img_1568669667471

Bir hafta içinde önce kedi öldü, ardından köpek. Kedi bembeyaz bir Van kedisi. Bir gözü yeşil, öbür gözü mavi. Annem kedinin ölümünü pek umursamadı. Kediyi de severdi oysa ama onun ortalıktan yokoluşuna aldırmadı. Köpek de kedi büyüklüğünde beyaz bir finoydu. Kedinin ölümünden üç gün sonra o da gitti. Baktım, balkon kapısının önünde uyur gibi ölmüş yatıyor.

Köpek öldü dedim. Annem yüzüme baktı uzun uzun. Bir kelime etmedi, pencereden sokağı seyretmeyi sürdürdü. Köpeğin ölüsünü alıp balkondaki çiçek saksılarının arasına bıraktım. İşim var, gazeteye uğramam gerekiyor. Anneme baktım. Öyle sokağı seyrediyor. Bir şey isteyip istemediğini sordum. Dışarısı serin dedi. Hırkanı giy çıkacaksan.

Ben kırk altı yaşında, sağlıklı bir gazeteciyim. Öyle kolay üşümem. Geceyarısı civarında eve döndüm. Işıklar sönmüş. Balkona baktım, köpeğin cansız gövdesi orada, bıraktığım yerde. Annemden ses yok, uyumuş olmalı. Bir sigara içtim salonda, gidip yattım.

Sabah, hangi saatte kalkarsam kalkayım annem muhakkak benden önce uyanmış olur. Çay demlenmiş, peynir dilimlenmiş olur. Bir zamanlar bir oyun icad etmiştim kendime. Her sabah yarım saat erken kalkmaya başladım. Dokuzda kalkacağıma sekiz buçukta, sonra sekizde, yedi buçukta, yedide, altı buçukta, altıda, beş buçukta. Hayır, annemi hep benden önce uyanmış buluyordum. Çay demlenmiş. Beni bekler gibi bir hali de yok hatunun. Onunla yarışmaktan vazgeçtim. Sabah uykularım normale döndü böylece. Köpeğin öldüğü akşamın sabahı da öyle oldu. Kalktım. Annem pırıl pırıl uyanık, mutfakta çay içiyor, gazete okuyor. Günaydın dedim, yanağından öptüm. Köpek öldü dedin ya, ölmemiş, geldi sevindi, kuyruğunu salladı, yemeğini suyunu verdim, yedi içti, şimdi balkonda uyuyor dedi.

Yok anne dedim, köpek öldü. Ne zaman? Dün akşamüstü. Eee, bu sabah geldi, yemek verdim, kuyruğunu salladı bana, o nasıl oluyor? Bak biraz önce balkona çıktı, havladı. Dün gece ben koydum onu balkona, ölmüştü. Yok canım, ölmemiş. Neden ölsün? Orada uyuyor işte.

Ne yapabilir insan bu durumda? Bir köpek için annemi üzecek değildim ya. Öte yandan yalan söylemek de gelmiyordu içimden. Ben köpeğin öldüğünü biliyordum ve bu gerçek kırıntısını anneme yüksek sesle bildiriyordum. Annem ise meseleye başka bir açıdan yaklaşıyordu. Meseleye bu açıdan bakınca köpek ölmemişti ve ortalıkta dolaşıyordu. Yemeğini yiyip, balkondan sokağa havlıyor, kuyruğunu sallıyordu. Bana göre ölü olan köpek, anneme göre pekâlâ canlıydı. Çayımı içip yola koyuldum. Kaşkolunu boynuna sar diye sıkı sıkı tembih etti.

Gün boyunca annemi ve balkondaki köpek ölüsünü düşünecek zamanım olmadı. Bir denizaltı batmış, onun fotoğraflarını çek. Başbakanın basın toplantısı derken çingenelerle mahalle bekçilerinin çatışmasına gittim, oradan balıkçı tekneleri. Eve gün batarken döndüm. Annem pencerenin önünde oturmuş sokağı seyrediyor, kısık sesle radyo dinliyordu. Köpek balkonda bıraktığım yerde yatıyordu.

Merhaba dedim. İştahı yok bugün dedi. Yemeğinin yarısını yedi, yarısını yemedi. Biraz terliğimle oynadı sonra sıkıldı. Şimdi, sen gelmeden az önce yine çıktı balkona. Bak orada oturuyor şimdi.

Oturmuyor anne dedim. Yan yatmış vaziyette. Öldü köpek. Canlı değil artık. Yok canım, ben bilmez miyim, neden ölsün turp gibi köpek? Neler uyduruyorsun allahaşkına be yahu? Biraz önce geldi oynadı benimle diyorum sana! Anneciğim, köpek öleli otuz altı saat oluyor maalesef, ben koydum onu balkona. Neden balkona koyuyorsun? Ölünce balkona mı koyuluyor? Bu soruya cevap veremiyorum. Demin daha terliğimle oynuyordu, sen ölü diyorsun, karnın aç mı, börek yaptım.

O gece üç dört kere ısrarla yineledim köpeğin öldüğünü. Annem beni ciddiye almadı. Gazetenin bulmacasını çözdü, çorbasını içti, babamla ilgili bir iki anısını anlattı, sonra üşüdüğünü söyledi ve gidip yattı. Balkon kapısına gidip saksıların arasında yatan köpeğe baktım. Yarın sabah bu meseleye kesin bir çözüm bulmam gerekiyordu.

Sabahın erken saatlerinde annemi mutfakta zeytinlerin üstüne kekik serperken buldum. Günaydın dedim. Bu sabah iki kere havladı dedi. Karşı apartmanın yedinci katındaki kediye havlıyor bazen. Bir mahzuru yok ama komşular rahatsız olur mu diye düşünüyorum.

Balkonun kapısını açtım, bizim küçük köpeğin kaskatı gövdesini elime aldım. Bak anneciğim, görüyor musun, ölmüş bu köpek. Ölü. Yani diyeceğim “canlı” değil artık. Hayatta bulunmuyor. Vefat etmiş vaziyettedir işte. Annem önce bana, sonra elimdeki ölü köpeğe baktı. Ölmüş mü? Ölmüş. Peki, öyleyse gömün onu lütfen. Balkon kapısında elimde küçük beyaz bir köpek ölüsüyle bırakıyor beni ve gidip çay koyuyor bardağıma.

Annem için yaşayan bir şeyi öldürdüm işte ama suç bende değil köpek kendi kendine öleli çok oluyor. Şimdi… bu köpeği gömmek gerekiyor.

Memet Baydur