fb99d-gc3bcnec59f2bdede

Dedem seslenir her akşam. “Yat artık Mehmet, bırak elinden şu bilgisayarı, kardeşin çoktan uyudu, sen de yat artık hade!” Sevmem ben uyumayı. Güneş batarken daha, içime bir sıkılma düşer, niye bilmem!

Annem “Daha erken baba, oynasın az daha.” der. Baba derken bastıra bastıra söyler. Susar o zaman dedem. Annem hep beni tutar. Tutar tutmasına ama tembihi de eksik etmez. “Deden olmasa sokağa düşeriz. İyi davran, he de, kızdırma ha Mehmet’im.” Kızdırmam. Dedem için değil, annem üzülmesin diye. Kardeşimle sokaklara düşmeyelim diye. Dedem de çok kızmaz zaten. Kardeşime hele hiç kızmaz. Annemi de çok sever, dinler, bir dediğini iki etmez, laf söyletmez. Gelinim demez de “bizim Naciye” der.

“Bizim Naciye bir baklava açar, zar gibi ince, hemi de kırk kat!”

“Bizim Naciye sağ olsun, hanım öldüğünden beri her işimize koşar.”

“Bizim Naciye’nin yerinde başkası olsa benim oğlana bir gün katlanmaz!”

“Bizim Naciye…”

Babam gelmez eve genelde. Duvarlara köpük döşer. Ses geçirmeyen sıcak tutan köpükler. Köpükler nasıl sıcak tutar, nasıl ses geçirmez bilmem. Bizim evin duvarları köpüksüz. Dedem hep söyler “Bizim eve ne zaman sıra gelecek?” Babamın hiç vakti olmaz. Ben merak ederim köpükleri.

Keşke bizim duvarlara da döşese! Ben ona yardım bile ederim. Bizim evimiz de sıcacık olsun, duvarlar ses geçirmesin isterim.

Çok çalışır ama babam. Sabahlara kadar çalışır. Ondan gelemez. Hep kaybeder paralarını. Hep kandırılır. Üç dört günde bir gelir, bir iki gün kalır. Dedemden para alır, ben görmüyorum sanır. Dedem hem küfreder, hem verir. Markete gider sonra, bana Çokonat, kardeşime süt alır.

Kardeşimi omzuna çıkarır, at olur. Sonra ben çıkarım omzuna, kovboyculuk oynarız. İkimizi de aynı sever babam. Eve az gelir ama bizi çok sever. Aynı sever. Beni de kardeşimi de aynı, çok sever.

Dedeme benzer kardeşim. Dedemin küçülmüş hali gibidir. “Babam benim, koçum benim!” diye sever babam, kardeşimi. Dedem başını öne eğer, annem yanımızdaysa mutfağa gider.

Geceler, soğuk yataklar… Ben kardeşimle yatarım, aynı odada. Uyuyamam ama işte! Dedem gelir bazı geceler, gözlerimi kapatırım. Kardeşimin üstünü örter özenle, onu hep çok sever. Sonra bana bakar, hissederim. Gözüm kapalı ama bilirim yaklaşır, yüzüme eğilir, hiç kırpmam gözümü, uyuyorum sanır, beni az sever. Sessizce uzaklaşır sonra. Kapatır kapımızı, çıkar. Annemin kapısı açılır, kapanır. Sesi gelir yan odadan. “Baba!” Kesik, kısık, bastıra bastıra.

Ecüş bücüş şekiller sarar duvarları. Tüm ecüş bücüş şekiller dedem gibi görünür. Ecüş dede, bücüş dede, çirkin çirkin bir sürü dede! Babamın duvarlara döşediği köpükleri düşünürüm. Ses geçirmeyen, sıcak tutan, hatta ışıklı, balon balon, rengârenk köpükler. Sabah olunca sormak isterim anneme. “Senin üstünü de dedem mi örttü dün gece?” Sormam. Gece sormaya karar veririm ama sabah olunca unuturum.

Güneş doğunca renkli köpükler kadar güzel dünya. Güneş de kocaman sarı bir köpük müdür acaba?

Ayşegül Kocabıçak