tavanımız olsun!

Kadın
Kumsal gülüyüm ben,
vadideki zambağım.

Erkek
Aşkım sen diğer kadınlar arasında,
dikenler arasındaki zambak gibisin.

Kadın
Aşkım sen diğer erkekler arasında,
ormanın içinde bir elma ağacı gibisin.
Gölgende oturmak ne hoş,
meyvelerinden yemek ne tatlı!

Sevgilim beni ziyafete götürdü,
üstümüzde aşk örtüsü.

Üzümle besle beni, elmayla,
aşkımız yorgun düşürdü beni.

Sol elin başımın altında,
sağ elin sarsın beni.

Erkek
Kaya kovuklarındaki güvercinim,
Uçurum kenarındaki güvercinim!
Bana yüzünü göster.
Bana seslen, tatlı sesinle.

Kadın
Ben sevgilimin, sevgilim benimdir.

Sevgilim zambaklar arasında gezinir durur,
ta ki gün son nefesini verene, gölgeler ölene dek.

Geceleyin yatağımda aradım
gönlümün eşini.
Aradım ama bulamadım.
Şimdi kalkıp şehri dolaşacağım,
tüm sokaklarına bakacağım,
gönlümün sahibini arayacağım.

Ve böylece çıktım sokağa, aradım.

Koruculara rastladım:
Sevgilimi gördünüz mü?
Onlardan ayrılınca buldum aşkımı.
Kollarımla sardım, bırakmadım.

Ey Kudüs’ün kadınları, yemin edin,
söz verin bana, şahit olsun ceylanlar!
Uyandırmayın aşkı, körüklemeyin,
o isteyene, ben hazır olana kadar.

Erkek
Sevgilim, çok güzelsin!
Ah, çok güzelsin!
Örtünün ardındaki gözlerin
bir çift güvercin.
Saçların uzun ve dalgalı,
dağın yamaçlarında dans eden keçi sürüsünü andırıyor.
Yeni yunmuş koyunlar gibi beyaz dişlerin,
hepsinin ikizi var. Eksiksiz.
Dudakların kırmızı ipek.
Ağzın korkunç güzel.
Örtünün altındaki yanakların
iki nar parçası sanki.
Boynun uzun ve ince,
Kral Davut’un kulesi gibi.
Memelerin ikiz karacalar,
zambaklar arasında dolaşan ikiz ceylanlar.
Tepeden tırnağa güzelsin aşkım,
hiç kusurun yok.
Sevgilim, gelinim benim,
bir bakışla çaldın gönlümü.
Aşkın çok güzel kızkardeşim benim, karım benim!
Aşkın şaraptan tatlı.
Teninin kokusu her baharattan güzel.
Sevgilim, dudaklarından bal damlıyor.
Süt ve bal var dilinde.
Sevgilim, saklı bir bahçesin sen.
Kapalı bir çeşmesin.
Kaynak suyusun, kuyusun.

Kadın
Uyan kuzey rüzgarı!
Sen de gel ey güney rüzgarı!
Bahçemin üstünde esin,
dağılsın kokusu her yere!
Sevgilim gelsin,
tatsın bahçemin meyvelerinden!

Erkek
Sevgilim, geldim bahçeme.
Mürümü, baharatımı derdim,
peteğimi balımı yedim,
sütümü şarabımı içtim.

Kızlar Korosu
Yiyin için, ey dostlar!
Aşktan sarhoş olun, ey sevgililer!

Kadın
Uyuyorum ama kalbim ayakta.
Bakın sevgilim kapımı çalıyor:
Kızkardeşim, aç kapıyı gireyim,
sırılsıklam oldu başım çiyden,
kaküllerim gecenin neminden.

Ama çıkardım elbisemi, nasıl giyeyim!
Yıkamıştım ayaklarımı, nasıl kirleteyim!

Aşkım elini uzattı,
aralıktan içim akacaktı neredeyse.
Kalktım, sevgilime kapıyı açayım diye,
mür elimden damladı,
parmaklarımdan aktı
sürgü tokmakları üzerine.

Kapıyı açtım ama sevgilim gitmişti.
Aradım, bulamadım.
Seslendim, duyuramadım.

Korucular buldu beni, hırpaladı.
Aldılar ceketimi.
Ey Kudüs’ün kadınları, ant için, söz verin bana!
Sevgilimi bulursanız söyleyin ona,
aşk hastasıyım ben.

Kızlar Korosu
Farkı ne sevgilinin öbürlerinden,
ey güzeller güzeli?
Farkı ne ki, bize böyle ant içiriyorsun?

Kadın
Sevgilim parlak ve ışıl ışıl,
onbinde bir.
Saçları altın sarısı, dalgalı,
kakülleri kuzgun gibi.
Gözleri su kenarındaki güvercin,
sütle yıkanmış sanki, mücevher.
Yanakları baharat yuvası.
Dudakları mür damlatan zambak.
Kolları altın çubuklar, sarı yakut.
Vücudu lacivert taşlarıyla süslenmiş fildişi.
Bacakları saf altına dikilmiş mermer sütunlar.
Ağzı kendi gibi güzel.
Tepeden tırnağa güzel.

Ey Kudüs kızları,
işte böyledir benim sevgilim!

Kızlar Korosu
Ey güzeller güzeli, nerede sevgilin?
Ne yana gitti, bulmana yardım edelim!

Kadın
Bahçesine indi sevgilim,
güzel kokulu tarhlara,
bahçede gezinmek, zambak toplamak için.
Ben sevgilime aitim, sevgilim de bana,
gezinip duruyor zambaklar arasında.

Erkek
Sevgilim, Tirsa şehri kadar güzelsin,
Kudüs kadar şirin,
sancak açmış bir ordu kadar görkemli.
Çevir gözlerini benden,
bozguna uğratıyorlar beni.
Dağın yamaçlarından inen
keçi sürüsünü andırıyor siyah saçların.
Yeni yunmuş koyunlar gibi beyaz dişlerin,
hepsinin ikizi var. Eksiksiz.
Örtünün altındaki yanakların
iki nar parçası sanki.
Altmış kraliçe, seksen cariye,
sayısız bakire olsa da bir tanedir benim eşsiz güvercinim,
biricik kızıdır annesinin.

Kızlar sevgilimi görünce, “Ne mutlu ona!” dediler.
Kraliçeler, cariyeler onu övdüler.

Kızlar Korosu
Kim bu kadın?
Şafak gibi, ay gibi, güneş gibi!

Kadın
Ceviz bahçesine indim,
yeşermiş vadiyi göreyim diye.
Asma tomurcuk verdi mi,
narlar çiçek açtı mı bakayım diye.
Nasıl oldu anlamadan,
tutkum bindirdi beni soylu halkımın savaş arabalarına.

Kızlar Korosu
Dön, geri dön, ey güzel,
dön, geri dön de seni seyredelim!

Erkek
Neden seyrediyorsunuz sevgilimi
seyirlik oyun gibi?

Ne güzel sandaletli ayakların,
ey soylu kadın!
Mücevher gibi yuvarlak kalçaların,
usta ellerin işi.
Şarabın hiç eksilmediği
yuvarlak bir tas gibi göbeğin.
Zambaklarla kuşanmış
buğday yığını gibi karnın.
Sanki bir çift geyik yavrusu memelerin,
ikiz ceylan yavrusu.
Fildişi kule gibi boynun.
Pırıl pırıl mora çalar saçların,
kaküllerinde tutsağım ben.

Ne güzel, ne çekicidir aşk!
Zevkten zevke sürükler.

Hurma ağacına benziyor boyun,
salkım salkım memelerin.
“Çıkayım hurma ağacına” dedim,
“Tutayım meyveli dallarını.”
Üzüm salkımları gibi olsun memelerin,
elma gibi koksun soluğun,
en iyi şarap gibi ağzın.

Kadın
İçtiğimiz şarap,
sevgilimin dudaklarından dişlerinden aksın.

Ben sevgilime aitim, o bana tutkun.

Gel, sevgilim, kıra çıkalım,
çalılıklarda sabahlayalım.
Bağlara gidelim sabah erkenden,
bakalım, asma tomurcuk verdi mi,
dalları yeşerdi mi,
narlar çiçek açtı mı,
orada sevişeceğim seninle!

Ah! Neden abim değilsin sanki,
annemin memesinden emmiş olan.
Sokakta da öperdim seni,
hiç sakınmadan.

Beni yüreğinin üzerine bir mühür gibi,
kolunun üzerine bir mühür gibi yerleştir.
Çünkü sevgi ölüm kadar güçlüdür.
Tutku ölüler diyarı kadar katıdır.
Alev alev yanar,
yakıp bitiren ateş gibi.
Sevgiyi engin sular söndüremez,
ırmaklar süpürüp götüremez.
İnsan varını yoğunu sevgi uğruna verse bile,
hor görülür yine de!