Edebiyat ortamımız, ülkemizin diğer ortamlarından farklı değil. Yani; kaos hakim. Çok fazla kitap yayımlanıyor, eleştiri yok denecek kadar az ve sair. Bunlar hepimizin bildiği şeyler. Ve fakat ne şekilde, nasıl olursa olsun ilk kitabın heyecanı da ayrı. Hem, kağıt oyunu oynayanlar bilir; ilk elin günahı olmaz. İlk kitaplar da, tıpkı sonrakiler gibi, kusurlarıyla güzeldir. Kendimize ait, bize kendi yolumuzu açacak güzel yanlışlarımız olmazsa ne anlamı var yazmanın?

Bu ve benzeri düşüncelerden hareketle ilk kitaplarını çıkarmış yazarlarla söyleşi yapma fikri gelişti. İlk kitabını çıkarmış her yazara sorulabilecek ortak sorular belirlemeye çalıştım. Samimiyetle sorulan sorulara verilecek sahici cevaplar, belki, ortak dertlerimizi anlamaya, birlikte düşünmeye vesile olur. Hiçbir şey olmasa bile, bir yazar dostumuzun ilk göz ağrısının heyecanını paylaşmış oluruz.

Onur Çalı

55cb8-25c32587ak25c425b1r

Kitapsız bir hevesli olmaktan kitaplı bir yazar olmaya giden süreç nasıl gelişti? 

Kendimi hâlâ bir “kitapsız” olarak tarifliyorum. Heves önce kibirle yoğruluyor. Walter Benjamin’in tarifiyle, aşırı alçak gönüllülükle bir yerde birleşen bir kibir. Akabinde, bu tür bir kibirden yavaşça arınarak, yazdıklarınızı insanlarla paylaşmaya, bu da yetmediğinde bir yerlerde, blog ve dergilerde yayımlamaya başladım. Şimdi neden artık bir kitap halini almasın ki dediğimde de o süreç başladı.

Yazma uğraşını neden başka bir türde değil de öyküde yoğunlaştırdın? 

Belirli bir an ya da anlar arasında duyumsananlar ve bunların yoğunluğunu/hafifliğini yazılı olarak ifade etmek bana daha yakın geliyor çünkü. Bir de bunu yapmak romana göre daha zor. Dolayısıyla içine sinen bir öykü yazmanın keyfi bambaşka. Tabii bütün bunları kotaran, nitelikli öyküler kaleme alan yazarların kitaplarını okumuş olmak da önemli bir etken.

Yayınevini nasıl belirledin? İlk kitabın yayımlanma sürecinde neler çektin? 

İlk dosyanın yayımlanması ve bunun bir ilk kitap halini alması her zaman zor olmuştur. Daha önce dosyamı bir yarışmaya yollamıştım. Yarışmada ikinci olunca dosyamı iki yayınevine gönderdim. İlk yanıtı aldığım şimdiki yayınevinden kabul görünce de kitabın yayımlanma süreci başlamış oldu.

Kitabı yayıma hazırlama sürecinde sana yol gösteren, yardımcı olan bir editörün oldu mu? (Eğer olduysa, editöründen razı mısın?) 

Bu konuda şanslıydım diyebilirim çünkü iki editörüm vardı. Bence son yılların en önemli birkaç roman yazarından biri olan Murat Uyurkulak ve Sel Yayınları’ndan Öykü Özçinik kitabın editörlüğünü yaptılar. Kitaba giden yolda, ikisi de önemli ve yerinde yol gösterici oldular. İkisinden de razıyım.

İlk kitabınla hayatında neler değişti? Neler ummuştun ne buldun? 

Büyük bir değişiklik olmadı. Kitabın kendilerine değdiğini düşünen okuyucuyla, daha önce varlığından haberdar olmadığın o okuyucularla tanışmak güzel bir duygu. Hepsi hepsi bu zaten.

Telifini alabildin mi/alabilecek misin? 

Kitap rafta yerini aldıktan birkaç gün sonra telifimi de almıştım. Bu bence, yayınevinin geliştirdiği, uyguladığı önemli bir ahlak meselesi. Yayınevim de bu konuda ne kadar hassas olduğunu göstermiş oldu.

Dergiler için edebiyatın mutfağı denir. Sen salona, misafirlerin karşısına çıkmadan önce mutfakta ne kadar zaman geçirdin? 

Evet zaman geçirdim mutfakta ama bu daha çok olabilirmiş. Belki bundan sonra mutfakta yeniden ve daha çok…

Kitabın yayımlandıktan sonra yakın çevrenin ve ailenin yazmak/okumak uğraşına bakışları değişti mi? Yazıyla ilişkinde ciddi olduğuna ikna oldular mı? Kitap sana bir özgürlük alanı ya da dokunulmazlık zırhı kazandırdı mı? 

Kitabın somut hale gelişi bir yandan da ürkütücü. Çünkü çırılçıplak gibi hissediyorsun. Aslında özgürlük ve dokunulmazlık alanından çok sorumluluk, bir tür ağırlık yükledi. Özgürlük kısmı ise sadece o dosyayla artık işinin bitmiş olmasıyla ilgili. Yakın çevrem ve ailem ise sanırım yazıyla ilişkimde “ciddi” olduğuma ikna oldular.

Peki, bundan sonra? 

Bundan sonrası yazara kalmıştır. Yeni ve mümkün öykü dosyalarının kıyısında olarak…