Akif Kurtuluş’un ilk romanı Mihman’da adı geçen şarkılardan hazırladığımız listeyi göreceksiniz aşağıda.

Şarkı isimlerinin üstüne tıklayarak dinleyebilirsiniz. 

Parantez içlerindeki isimler, alıntının yapıldığı bölüm adını, dolayısıyla alıntının anlatıcısını gösterir.

İyi okumalar, iyi dinlemeler!

85308-akif_kurtulus_mihman550_1613

Estergon Kalesi: Ülkücü bir hocanın takımında iki devrimci topçuyduk. Ercüment Amca müessesenin yöneticilerinden biri olduğu için, takımın torpilli oyuncusu muamelesi görmüştüm başlarda. Benim faşolarla birlikte davranacağımı zannetmişti Cevdet. İdmanda ülkücüler teyp getirip Estergon Kalesi’ni dinletmeye başlayınca, bir gün ben de daha iyi bir teyp getirip dayadım Cem Karaca’dan Kavga’yı, Tamirci Çırağını. Selda Bağcan… O günden sonra birbirimizin kademesine daha başka girmeye başladık.” (Avukat, s. 16)

Yalan: Yolun karşı tarafına park ettiğim 306 İksir’e bindim. Hemen Yeliz’in kasetini koydum. İlk gençliğimden beri hastası olduğum bu kadının Yalan şarkısını dinleyerek Bölge Başkanlığı’na yola koyuldum. Her defasında olduğu gibi, şarkının içinde geçen “yalan” sözcüklerini saymayı denedim. Bu kez sekizde bıraktım. Yol kısa olduğundan değil. Şarkıya kaptırdığımdan. Her zaman olduğu gibi! (Müdür, s. 32-33)

Bu Su Hiç Durmaz: İçeri girdim. Karanlıkta Bülent Ortaçgil’in sesini duydum: “Sen kendine önlemler aldın. Ben kendime yasaklar koydum, önümüzde barajlar var.” Ben de girdim o cırtlak sesimle. “Bu su hiç durmaz.” (Berin, s. 36-37)

The Final Cut: Ankara dışına çıktığında özellikle sabahın ilk ışıklarında gelirdi. Sessizce yanıma sokulduğunda uykulu gözlerle delice sevişmeyi istediğim gibi The Final Cut’ı, uzunçalardan dinlemek istedim. Çok canım yanacaktı. (Berin, s. 39)

Koyverdin Gittun Beni: Kazım Koyuncu’nun CD’sini buldum. CD çalarda yedinci parçayı tuşladım. Koltuğa geçtim. “Koyverdin gittun beni Allah’undan bulasun”u duyar duymaz, kendimi koyverdim. (Berin, s. 39)

Benzemez Kimse Sana: “Eve dönerken kar şiddetini arttırmıştı. İki sürücü hâlâ trafik polislerini bekliyordu. Parka giderken araçların zincir seslerinden aldığım şarkıyı tamamlayan bir araç geçti önümden. Tam Kolej’in ilkokul binası önündeydim. “Bakışından süzülen işvene kurban olayım,” diye mırıldanmaya başladım. Şarkıyı bitirir bitirmez, Fehmi Tokay’la Rüştü Şardağ’dan hangisinin sözlerini yazdığını, hangisinin besteyi yaptığını hatırlamaya çalıştım.” (Nalân, s. 43)

Bilmem Bu Gönülle Ben Nasıl Yaşayacağım: Kale’de hafta içi lokantalar sakin olurdu. Teras ve bahçeleri açılmadığı için bir ikisi dışında çoğu sinek avlıyordu. Münir Nurettin’in “Bilmem bu gönülle ben nasıl yaşayacağım”ını bilmeyen, şarkılarını sıçtım kaçtım havasında söyleyip cukkasını alıp uzayan fasılcıların tacizine uğrama ihtimalimiz de yoktu. (Avukat, s. 47)

Nilüfer: Birlikte yolculuklarımızda onların kurallarına çaresiz boyun eğiyordum. Şehnaz kadar rahat, Şehnaz kadar şanslı olamazdım. Uçağın kalkmasına kırk beş dakika kala evden çıkmış, bütün umutlar tükenmesine rağmen, CD çalarda Nilüfer’in her şarkısının sonundaki sessizliği fırsat bilerek… (Avukat, s. 84)

Eylül Akşamı: Botan’da fazla kalmamıştım gerçi. Haftanin-Cudi, Cudi-Besta arasında ben de gidip gelmiş, hatta Garisa’dan da geçmiştim ama birimiz aynı dolmuş durağına iki dakika önce, diğerimiz üç dakika sonra gelmiş iki yolcu gibiydik. Öyle bir şarkı da vardı hatta. Senin verdiğin bozuk parayı ben paranın üstü diye almışımdır gibi. Tam öyleydi. (Delila, s. 91)

Acılara Tutunmak: Çevirmedeki memurların arasından konvoyu sağımıza alarak çıktık. Teypte çalan Ahmet Kaya şarkısına ben de eşlik ederek rahat bir hava vermeye çalıştım. “O yuvasız çalıkuşu / Bense kafeste kanarya” diye aktım gittim. (Müdür, s. 94)

Hêvî û Evîn: CD çantasını açıp ilk elime gelen CD’yi koydum. Xero Abbas yazıyordu CD’nin üstünde. Said’e, arabanın CD çaları olmayan orijinal teybini değiştirdiği için döndüğümde sitem etmeye karar verdim. Sesi yükeltip sağ camı indirdim. Zerke baraj gölü sağımda kalmıştı. Olağanüstü güzellikte bir erkek sesi, Kürtçe bir şeyler söylüyordu. Parçayı başına alıp Said’i aradım. “Şunu bir dinle Said,” dedim, “ne diyor?”

Hêvî û Evîn, Ağbi o şarkı, Umut ve Sevda.”

Güzelliğini harap etme ey yar / Saçını açma ey yar / Aşksız kalma umutsuz kalma / Umut hayattır ey yar, aşk hayattır. (Avukat, s. 106)

Doymadım Sana Ağlarım Ah Ederek Yana Yana: Apartman kapısından ayrılıp sokaktan caddeye çıkarken Nevzat Akay’ın Geç buldum, çabuk kaybettim şarkısını mırıldanmaya başladım. (Avukat, s. 112)

Ne Doktorlar Ne Mühendisler: “Doğrudur. Ama ben bu hükümetin riks alabileceğini sanmıyorum,” dedi. Sonra radyonun sesini açtı. Ebru Yaşar’ı ne kadar sevdiğini, bu albümüyle beklenen patlamayı yaptığını, arabesk-fantezi dalında bu kadını tek geçtiğini, hele bu Ne Doktarlar Ne Mühendisler şarkısının on numara olduğunu söyledi. Hatta “Birine heves etsem, evlenelim desem, yan çiziyorlar, pes doğrusu” nakaratına yüksek sesle katıldı. (Avukat, s. 115)

Bu Su Hiç Durmaz: Sonra yola çıktık. Yeşil ördeğimle son gecemdi. Said’e vermiştim arabayı. Peougeot 306 XR, ertesi gün Van’a, uzun bir yola çıkacaktı. Bir kaset koydum. Şarkıyı tam yerine getirdim. “Kar gibi örttün üstünü” diye girdi şarkı. “Sen kendine önlemler aldın”da, elini tutarken, gözlerinin içine bakıyordum. İçim akıyordu sana. (Avukat, s. 169)

Shape of My Heart: Geçen yıl, yine birbirimizden ayrı kaldığımız bir dönemde, “Shape of My Heart”ı meşrebimce yeniden yazmıştım. Gelen Mesajlar Kutusu’ndan silmemişsen eğer, bir kez daha oku lütfen. (Avukat, s. 169-170)

Hacer Buluş: Şimdi o bomboş salonun ıssızlığında, sinemadan gelen sesleri çağırdım yardımıma. Tombul yanaklı, ak gerdanlı Hacer Buluş’la birlikte “Kirpiklerin Ok Ok Eyle”yi söyledim, Sadık Karadeniz gibi burnumla kaval çaldım, “Kuyu” filmindeki Nil Göncü’ye aşkımı tazeledim. (Memet Fuat, s. 230)

Anixe: Ertesi gün Kolonaki’de buluştuğumuzda getirdiği CD’nin kapağındaki eli buzukili adam, gündüz Ünye Çimento’da muhasebeci, akşam Çarşamba’da bir pavyonda aynı kıyafetiyle çalan efendi uslu bir bağlamacıydı. Koyu renk takım elbise içinde beyaz gömlek ve ince bağlanmış krem rengi bir kravat, uzun burun, gür kaşlar, burnun tam altından inip üstten inceltilmiş bıyık, dik ama şefkatli bakışlar… Çarşının orta yerinde Merkez Orta Okulu Müdürü’nü evire çevire döven amcamı andırıyordu. CD’yi Egaleo’daki evinde dinlediğimde Vasiliki “Bizim gibi telaffuz edemezsin, boşuna uğraşma,” dedi. “Bestesi Baba Yani, söyleyen kadın da Satı Belli. Oldu mu?” Yine kalkıp oynadı. Anikse’yi dinlerken, Boztepe yine sessizdi ama artık ürkmüyordum. Gece artık benimle konuşmaya başlamıştı. (Mehmet Fuat, s. 242)

I Want You: Anlatıyorum ama hepsinin fotoğrafı var. Rock Bar’a gittik. İstiklal Caddesi’nde ara sokaklarda bir yerdi. Ben orada bağırarak, “Hey Allah’ın belaları Bob Dylan’dan I Want You yok mu?” diye bağırdım. Nalân rahatsız oldu. Hâlbuki ben onun için istemiştim. (Memet Fuat, s. 255)

Clandestino: “Chiapas’a kaç yıl önce gitmiştin Berin?” diye sordum. CD çalarda Manu Chao, “Ben Clandestino’yum / Kimliksizim” diyordu. “Şehirde bir hayaletim / Öyle der yasalar / Hayatım yasaktır benim.” (Memet Fuat, s. 265)