halduntaner-6994.jpg

Şair Evlenmesi tiyatroculuğumuza ‘la’ sesini verdiğinden bu yana Ali Bey Ayyar Hamza’sı, Ahmet Vefik Paşa yerli oyunmuş duygusu veren Moliere uygulamaları, Teodor Kasap Pinti Hamid’i, İşkilli Memo’su, ama daha çok Hayal Dergisi’nde açtığı ilginç ve yürekli kampanyası ile Şinasi’nin çığırını destekleyip sürdürdüler. Ne var ki, Tanzimat kırması bir Avrupa hayranlığının at oynattığı bir aydınlar –daha doğrusu yarı aydınlar– ortamında yankı bulamadılar.

Arada ne sular akmış. Zavallı Kasap, zavallı Kunoş “Türk tiyatrosu kendi kaynaklarına dönmedikçe Batı’nın ikinci elden silik ve soluk bir kopyası olmaktan kurtulamaz” diye az mı çırpınmışlar? Hepsi kös dinlenmiş. Daha sonra Ahmet Rasim’in, İsmail Hakkı Baltacıoğlu’nun, Ahmet Kutsi Tecer’in, Sabri Esat Siyavuşgil’in uyarıları da hep kös dinlenmiş. Sanatı mutlu bir azınlığın tekelinde sanma saplantısından kurtulamamış bir yarı aydınlar takımı giderek halk lafından, halk şiiri, halk edebiyatı, halk tiyatrosu lafından huylanır olmuş.

İstiyorlar ki değer ölçümüzü onlar gibi Avrupa oyun yazarlığı ölçülerine uygulayalım. İstiyorlar ki onlar gibi biz de Avrupalı eleştirmenlerin kireçlenmiş yargılarını papağan gibi burada en iyi geveleyene bilgili eleştirmen, Avrupalı yazarların konusuna ve oyun çatısına en çok yaklaşana usta yazar, Batı yönetmenlerinin sahne düzenini ezberleyip burada tıpkısını taklit edene güçlü yönetmen diyelim. Kısacası yapıtı ile, sahneye kotarılışı ile, oynanışı ile bize özgü bir tiyatro üslubuna giden her çabalamaya karşılar.

Haldun  Taner