Edebiyat ortamımız, ülkemizin diğer ortamlarından farklı değil. Yani, kaos hakim. Çok fazla kitap yayımlanıyor, eleştiri yok denecek kadar az ve sair. Bunlar hepimizin bildiği şeyler. Ve fakat ne şekilde, nasıl olursa olsun ilk kitabın heyecanı da ayrı. Hem, kağıt oyunu oynayanlar bilir; ilk elin günahı olmaz. İlk kitaplar da, tıpkı sonrakiler gibi, kusurlarıyla güzeldir. Kendimize ait, bize kendi yolumuzu açacak güzel yanlışlarımız olmazsa ne anlamı var yazmanın?

Bu ve benzeri düşüncelerden hareketle ilk kitaplarını çıkarmış yazarlarla söyleşi yapma fikri gelişti. İlk kitabını çıkarmış her yazara sorulabilecek ortak sorular belirlemeye çalıştım. Samimiyetle sorulan sorulara verilecek sahici cevaplar, belki, ortak dertlerimizi anlamaya, birlikte düşünmeye vesile olur. Hiçbir şey olmasa bile, bir yazar dostumuzun ilk göz ağrısının heyecanını paylaşmış oluruz.

Onur Çalı

1c26d-rehavet2bhavas25c425b1

Kitapsız bir hevesli olmaktan kitaplı bir yazar olmaya giden süreç nasıl gelişti? 

Çok genç yaştan beri yazıyorum ve bunların bir kitaba dönüşmesi de uzun zamandır arzuladığım bir şeydi. Gel gör ki elimdeki malzemenin bütünlüğüyle ilgili şüphelerim vardı. Bunları biraz kendi çabalarımla, biraz da İletişim’deki editörüm Levent Cantek’in desteğiyle giderince kitaba giden yol da açılmış oldu.

Yazma uğraşını neden başka bir türde değil de öyküde yoğunlaştırdın? 

Hikâye anlatmayı, uydurmayı seviyorum ve kafamın devri kısa. Hem eline kalem alınca gevezeleşen bir adam için öykü iyi bir fren mekanizması yerine de geçiyor.

Yayınevini nasıl belirledin? İlk kitabın yayımlanma sürecinde neler çektin? 

Bundan bir 7-8 yıl önce kadar dosyanın çok daha yetersiz ve eksik bir haliyle başka bir yayınevinden ret almıştım. Sonra biraz daha çalışıp İletişim’i denemek istedim, çizgisi benim yazdıklarımla örtüşen bir yayınevi olduğu için. O süreç benim sürekli rehavet halimden ötürü bir hayli uzun sürdü. Hatta bu süreç içinde dosyanın ilk halini okuyup benden düzeltmeler isteyen editör işten ayrıldı, kitabımı başka bir editör tarafından baştan ele alındı ama neyse ki sonu güzel oldu.

Kitabı yayıma hazırlama sürecinde sana yol gösteren, yardımcı olan bir editörün oldu mu? (Eğer olduysa, editöründen razı mısın?) 

Kitabın hazırlanma sürecinde Levent Cantek’le yakın ve yoğun bir çalışmamız oldu. Levent’in önerilerinin ve titiz editoryal çalışmasının bu kitaptaki katkısını yadsıyamam.

İlk kitabınla hayatında neler değişti? Neler ummuştun ne buldun? 

Yıllardır yazıyla çiziyle uğraştığım halde sorduklarında hık muk etmekten kurtuldum, artık gösterebileceğim bir şey var. Umulmadık övgülere mazhar olup sevindim. Omzumdan bir yük kalktığı için hafifledim. Çok büyük şeyler ummadığım için bulduklarımdan da ziyadesiyle memnun kaldım.

Telifini alabildin mi/alabilecek misin? 

Telifimi aldım, bir güzel de harcadım. Ayda dört-beş kitap yazarsam, yazıyla hayatımı kazanabileceğimi düşünüyorum.

Dergiler için edebiyatın mutfağı denir. Sen salona, misafirlerin karşısına çıkmadan önce mutfakta ne kadar zaman geçirdin? 

Dergilere ilk gençliğimde çok meraklıydım ve sık sık bir şeyler gönderirdim, onlar da sık sık yayınlamazlardı. Çünkü kötü metinlerdi gönderdiklerim. Sonrasında nedense bunu daha az yapmaya başladım. Bir de uzun zamandır yurt dışında yaşadığım için Türkiye’deki edebiyat çevreleriyle yakın bağlantılarım yok, bunun da etkisi vardır muhakkak diye düşünüyorum. Dolayısıyla mutfakta pişmeden, siparişle gelmiş bir buçuk kıymalı gibi çıktım okurun karşısına.

Kitabın yayımlandıktan sonra yakın çevrenin ve ailenin yazmak/okumak uğraşına bakışları değişti mi? Yazıyla ilişkinde ciddi olduğuna ikna oldular mı? Kitap sana bir özgürlük alanı ya da dokunulmazlık zırhı kazandırdı mı? 

Sanıyorum bir ölçüde değişti. Ama kitabın gündelik yaşam pratiğime yönelik büyük bir etkisi olmadı.

Peki, bundan sonra? 

Yürüyen iki tane proje var. Hayat gailesinden vakit kaldıkça onlarla ve bazı senaryo işleriyle boğuşmaya devam ediyorum. Hedefim Marlık köyünün yetiştirdiği en büyük yazar olmak.