Gün doğarken

Gene boktan bir sabah. Hava kapalı. Havanın götü döndü fıkrası geldi aklına, gülümser gibi oldu. Bu havada ancak bu kadar keyif olur. Perdeyi araladı, aha, yine aynı kız. Eşarp takmış haspa, sinemadaki İtalyan karılar gibi. Ama o karılar gibi de gülmüyor, yüzünde bulutla geziyor. Of!

Fabrikada tütün saran

Yetti artık Gülsema, bak bu son olsun. İnan ol, seni usta başına şikayet edeceğim. Sen ellere  ne bakarsın? Onlar işi de oynaşı da bir eder, senin  aklın havada, tütünleri hiç ediyorsun.

Bir evi olsun ister

Kira zamanı ne çabuk geldi. Daha geçen aykini ödeyemedik. Ev sahibi yine dayanır kapıya, herkes duysun diye de güm güm kapıyı yumruklar. Zehralar da ev almış. Bankadan kredi çekmişler. Ah şu babam içmese! Para mı dayanır. Gerçi buna da çok şükür, başımızda ya. Allah bize de kısmet eder inşallah.

Bir de içmeyen kocası

Güzelliğin on para etmez, bir ayıya düşerse insan. Bak Meryem’e, içip içip dövüyor kızı şerefsiz İhsan. Ah ah insanın bahtı güzel olmalı, bahtı! Alpay yanık bana ama o da benim gibi çulsuz işte, neyleyim. Ama efendi çocuk be. Kırar sarar geçiniriz. Hem anamı da sever sayar, ne de olsa memleketliyiz. Şu lanet kış bitmedi gitti. Parmaklarım mı sızlar yüreciğim mi bilemez oldum.

Dışarda bir yağmur başlar

Soba ancak kendini ısıtıyor. Üzerindeki çaydanlığın suyu  bir iki tıkırdayınca Gülsema pencerenin önünde oturduğu somyadan kalkıp çayı demliyor. Dönüp yeniden giriyor battaniyenin altına. Yağmur yüreğini sızlatıyor, gözlerinden yaşlar süzülüyor. Uzakta bacalarından kara dumanlar çıkan fabrikaya bakıp elinin tersiyle siliyor gözyaşlarını. Ah, diye inliyor, ah… içerisi sıcaktır şimdi ve yağmur yağmaz fabrikaya.

Oysa yatağında bile

Tütün sarıp saate bakmaktan, saate bakıp tütün sarmaktan sevmelere vakit mi kaldı? Gel de uyu bakalım. Geceler bitmek bilmiyor. Sıcak yatakta yavukluma sarılıp uyumalar nasip olmadı bana. İşte daha bir gün yüzü göremeden anamın dizlerinde derman kalmadı.

Kahpe dünya, böyle gelmiş, böyle gider.

Makineler diken gibi

Düğmeye bastı. Makinesini kapattı. Mola saati gelmişti. Her iki saatte bir 15 dakika. Sigara içmeye dışarı çıkacak, arka arkaya üç sigara içecek, tekrar makinesinin başına dönecek.

Dışarıda yüzü kesen kuru bir soğuk. Parmakları titreye titreye yaktı sigarasını. Karşısında kendi gibi molada olan erkek işçiler. Bakmadı hiçbirine. Dişlilerin arasına önce hayallerini, sonra ellerini kaptırmak istemiyordu. Bakmadı hiçbirine ama emindi onların baktığına. Sonuna gelen sigarasını çöpe atmadı. Yere atıp ayağıyla ezdi. Ellerini uzattı; kuru, mosmor. Sonra bir tane daha yaktı. Dişlilerin sesi kulağında.  İntihar fikri, arsız kuşlar gibi tekrar tekrar konuyor omuzlarına. Düğmeye bastı puantaj şefi. Yüzünde pis bir gülümse. İçeri girmesi gerekiyordu.

Gün batarken

Gene boktan bir akşam. Gel de içme. Nerde yapındırsak bu akşam? Tıktık’ın biranede iyicene kıptiye bağladılar. Cemo’nun orası da kazık. Evde mi takılsam. Neyse bir çıkayım da su yolunu bulur.

Annesinin sesi, kapının çıngırağına karıştı: Alpaaay nereye len gene, cibiliyetsiz!

Fabrikada tütün saran

Yetti artık, bak bu son olsun Gülsema. İnan ol, seni usta başına şikayet edeceğim. Sen ellere ne bakarsın? Onlar işi de oynaşı da bir eder, senin aklın havada tütünleri hiç ediyorsun.

Perşembe grubundaki bir avuç arkadaş tarafından ortaklaşa yazılmıştır.