3ec6d-10173688_283442791832086_67482457698398634_n

“Kaç kez söyledim sana/şairler çocuktur anlamazlar” (s: 114, c: 2) dediğine bakılırsa; Halim Yazıcı kendi engin dünyasını, bir kısmı gün ışığına çıkmış bir kısmı da yeni ortaya çıkan 800 sayfayı aşkın toplu şiirler düzleminde, çoğunca birleştirmiş. Tutumlu sözcük dağarcığı ve toplamıyla çoğu kısa dizelerle oluşturduğu, yalın kalma hevesinden hiç vazgeçmediği, kendine özgü anlatımıyla Halim Yazıcı profiline okuru da yaklaştırmış.

Halim Yazıcı; Bergama’dan pek kopamadığı, Çandarlı denizine sık sık bandırıp çıkardığı, babasının Ege efesi direnişinden esin bıraktığı Asklepion’da mitos’larla kaynaştırdığı ve Che edasıyla devrim esintilerine kavuşturduğu; bazen Lorca, bazen limon, zeytin kokulu şiirini; önümüzde birleştirip, Ege sıcaklığıyla sunmasını biliyor.

“İncirin sütü anlattı bana” (s: 112, c: 2) “dört defa demlediğim ve giderek tatsızlaşan çayı döktüğüm” (s: 65, c: 1) diye anlattığı evren onun doğadan koparttığı, sıcak biçimlerde önümüze sunduğu kendine özgü evrendir. Sevdiğinden ayrı yaşamayı beceremeyen deli yüreğini (s: 56, c: 1), akşam akşamsefaları eşliğinde kurduğu eşsiz hülyaları ve ömrünü şehrin orta yerine kurduğu duygularla bitiştirir.

Doğanın bu yeşil örtülü ve bahar kokulu ozanı şimşekleri avucuna takarak Cunda’nın meyhanelerinde gezdirecektir bizi. “sigaraya başladım hayatım” “teneke kutu bira söylüyorum” (s: 172, c: 1)

Onun hep hayatın içinden ürettiği, canlı ve kimsede göremeyeceğiniz taze, buğulu ve turfanda dizeleri…

Halim Yazıcı, hiçbir akımı kendine eklemediği, kendine özgü bir dille seslenmiştir bize. Onu ne imge boğuntusu, ne de imgeden uzak bir şiir evreninde kucaklarız. Yalın koşmayı ilke edinmiştir bu kez. Açık hava sinemalarında çekirdek yenen günlerin şakırtılı sesinden, çingenelerin onu etkileyen renkli gürültüsünden de uzak tutmaz dizeleri. Tüm bunları memleketi Zeytindağı’yla, babasının onu etkileyen gölgesiyle birleştirmeyi bilir:

“sinemaya ayşecik gelirdi
ay çekirdeğinden
kır çiçekleri getirirdi seyhan
sevgilisine yuntdağından” (s: 343, c: 1)

Ege’de yaşayanlar, şiirlerde geçen yöresel adları bir bir tanıyacaklar: Ayvalık’ı, Çandarlı’yı, Bergama’yı, orada yaşayan canlı kahramanları hissedecekler Yazıcı şiirlerinde. “kağıttan film olmamıştı/che henüz”, “yurtta üçüncü kattan atılan/harun karadeniz’in arkadaşı kimdir” (s: 344, c: 1) diyerek toplumsal tarihimizin yakın dönemeçlerine kadar inen, bazen Metin Altıok vb. Sivas yakınlarımıza değinen, devrimci bir kahramanın usta dönüşünü, kitabın ikinci cildi “Avluda Kuş Sesleri” kitabında “cebimde yanardağlar” (s: 192, c: 2) diyerek, içindeki yangını ortaya çıkardığı cezaevi günlerinde, tıpkı Nazım’ın “Dört Hapishaneden” kitabındaki ince duyarlıklı yeni biçimiyle ortaya dökecektir: “pencereyi açtım, kumrular girdi, ranzamda yağmur, avluda gölgemle henüz seksek oynamadım” (s: 199, c: 2) vb. ayrı duyarlıkla döşenmiş, özlem ve dünyayı yeniden görme biçimleri içinde eşine, kedisi Tarçın’ın pencere pervazında oturup oturmadığını sorar. Bu da hapishane şiirlerine yeni bir çizgi bırakmıştır Yazıcı dilinde.

Aslında “cebimde gizli kuşlarım var/dilleri dilim, kanatları vapurlarım, onlarla/bir dağlara bir aşka konarım” (s: 135, c: 2) dizeleri Halim Yazıcı’nın son şiirlerinde belki yazmak istediklerinin tam özeti olmuştur bence. Yazıcı gizli ve özel bir duyarlıkla, Ege içtenliğiyle, ve kocaman yüreğiyle belki ipince bir melodi sesi yaratmaktadır.

f3352-1006104_281059498737082_4142611436050217123_n

Tıpkı Orhan Kahyaoğlu’nun onun için “Musikinin Yazıcı’nın şiirlerinde özel bir yeri var. Musiki, şiirlerin daha çok yapısına yedirilmiş, Eski kitaplarında, birçok müzik türü, veya müzisyenlerle kurduğu duygusal bağı, müziğe, özellikle caz’a duyduğu ilgiyi yansıtan örneklerle karşılaşılıyor” dediği yerdeki gibi tenor sax, flüt, akustik gitar, Ella Fitzgerald, Bob Dylan, Joan Baez, Hamamizade İsmail Dede Efendi, Neyzen Tevfik ve birçok müzik arkadaşıyla birleştirdiği “Aşk Cazdır” dilimi, Yazıcı’nın müzik bağının keskin örnekleri. Müzik bağı, şiirinde de ses olarak ve tını biçiminde yer yer deyişine sığdırılmış bir biçime dönüşmüş. Akdeniz şahidimdir diyerek Ege’yi ve Akdeniz iklimini; kendini küçük taşlarla bağlamış olma fikriyle bize aşılıyor. Yılmaz Güney arkadaşımdır diyerek (s: 317, c: 1) bize devrimsel yönsemeler de getiriyor. “Bergama’da aklımızda kırmızı boyalar” diye çağırdığı yer, belki İzmir Pasaport kahvesinde grapon kağıdından devrimler yaptığı yıllara rastlıyor. Kelebek toplayıp papatyaları emzirmesi de onun çocuksu çabası.

“sen gittiğinden bu yana ben yaşlandım
kan damarlarım delice zeytin” (s: 334, c: 1)

Sonuç olarak Halim Yazıcı, içli, hüzünlü ve aşk dolu bir Ege delikanlısının durmadan koşturduğu gençliğinden orta yaşa, belki de yaşlanmaya hiç uğramayacak dopdolu enerjisini bize taşırdığı şiir toplamıyla karşımızda. Hiç de kayıtsız kalınmayacak; hangi zeytin kurudu diye arkamıza baktırmadan seyrine doyulmayacak enfes bir Ege albümü bu!

“sen bana bakma. ben kendime geliyorum” (s: 110, c: 2)

Şairin durup durup bizi limon kokularına, dalga hışırtılarına ve Çandarlı gecelerinde koca Zeytindağlı’nın yanına çağırdığı upuzun bir serüven. Zeytinlerin erken kararmasını, geç kanamasını; dağlara gidip şiiri silahla vurmaya çalışan Ege zeybeğinden dinlemek isteyenlere…

Hüseyin Peker

Varlık Dergisinde (Ekim 2014) yayımlanmıştır.