Edebiyat ortamımız, ülkemizin diğer ortamlarından farklı değil. Yani, kaos hakim. Çok fazla kitap yayımlanıyor, eleştiri yok denecek kadar az ve sair. Bunlar hepimizin bildiği şeyler. Ve fakat ne şekilde, nasıl olursa olsun ilk kitabın heyecanı da ayrı. Hem, kağıt oyunu oynayanlar bilir; ilk elin günahı olmaz. İlk kitaplar da, tıpkı sonrakiler gibi, kusurlarıyla güzeldir. Kendimize ait, bize kendi yolumuzu açacak güzel yanlışlarımız olmazsa ne anlamı var yazmanın?

Bu ve benzeri düşüncelerden hareketle ilk kitaplarını çıkarmış yazarlarla söyleşi yapma fikri gelişti. İlk kitabını çıkarmış her yazara sorulabilecek ortak sorular belirlemeye çalıştım. Samimiyetle sorulan sorulara verilecek sahici cevaplar, belki, ortak dertlerimizi anlamaya, birlikte düşünmeye vesile olur. Hiçbir şey olmasa bile, bir yazar dostumuzun ilk göz ağrısının heyecanını paylaşmış oluruz.

Onur Çalı

97712-seher2binfaz2bmemuru2

Kitapsız bir hevesli olmaktan kitaplı bir yazar olmaya giden süreç nasıl gelişti? 

Bir kadın olarak bize verilen roller eş, anne ve ev kadınlığıyla sınırlı. Bu roller içindeki bir sıkışma anında sarıldım öyküye. Bizim ülkemizde ve elbetteki birçok ülkede kadının sosyal alanda varolması hiç de kolay olmuyor. Varoluş ancak özgürleşip kendi benliğini oluşturduğunda gerçekleşiyor. Ben bu mücadeleyi yazarak verdim ve vermeye de devam ediyorum. Yazarken belleğin sarkacında gidip gelerek ayıklamalar yaptım. Yazmak hiç konforlu bir şey değil ve sonu yok. Sürekli tetikte olmayı, uyanık olmayı gerektiriyor. Başlangıçta bir hevesken zahmetli bir hal alsa da buna değiyor.

Yazma uğraşını neden başka bir türde değil de öyküde yoğunlaştırdın? 

Başka bir türde yazmayı ne düşündüm ne de denedim. Zihnimin işleyişine denk düşen şey kısa öykü. Aslında kısa öyküyü seçtim diyemem. Yaşama biçimimim, yaşamı algılayışımın dışa vurumu nasılsa öyle yazdım. Başka bir şey denediğimde yazdıklarımın içten olmayacağını düşünüyorum.

Yayınevini nasıl belirledin? İlk kitabın yayımlanma sürecinde neler çektin? 

Yayınevi arayışına girmedim. Öykülerimin yazım aşamasına Kanguru Yayınevi tanık olduğu için orada basıldı.

Kitabı yayıma hazırlama sürecinde sana yol gösteren, yardımcı olan bir editörün oldu mu? (Eğer olduysa, editöründen razı mısın?) 

İlk kitabım olduğu için sevdiğim insanların eli değsin istedim. Kapak resmini ressam arkadaşım Tülin Oktav Doğruer’in “Yeni Bin Yıl” resminden bir kesit alarak Işıl Ilgıt Şimşek hazırladı. Kitabın içinde yine ressam arkadaşlarımın ve öğrencilerimin hazırladıkları eskizleri ve illüstrasyonları kullandık. Yazdıklarımı atölye arkadaşlarımla paylaşıyordum ama basım aşamasında en çok yazar arkadaşım Caner Fidaner’le okuduk, tartıştık. Öykülerimin editörlüğünü Aydın Şimşek yaptı.

İlk kitabınla hayatında neler değişti? Neler ummuştun ne buldun? 

Öykü yazmak, kitaplaştırmak kendine dışarıdan bakabilmenin güzel bir yolu. Metinleri artık okurun gözünden görür oluyorsunuz. Onlar da okudukları öykülere yeni öyküler yazıyorlar. Bir öğrencimin anneannesi “Kasımpatı” öykümü okuduktan sonra ona öğretmenin nereli, Gülsüm’ü nereden tanıyor, demiş. Ayşe nine ile arkadaş olduk. Ona her ay bir öykü kitabı gönderiyorum.  Bu güzel dostluklar benim için çok mutluluk verici.

İnsan bir yandan da bir eleştirmen kitabını okusun ve metne yönelik eleştiri yapsın istiyor. Sonra bunun genç kızlık hayalleri gibi bir şey olduğunu görüp gülüyorsun. Kitapla edebiyat dünyasına yaklaşılıyor ama yakınlaşılamıyor.

Telifini alabildin mi?

 Telifimi kitap olarak aldım. Gezdiğim yerlerdeki köy kahvelerine bırakıyorum. Van’daki ve Iğdır’daki arkadaşlarım aracılığıyla o bölgedeki okullara ve kültür merkezlerine gönderdim. Bir de Çin’de ve Almanya’da okuyan öğrencilerim yaşadıkları yerlerdeki Türk arkadaşlarına götürdüler.

Dergiler için edebiyatın mutfağı denir. Sen salona, misafirlerin karşısına çıkmadan önce mutfakta ne kadar zaman geçirdin? 

Öykülerim 2011 yılından bu yana Öykü Teknesi, Filika ve Deliler Teknesi’nde yayımlandı.

Kitabın yayımlandıktan sonra yakın çevrenin ve ailenin yazmak/okumak uğraşına bakışları değişti mi? Yazıyla ilişkinde ciddi olduğuna ikna oldular mı? Kitap sana bir özgürlük alanı ya da dokunulmazlık zırhı kazandırdı mı? 

Geleneksel bir ailede büyüdüğüm için öykü yazıyor olmam ve kitabımın çıkması onlara göre iyi bir anne ve eş olmaktan daha değerli bir şey değil. Zaten beni yazmaya iten sebeplerden biri bu olduğu için onlara teşekkür borçluyum.

Öğrencilerimin bakışında ise çok olumlu değişimler oldu. Yazma hevesi onlara da geçti.

Okuma ve yazma için kendime açtığım bir alan vardı ama bu, kitaptan sonra daha da belirginleşti. Tek bildiğim kendimi daha iyi ifade edebildiğim ve özgür olduğum başka bir alan yok.

Peki, bundan sonra? 

İnfaz Memurunun Akşam Yemeği’nden oldukça uzaklaştım. Sürekli ve planlı yazan biri değilim. Genellikle öykülerim usul usul geliyor ve geldi mi de üzerinde çok oynama yapmıyorum. Uzun zaman zihnimde bir ses, bir fotoğraf bazen de bir sözcük dolanıyor. Sonrası kendiliğinden geliyor. En azından şimdiye kadar öyleydi. Yeni öyküleri ben de çok merak ediyorum. İkinci kitabın ilkinden daha zor olacağının farkındayım. Her gün iç karartan bir gündemle uyandığımız bu günlerde okumak ve yazmak mücadele gücümüzü çoğaltacak tek şey sanırım.