Edebiyat ortamımız, ülkemizin diğer ortamlarından farklı değil. Yani; kaos hakim. Çok fazla kitap yayımlanıyor, eleştiri yok denecek kadar az ve sair. Bunlar hepimizin bildiği şeyler. Ve fakat ne şekilde, nasıl olursa olsun ilk kitabın heyecanı da ayrı. Hem, kağıt oyunu oynayanlar bilir; ilk elin günahı olmaz. İlk kitaplar da, tıpkı sonrakiler gibi, kusurlarıyla güzeldir. Kendimize ait, bize kendi yolumuzu açacak güzel yanlışlarımız olmazsa ne anlamı var yazmanın?

Bu ve benzeri düşüncelerden hareketle ilk kitaplarını çıkarmış yazarlarla söyleşi yapma fikri gelişti. İlk kitabını çıkarmış her yazara sorulabilecek ortak sorular belirlemeye çalıştım. Samimiyetle sorulan sorulara verilecek sahici cevaplar, belki, ortak dertlerimizi anlamaya, birlikte düşünmeye vesile olur. Hiçbir şey olmasa bile, bir yazar dostumuzun ilk göz ağrısının heyecanını paylaşmış oluruz.

Onur Çalı

17e60-g25c325b6rsel

Kitapsız bir hevesli olmaktan kitaplı bir yazar olmaya giden süreç nasıl gelişti? 

Önceleri kitapsız bir hevesli oldum mu hiç, sanırım olmadım. Herhangi bir öykümü yazarken, bu öykü de şu kitabın şu sayfasında olsun, diye düşündüğümü hatırlamıyorum. Açıkçası kitap konusunda hiç acele etmedim, benden çok çevrem hevesle bekliyordu sanki. Sonraları yayımlanan öykülerin biriktiği dosya kabarıp da bir kitap boyutuna ulaştığında hissettim ilk kez bu hevesi. Devamındaki süreç malum; dosyanın yayınevine ulaşması, son okumalar, tashihler ve nihayet baskı.

Yazma uğraşını neden başka bir türde değil de öyküde yoğunlaştırdın? 

Çünkü anlatmayı seviyorum. Çok klasik oldu belki ama bu böyle. Üstelik anlatırken acele ederim, öyle saatlerce dinlemeyi sevmediğim gibi saatlerce anlatmayı da sevmem. Bu nedenle öyküde yoğunlaştım. Öykünün eli çabuktur çünkü söyleyeceğini öyle çok uzatmadan söyler. Bu nedenle ondan başkası ile olmazdı.

Yayınevini nasıl belirledin? İlk kitabın yayımlanma sürecinde neler çektin? 

Öykülerimi, uzun zamandır Hece Öykü’de yayımlamaktayım. Bundan sebep, kitap teklifini Hece Yayınlarından aldım. Gönlüme göre de oldu. Yayımlanma süreci oldukça hızlı ve rahat bir süreçti. Bu nedenle herhangi bir sıkıntı yaşamadım. Yayımlanana kadar her aşamadan haberdar edildim. Alınacak kararları birlikte aldık.

Kitabı yayıma hazırlama sürecinde sana yol gösteren, yardımcı olan bir editörün oldu mu? (Eğer olduysa, editöründen razı mısın?) 

İlk öykülerimin tümünü Necip Tosun Bey okudu. Onun ön okumaları ve öyküme verdiği destek yadsınamaz bir destekti. Kitaplaşma sürecinde de her adımda yanımda oldu. Dosyamı okuyup değerlendirdi. Bunca emekten sonra kendilerinden razı olmamam imkânsız! Dilerim bu memnuniyet karşılıklı olmuş olsun.

İlk kitabınla hayatında neler değişti? Neler ummuştun ne buldun? 

Öyle aman aman bir değişimden bahsedemem. Çevremde öykü yazdığımı bilen herkesin beklediği bir şeydi. Sonunda oldu, dediler. Bolca tebrik aldım. Elbette mutlu oldum. Ama beni asıl mutlu eden, kitapla ilgili geri dönüşler oldu. Hepsini dikkatle okudum. Hepsi benim için kıymetli birer veri olarak yerini aldı. Umduğumu onlarda buldum. Sesin yankısı gibi…

Telifini alabildin mi/alabilecek misin? 

Telifimi nakit ya da kitap olarak alabileceğim söylendi. Ben kitap olarak almayı tercih ettim.

Dergiler için edebiyatın mutfağı denir. Sen salona, misafirlerin karşısına çıkmadan önce mutfakta ne kadar zaman geçirdin? 

Dört yılı aşkın bir süre mutfaktaydım. Pişirmeyi–taşırmayı orada öğrendim. Tadı ve tuzu burada dengeledim. O zamanlardan bugüne yazıma yansıyan olgunluğu duyumsadıktan sonra salona geçtiğimde elim boş değildi; artık “KIYI” vardı!

Kitabın yayımlandıktan sonra yakın çevrenin ve ailenin yazmak/okumak uğraşına bakışları değişti mi? Yazıyla ilişkinde ciddi olduğuna ikna oldular mı? Kitap sana bir özgürlük alanı ya da dokunulmazlık zırhı kazandırdı mı? 

Yazıyla olan münasebetimi bildiklerinden çok şaşırdıklarını söyleyemem. Ama elbette artık “kitaplı bir yazar” unvanını kazanmış oldum. Durumun ciddiyeti ile hep beraber göz göze geldik. Okuduğum ve yazdığım her an özgürdüm çünkü herkes uyuduğunda ve el ayak çekilince yazıyordum, yine öyle yapıyorum. Özgürlük alanımı böylece özetlemiş olayım. Dokunulmazlık zırhım ise yok. Kızım elimden çekiyor kitabı, ilk sayfasını özenle yırtabiliyor. Oğlum öykü notlarımın üzerinde matematik işlemleri çözüyor. Ya da kâğıttan uçak yapıyor onlardan. Ama sanırım o zırh olmadığı için daha özgürce hareket edebiliyorum. “Yazdıklarınızda bir doğallık, içtenlik var” dendiğinde yırtılan ve kâğıttan uçak yapılan sayfaları getiriyorum aklıma. İlginç bir şekilde mutlu oluyorum.

Peki, bundan sonra? 

Bundan sonra yoluma yine öykü ile devam edeceğim. “Kıyı” yayımlandıktan sonra tamamladığım iki öyküyü yeni öykü dosyama ekledim bile. Her yeni öykünün gerek nitelik ve gerekse nicelik yönünden bir öncekini aratmamasını diliyorum. Dolayısıyla her yeni kitabın da…