Sevgili,

Rahat mısın? Mutlu musun, hoş musun? Beni terk edip gittin de eline ne geçti? Kuş mu kondurdular avucuna? Oysa ben bir sığırcık sürüsü saklamıştım göğsümde senin için.

Acıklı şarkılar dinledim günlerce. Ciğerini söküp atan şarkılar. Gözyaşlarımla mürekkebi dağılmayan mektuplar yazdım sana (malum, klavyeyle yazıyoruz artık). En son gözümde arpacık çıktı da vazgeçtim ağlamaktan. Erkeklerin yazdığı kitaplar okudum, sırf seni anlayabilmek için. Hepsine küfrettim. Anlayacağım da ne olacak, anlasam haklı mı olacaksın? Füruğ’dan başkasına körüm artık.

Yıllar sonra aldığım ilk nefestin. Almaz olaydım, öksürmekten içim dışıma çıktı. Öyle temiz bir havan yokmuş meğer, saksı bitkileri solusun seni, karbondioksit onlara lazım. Geceleri yıldızlara bakıp kuyruklarına takılacağım diye ayaz yedim. Hak ettim, bu yaşta alelade bir doğa olayının seni bana getireceğine inanırsam olacağı budur. Yıldızlar yetmedi, bir de falcılara para yedirdim. İçtiği kahvenin telvesinden medet ummak mürekkep yalamış bir kadının hangi halidir alla’sen? Gerçi terapiste gitmekten ucuza geldi, divana uzanıp yer kirası vermek ev kirası vermekten ağır gelirdi zati. Falımda üç vakte kadar yeni bir aşk çıktı. Hadi hayırlısı bakalım. Hayat, belki bu sefer tuttururum. Falcı iki de harf söyledi, neyse ki sende o harflerden yok. Çok şükür çıkmışsın hayatımdan.

Çok eğleniyorum biliyor musun? Sonsuzluğun tanımını aşkımızla yapıyorduk ya, bir yerimle gülüyorum artık. Amma çocukmuşuz. Ha bir de karşılıklı oturup melül melül susuşlarımız vardı, birbirimizin gözlerinden içeri girecekmişiz gibi bakışlarımız. Onlar neydi hakikaten? Kim kimin gözünden içini görmüş ki biz göreceğiz, ahanda yanıldık işte. O gördüğümüz aşk değilmiş, ne olduğunu sorma, bulamadım henüz. Yazın sıcağında vıcık vıcık terleyen ellerimizi kaydırmadan tutacağız diye parmaklarımızı koparacaktık neredeyse. Tuttuk da kaçırmadık mı? Demek ki kilit mekanizması ellerde değilmiş. Bir dahakine neresini tutsam ki, kaçmasın? (Yakıştıramamışsındır şimdi bu lafı bana, doğru çok asilim ben, olmadı böyle.)

Yaa Sevgili, ölmüyor insan. Ölecekmiş gibi sararıyor, soluyor ama ölmüyor. Bence dünyada aç değil aşk mezarı yok, bakma sen efsanelere, halkı kandırıyorlar.

Mektupların sonu hasretle gözlerinden öperek biter. Öyle gördüm eskilerden. Benden m’yi çalan Sevgili, anladım, sevgiler bize ait değildir. Yine de öperim gözlerinden, bir zamanlar içinde kendimi gördüğüm aynalardı onlar. Yansıma işte, yanılsamanın bir önceki hali. Haydi ben de gittim!

Hoşçakal.

Eylem Temur