e540b-meyhane-1.jpg

DOSTLUK

Abbas kanı sıcak, tez canlı, biraz da hayalperest birisiydi. Abbas’ı tüm mahalleli severdi. O ise kendinden yaşça büyük olan Cahit’le iyi arkadaştı ve hep bir fırsatını bulur Cahit’in dükkanına giderdi. Kimi zaman ona işlerinde yardım eder, bazen alışverişine bakar, bazen de sözlerini iletmek için ünleyici gibi onun için kapıları sayardı. Bu ikisinin bitip tükenmez sohbetleri, yaz günleri Cahit’in kitapçı dükkanının arka kapısının açıldığı bahçede sürerdi. Köşedeki çınar ağacının altındaki küçük havuzun kenarına sandalyelerini çekerler, çoğu kez her ikisinin de kucağında kitaplar olur, biri bitmeden diğerinin sözü başlardı. Bu dostluk böyle sürerken Cahit ileri yaşın getirdiği bir hastalığa yakalandı. Arkadaşlıkları sürse de sohbetler erteleniyordu, çünkü hastalığı ilerledikçe Cahit çoğu gün daha akşam olmadan dükkanı kapatıp evine gider olmuştu.

O gün göğe akşam kızılı çöktüğünde, Abbas dükkana uğramıştı. Cahit, Abbas’ı görünce sevinip seslendi, “Vakit tamam!” dedi. Abbas güneşin sarı top gibi dağın ardına gizlenmeye çalıştığı yöne baktı. Cahit, “Akşam diyordun işte oldu akşam!” diye üsteledi. Abbas bu sözün üzerine sandalyeleri ve masayı heyecan ve mutlulukla ağacın altına, eski günlerdeki gibi, tam havuzun kenarına yerleştirdi. Cahit böyle istemişti. Dükkana her girip çıkışında elinde getirdiği öteberileri masaya diziyordu. Bardaklara içkileri de doldurunca çilingir sofrası kurulmuş oldu. Artık iki arkadaş karşılıklı oturmuş yiyip içiyorlardı. Cahit’in neşesi yerine gelmişti. Abbas’a şaka yollu “aya haber sal çıksın bu gece” dediğinde bardaklarından birer yudum almışlardı ki, güneşin yattığı yerden bir ay göründü.  Gece ilerliyor, kadehler dolup boşalıyordu. Sohbetin durulduğu, sessizliğe dönüştüğü bir anda Cahit bir ferman okur gibi “Sihirli seccadeye bin ve tozu dumana kat, Beşiktaş’a git ve ilk sevgilimi al getir” dedi. O güne kadar Cahit’in bir dediğini iki etmeyen Abbas, bu söyleme şekline ve kendisinden istenilene şaşırarak arkadaşına baktı. Cahit yorgun ve mutsuz görünüyordu. Kendi kendine “Yaşamak istiyorum gençliğimi yeni baştan” diye söylendi.

GÖREV

Hastanın durumunun yavaş da olsa iyiye gittiğini söyleyebilirim. Siz de takdir edersiniz ki, geçirdiği büyük bir ataktır. Çevrenin bu gibi durumlarda hayati önemi vardır. Hastamızın bu bakımdan sıhhi şartlarda bulunmadığını sonradan tespit ettik. Hastalandığı gün Cahit isimli kişi, onu yanına çağırmış. Sürekli emirler vermiş, bahçesindeki ağacın hemen altındaki havuzun kenarına kendisi için sofra kurdurmuş. Sürekli talimatlarını naralarla söyleyip durmuş. Bu gibi vakıalarda alkolün tetikleyici rol oynadığı öteden beri bilinir. Abbas’a alkol de vermiş ve kişi kendisi de içiyormuş. Abbas bir yandan içmiş bir yandan da Cahit’in isteklerine uymuş. Tabidir ki, hastamızın, hastalığından kaynaklı, ikna olma eşiği çok düşüktür.  Yanında bulunan Cahit, yaşlandığına, gençliğini tekrar yaşamak istediğine ve bunun için de ilk sevgilisini görmek istediğine Abbas’ı inandırmış. Bundan sonrasının bilimsel yönünü izah etmek biraz güç. Hastamızın bulunduğu yerde çok katlı olmayan bahçeli evler varmış, seccadeyle uçmak için en uygun yerin caminin minaresi olacağı aklına gelmiş. Bunun hastamızın fikri olmayabileceğini öngörüyoruz. Zira Cahit bey, hastamızı camiye götürmüş,  gece olmasına rağmen ay, her yanı aydınlatıyormuş, Abbas elinde bir kırbaçla her yeri tozu dumana katmış ve bir anda, ayın yanında minarede, elinde seccade ile duruyormuş. Az evvel ortopedi ve beyin cerrahi bölümleri bizden konsültasyon istediler. Hastamızı henüz kendi servisimize alamıyoruz.

SAVUNMA

Alkolün insan sağlığı üzerinde olumsuz etkileri uzun yıllardır bilinmektedir. Nitekim kamu politikalarında da bilimsel gerçeklik değerlendirilmiş ve akşam belli bir saatten sonra alkol satışı yasaklanmıştır. Sanık bu normları ihlal etmiştir. Kendisini Cahit isimli bir kişinin azmettirdiği yönündeki savunmasına itibar edilemez. Çünkü görgü tanıklarının ifadelerinde açıkça belirttikleri gibi Cahit hiçbir eylemde bulunmamıştır. Cahit masa hazırlamamıştır. Suçta kullanılan kırbaç sanığın mülkiyetindedir. Bizce bunun silah olarak kabul edilmesi gerekir. Sanık Beşiktaş semtinde oturmakta olan mağdureyi “Cahit seni çağırıyor” diye kandırmıştır. Suç büyük bir soğukkanlılıkla, tasarlanarak işlenmiştir. Sanığın eyleminin her anını düşünmek ve bu eylemi yapmaktan geri dönmek için fırsatı olmuştur. Ancak suçu işlemekte kararlılık göstermiş, suça hazırlık hareketlerinin devamında istenmeyen neticeyi doğurmaya yeterli ve elverişli fiilleri işlemiş olması sebebiyle en ağır biçimde cezalandırılması gerekir.

AYAKÜSTÜ

Bizim Cahit, okuya okuya kafayı yemiş. Geçen akşam yanına uğramıştım. Çok önceden bir akşam birlikte içelim demişim, onu hatırladı. “Haydi Abbas, vakit tamam” demez mi, kıramadım. Biraz yorgun görünüyordu, o söyledi ben yaptım. Masayı tarif ettiği gibi bahçeye, ağacın hemen altına havuzun kenarına kurdum. Cahit ben gelmeden önce içmeye başlamış aslında, saçma sapan konuşmaya başladı. Bir gönül derdi vardı, galiba, “Dinsin artık bu kalp ağrısı” dedi. Ben de dinsin dedim, büyükçe birer yudum daha aldık. Beriki tutturdu, hadi git Beşiktaş’tan sevgilimi al getir, benim sihirli seccademe bin, kırbacı da al eline, tozu dumana kat. Anladım işin tadının kaçacağını, bir bahane bulup masadan kalktım.

EFSANE

Beşiktaş’ta bu olay bir efsanedir, hep anlatılır. Gençliğinde çok güzel bir kızmış. Bir sürü isteyeni olmuş, o kimseyi beğenmemiş. Cahit isimli bir şaire tutulmuş. O zamanlar kadınlarla erkekler öyle rahat flört edemezmiş. İmkanlar yokmuş, telefon da olmayınca kala kala ayakçılarla mektup yollamak kalıyor. Abbas, Cahit’in hem arkadaşı hem de ayakçısıymış. Havuz kenarında sabahlara dek sohbetler ettikleri, şiirler okudukları bilinirmiş. Abbas Beşiktaş’ta çok görünür olunca önce bu kime meyletti diye merak etmişler. Sonra kendisi için değil şair Cahit için buralarda olduğu anlaşılmış. Kızın gönlü varmış ama babası “Çulsuz adama kız mı vereceğim” diye ayak diremiş. Araya girenler babayı ikna edememişler. Kızın ve şairin günden güne bu aşktan erimesi yürekleri dağlamış ama kavuşmak aşıklara mümkün olmamış. Yıllar yıllar sonra, bir akşam Abbas, Cahit’e istediği gibi bir masa kurmuş, başlamış sohbet. Cahit yılların yorgunluğunu anlatmış, gençliğini yaşamak istediğini söylemiş. Bizim Abbas, onu orada bırakıp bir elinde kırbaç, sihirli seccadeye atladığı gibi ilk sevgilinin yaşadığı Beşiktaş’a varmış. Ortalık toz dumanmış ve kızın kapısına dayanmış…

OYUNCU

– Haydi Abbas, vakit tamam: Akşam diyordun işte oldu akşam.
– Nihayet Cahit, nihayet oldu akşam.
– Kur bakalım çilingir soframızı. Dinsin artık bu kalp ağrısı.
– Gündüzden biraz hazırlık yapmıştım, nereye kurayım istersin?
– Şu ağacın gölgesinde olsun; tam kenarında havuzun.
– Orası olsun ama yapraklardan karanlık olmaz mı?
– O zaman, aya haber sal çıksın bu gece.
– Vay Cahitciğim, şairliğin üstünde bu gece. Dolunayı çağırayım, peki başka ne istersin, emret?
– Bas kırbacı sihirli seccadeye, göster hükmettiğini mesafeye ve zamana. Katıp tozu dumana, var git.
– Bunlar da bir şey mi, daha ne istiyorsun?
– Kendimi hükümdar gibi hissettirdin.
– Mühür kimdeyse padişah odur.
– Alemsin be Abbas!
– Olsun bizim de birazcık şairliğimiz hükümdarım.
– O zaman, var git Beşiktaş’a, al getir ilk sevgiliyi.
– Yaşlanmıştır ama şimdi. Beşiktaş’a gitmek mesele değil aslında, niye ilk sevgili?
– İlk baştan yaşamak istiyorum gençliğimi.

Berna Özpınar