Eskiden mektup arkadaşı diye bir şey vardı.

Mesela İsveç’teki mektup arkadaşımıza dünü anlatan bir mektup yazsaydık…


Dear Larsson,

Bu mektubu mum ışığında yazmaya başladım. Çünkü ülkenin elektriği gitti. Yani bir apartman gibi düşün ama daha geniş çaplı düşün. Komşu ülkelere baktık, yanıyodu. Sigortalar atmış olabilir. Neyse herhalde bir yerde kocaman bir şalter var, onu kaldırınca düzeldi.

Sana daha önce yazmıştım, hani bi çocuğun başına gaz fişeği geldi komadan çıkamadı öldü, diye. Elektrikler gelince bir baktık ki o davayı yürüten savcıyı odasında rehin almışlar. Sizin ülkenizde de silaha sarılıp adalet arayan var mı bilmiyorum. Arasalar da ülkenin en büyük adliyesine silahlarla pankartlarla savcının odasına kadar girebilirler mi bilmiyorum. Biraz internete bakayım dedim; bu eylemi destekleyenler de vardı, eylemciler öldürülmeli diyenler de vardı. Akşam başarılı bir operasyon yapıldı ve rehine dahil kimse sağ çıkmadı.

Yine önceki mektuplarımdan hatırlarsın, Balyoz davasıyla hep paşalar generaller falan tutuklanmıştı hani, heh işte o yanlış olmuş ya, hepsi beraat etti bugün.

Bi de yangın çıkmış bir yerde onu tam bilmiyorum.

Ana muhalefet lideri yaşananlara çok kızmış, tivit attı.

Yeminli tarafsız cumhurbaşkanımızı tanırsın. Kendisi Slovakya’da konuşma yapmış, yine 400 milletvekili istemiş. Olmadı halka gideriz demiş. Galiba bizi seçimden sonra da referandum bekliyor.

Başbakanımız da, “artık herkes tarafını seçsin” dedi. AKP’li misin yoksa terörist misin karar ver diyolar. Çok gerildim Larssoncum. Çünkü terörist olmak istemiyorum ama öte yandan da işte ne bileyim…

Neyse biz bunları boş verelim. Sana bomba bir haberim var. Turabi Doğukan’a ayağıyla kum attı biliyo musun? Çünkü o da ona aduket çekmişti. Hala bunun yankıları sürüyor.

Sizin ülkede neler oluyor? Sen de yazsana.

Sevgiler,

Samet.