Çok dikkat etmeme rağmen çok hasta olurum. Nanemollayımdır biraz. Biraz terledim mi ne geçenlerde, hemen kaptım şifayı. Neyse. Doktora gitmemek için eldeki ilaçlardan bir reçete yaptım kendime, bol dinlenmece, uyumaca. Ama uyumak istemeyen bir insan olarak, en büyük yardımcım TYLOLHOT denen mendebur. Fakat acayip bir kafası var. Rüyalar rüyalar.

Yatmadan önce Bilge Karasu’nun genç yaşlarda yaptığı şiir çevirilerinin toplandığı kitabı okuyordum. Hacitocuğumun hediyesiydi, ancak fırsat buldum. Karıştırdım biraz şöyle. Lorca’nın şiirleri.

Tylol-hot’ı da içmiştim. Uyumuşum.

be365-dsc_0559.jpg

Ateş yakılmış. Ateş başında Lorca’yla oturuyoruz. Kederli, rom içiyor. Benim elimde de bir bardak var. Sigaramız var tabi. Sessiziz daha ziyade. Hüsnü abi de varmış, elinde gitar, tıngırdatıyor. Kendi kendine bir şeyler mırıldanıyor, bizle muhatap değil. Sonra Cemal Süreya geliyor, bağdaş kuruyor teklifsizce. Doğrudan bana, “Oğlum benim Lorca çevirilerim daha iyi la!” diyor. Yutkunuyorum.

Kalkıp işemeye gidiyorum. Bir uğultu var ama kimse yok. Kimsesiz uğultu. Bir şiir koparsam dünyadan, bunun derdindeyim ben.

Döndüğümde Don Kişot ile Cervantes’in arasında bir adam peyda oluyor yanımda birdenbire. Çok uzak, diyorum, bu yel değirmenleri. Ya ne lakası var, diyor. Otobüsle 6-7 saat bir şey. Ya ben ne yapayım, Rosinante’yle anam ağlıyor Cordoba yollarında. Başlıyor ağlamaya. Haydaaa!

Çok sık uyanıyorum, ter içindeyim. Yine alıyorum elime kitabı. Bilge Karasu’nun çevirileri. Hastayım. Ama hastayken de iyi çeviriler bunlar. Titiz bir çalışma yapmış Tunç Tayanç. Güzel olmuş.

Akademik hassasiyet belki, hemen Oruç Çarşambası diye bir şiir başlığı dikkatimi çekiyor. Doğrusu Kül Çarşambası’dır; ama bu kadar kusur olur, kadı kızında bile.

Sonra şu güzelim dizeler, Gustavo Adolfo Becquer’den çevirmiş Bilge Karasu:

– Şiir ne ki? – diyorsun, mavi
Gözlerini gözlerime mıhlarken.
Şiir ne mi? Soracak mıydın sen de?
Şiir… sensin ya!…

Suratımda –muhtemelen anlamsız– bir sırıtışla yatakta doğruluyorum. Su içmek için uzandığımda, kitaplıktaki Cemal (a’yı kalın okuyunuz) abinin sigara dumanlı bakışları.

Uyumaya çalışıyorum. Rüyalar rüyalar. Ne demişti Can Baba, Düşünde bile göremez işler/Düşlerin gördüğü işleri, kendimi bir anda yel değirmenin dibinde buluyorum. Bu sefer Lorca yok, kimse yok, o var sadece.

Onur Çalı