Ankara’nın güzelliklerinden biridir Köfteci Doktor amcamız. Doğrudur, meşhurdur. Sakarya’dasınız, içmişsiniz, çok içmişsiniz, gece sonu kokoreci ya da köftesi yemek, güleryüz görmek ve bütün bunları Zeki Müren ya da Bülent Ersoy dinleyerek yapmak istiyorsunuz. O zaman tek adresiniz var: Köfteci Doktor. (Eski SSK’nın karşısındadır. Ankara’da her şey eskisiyle de anılır.)

Köfteci Doktor abinin, harbici doktor olduğunu sandım uzun süre. “Olum adam doktormuş, içerde diploması var hatta ama işte bu hayatı seçmiş” geyikleri… Sonra bir gün anlattı da öğrendik. Zamanın behrinde, tıp öğrencileri takılırmış çok dükkana. Doktor doktor derken bunlar, bizim abinin adı da doktor kalmış. Gerçek adını söyledi ama gene unuttum; sanki Muzaffer’di.

Doktor abi, aslen İstanbullu. Aşık oluyor, aşkının peşine geliyor Ankara’ya. Sonra eşi ölmüş ama doktor abi geri dönmemiş. Bir süredir, bırakıp döneceğim İstanbul’a diyor. Ama bana sorarsanız o buradan ayrılamaz.

Bir gece, nasıl yağmur var, nasıl alkol var damarlarımızda, nasıl dostuz, nasıl ve bok gibi genciz genciz genciz… Sığındık oraya. Ben koşup bir kutu bira aldım getirdim doktor amcaya. Aslında içmez ama alkol ya da sigara tutulunca alır yine de, efendilikten. Sonra masamıza çay bardağında rakımız geldiydi, pipetle içtiydim.

Anılarımız çok.

Köfteci doktor abinin en güzel huyu da Türk Sanat Musikisi sevmesidir. Kasanın orada, önünde kasetler dizilidir. Bir şarkı istediğinizde, alır kasetlerden birini, ileri geri sarar, hemen bulur şarkıyı. “Ctrl + f” gibi adamdır.

Gidin bir şarkısını dinleyin, derim.

Onur Çalı