Honduras’da doğan Augusto Monterroso (1921-2003), 1936 yılında taşındıkları Guatemala’da kısa öykülerini yayımlamaya başlar. Diktatör Jorge Ubico aleyhine yürüttüğü gizli çalışmaları nedeniyle tutuklanır ve 1944 yılında Meksika’ya sürgüne gönderilir. Ölümüne kadar ikamet edeceği Mexico City’ye yerleşmeden önce çeşitli Latin Amerika ülkelerindeki elçiliklerde görev yapar. Kısa öyküleriyle bilinir. “Dinozor” adlı kısa öyküsüne (“Uyandığımda dinozor hâlâ oradaydı.”) sıkça referans yapılır.

Bir de anekdot, Serhan Ada’dan aktarıyorum:

Ölüm yıldönümünde yakın bir arkadaşı anlatıyor: “Bir defasında bir hikâyesini yanlış anlattım ve bir kelime fazla söyledim… Bana onu bir Tolstoy romanına çevirdiğimi söyledi.”

Birkaç öyküsü dışında Türkçeye çevrilmemiş olan Augusto Monterroso’nun iki metnini çevirmeye çalıştım…

Onur Çalı

Adsız22.jpg

Kısa Öykü Hakkında Birkaç Kelam

Roman seven kişi roman yazar; kısa öykü seven, kısa öykü yazar. Ben ikinci gruba dahil olduğum için kısa öykü yazıyorum. Ama çok da değil; dokuz yılda altı tane ya da on iki yılda sekiz tane gibi bir şey.

İnsan çok fazla kısa öykü yazamaz. Dört ya da beş konu vardır; bazıları yedi olduğunu iddia eder. İşte üzerinde çalışılması gerekenler bu konulardır.

Sayfa sayısına gelirsek, bu da az olmalıdır çünkü kısa öykü çok çabuk bir şekilde berbat hale gelebilir. Fazladan on cümle öyküyü çoraklaştırır; eksik on cümle ise öyküyü bir anekdot haline getirir. Yazılı ya da sözlü halde olsun, apaçık anekdot olan bir öykü kadar iğrenç bir şey olamaz.

Gerçek şu ki kimse bir kısa öykünün nasıl olması gerektiğini bilemez. Bunu bilen yazar kötü bir hikaye anlatıcısı demektir. Bu bilgisi, yazdığı ikinci öyküden itibaren aşikar hale gelecektir ve öyküsündeki her şeyin yanlış, sıkıcı ve yapmacık görünmesine yol açacaktır. Yazar, bilgi ve güvenin iğvasından uzak duracak bilgelikte olmalıdır.

Yazar İçin On Emir

1. Rüyalar kendi başlarına ilginç değillerdir. Kulaklarla ve karıncalarla yanlış yerde karşılaşan karışık bir zihnin edebiyatla alakası yoktur. Kafka’ya bakın: Rüyaları gerçek gibiydi.

2. Öykünüzde nasıl ilerleyeceğinizi kestiremiyorsanız eğer, durun. Tavana bakın. 10’a kadar sayın, biraz viski için. Öyküler sondan başa doğru ilerlerler.

3. Olabildiğince düzeltin, sonra da bir kusur ekleyin: yanlış yere konmuş bir virgül, hercai bir büyük harf, tekrar eden bir sözcük. Edebiyatta, doğallıktan daha önemli bir şey yoktur.

4. İnsanların konuşmalarını dinlemekten vazgeçmeyin. İyi yazılmış diyaloglar, o konuşmalardan doğarlar.

5. İyi bir üslup görünür değildir. Borges cesetlere makyaj yapmaz, onları diriltirdi.

6. Semboller, sinekler gibi, her yerdedirler. Fakat yalnızca sinek yiyenlerin ilgisini çekerler.

7. Birçok film izlemişsinizdir. Öyküler sahne sahne ortaya çıkmazlar. Okurun, sizin söylediğiniz şeyi “görmesini” beklemeyin. İmgelerinizi göstermeyi öğrenin.

8. Yazarken, duyguların karakterlerin tepkilerini yönlendirmesine izin vermeyin. Mahzun bir kahraman, okuyucuyu mahzunlaştırmaz. Duyguların, yazılanlara verilen tepki olarak ortaya çıkmasına izin verin.

9. Don Kişot’u okuyun. Sonra tekrar okuyun. Sonra da, içindeki hiç kimsenin Don Kişot’u bilmediği bir öykü yazın.

10. Özlü olmayı övmeyin, onu uygulayın. Daha fazla vakit almasına takılmayın. Pascal, yine, haklı: Uzun metinler, onları kısa hale getirmek için gereken vaktin ayrılmamasının sonucudurlar.

11. Romancılar acemi hikayecilerdir, ama tersi doğru değildir. Kısa öykü, başka bir türün hazırlık aşaması değildir.

12. On maddesi olan on emir’lerden uzak durun. Aslına bakarsanız, tüm on emir’lerden uzak durun.