Sevim Burak Türk edebiyatının en ayrıksı yazarlarından biridir. Metinleri kendini kolay ele vermez, çarpıcı biçim denemelerine girişmekten zerrece korkmaz. Sevim Burak, gerçeği tekrarlarla, düşlerle çarpıtarak yeni bir gerçeklik haline getirir.

Deneysel yazmak, anlaşılmamayı göze alarak farklı olmak için çaba göstermek edebiyatta sık karşılaşılan bir tutum değildir. Sevim Burak’ın metinleri hiçbir zaman “çok satanlar” arasında olmamıştır belki ama ardından gelecek yazarlara yol açan öncü metinler olduğunu ölümünden otuz beş yıl sonra rahatlıkla söyleyebiliyoruz. Ford Mach 1, Sevim Burak’ın en anarşist metnidir. Burak bu romanı yazmaya karar verdiğinde “Türkiye’de roman yok,” (Mach One’dan Mektuplar, s. 190) düşüncesinden hareket etmiş, hem biçimsel hem de öz açısından kendine özgü bir roman yazmaya niyet etmiştir.

4edc1-0000000147526-1

Sevim Burak romanında baş karakteri olan yarış otomobilinden Mach 1 olarak söz eder. Sıkıntılı yazma sürecini anlattığı mektuplarında ise Mach One olarak adlandırır kendi söylemiyle aşık olduğu yarış otomobilini. Burak, Ford Mach 1’i yazarken kırklı yaşlarındadır. Bağdat caddesinde lüks otomobillerle yarışmak o yıllarda pek modadır. Yazarın da bu yarışları izlediği ve Ford Mach 1’in hikâyesini yazma düşüncesinin aklına düştüğünü oğlu Karaca Borar’a yazdığı mektuplarından öğreniyoruz. O yıllarda oğlu Amerika’da yaşamaktadır. Sevim Burak otomobiller konusunda epey bilgisi olduğunu düşündüğü oğlundan yardım ister bu mektuplarda ve romanının yazma sürecini, sıkıntılarını, kararsızlıklarını paylaşır Karaca Borar’la.

“Ben, önümüzdeki kış içinde senin bana anlattığın arabaların öyküsünü roman olarak çıkaracağım. Aslanlı Yalı’da Kuzguncuk’ta çalışmaya başlayacağım.” (Mach One’dan Mektuplar, s. 114)

“Oğlum, bu yarış arabalarına, ya da son model arabaların hava atmalarına, New York’ta adı geçen isimlere, araba üstlerine yazılan edebiyata ait ne biliyorsan yaz. Bu roman senin katkınla gelişti.” (Mach One’dan Mektuplar, s. 160)

Sevim Burak, Ford Mach 1‘i sekiz yılda yazar, hummalı bir yazma sürecidir bu. Bir arabanın romanını yazmak düşüncesi aklına düştüğünde eşyalarını satıp araba satın alır:

“Keşke arabaya değil de adama âşık olsaydım mı acaba diyorum, hayatım hep roman yazacağım diye geçiyor. Amacım bu benim artık. Bana yardım eder misin? Roman olacak kadar çok malzemem yok. Bu yüzden yeni bir biçime ulaştım. Bölümleri arttırdım.” (Mach One’dan Mektuplar, s. 154)

Sevim Burak’ın bir otomobili roman kişisi olarak seçmesi, bu otomobile aşık olduğunu söylemesinden de anlaşılacağı gibi Ford Mach 1 onun için bir canlı gibidir. Oğlunun arkadaşı Oya’ya yazdığı mektupta otomobile epeyce kişisel özellik yükler.

“Ancak Ford Mach ONE beni mahvediyor, bayağı güreşiyoruz. Karı kocaymış gibi. Bir gün iyi gidiyor her şey ertesi gün berbat. Yazının yanına yaklaşmak istemiyorum. Ford Mach 1 beni korkutuyor, sindiriyor. Onu nasıl alıp orasını burasını yeniden yaratacağımı bilemiyorum. Biliyorum, ama söylediğim gibi işte. Kocammış gibi bir kere baş eğdim baştan dizginleri eline kaptırdım. Karaca bilir. O arabaya âşık oldum, birlikte takip ettik, onun yarışına girmek için eşya verip araba satın aldık. Ama Ford Mach ONE’ı yeneceğim, onu istediğim biçime sokup ondan kurtulacağım.” (Mach One’dan Mektuplar, s. 43)

Hal böyle olunca romanı kendi anlayışımızca özetleyecek cümleler kurmaktan kaçınmak gerek diye düşünüyoruz. Çünkü Ford Mach 1kolay hazmedilir bir metin değil, klasik bir kurgusu yok, üstelik de yazarının tamamlayamadığı bir metin. Sevim Burak, oğluna yazdığı 29 Aralık 1979 tarihli mektupta bu romanı kendi bulduğu bir teknik üslupla halledeceğini söyler. Romanın iki günlük bir zamanı, 28-29 Ekim 1973’ü anlatacağını ama geri dönüşlerle sekiz dokuz senelik bir zamanı anlatmayı planladığından söz eder. Roman 28 Ekim 1973’de araba yarışlarıyla başlar, 29 Ekim cumhuriyet bayramı kutlamalarını ve boğaz köprüsünün açılışını anlatır.

80b30-0000000603867-1

Roman, bir kadının Ford Mach 1’e tutulduğu bir kurgunun etrafında İstanbul’un yetmişli yıllarının bir panaromasını sunar bize. Şimdilerde dilimizden düşmeyen kentsel dönüşümü, İstanbul’un kalabalıklaşarak eski halini yitirmesini Sevim Burak’ın hırçın ve öfkeli anlatımından okuruz.

“Belli ki gözlerim az görüyor – ben çiçeklerime dalıp gitmişim – onlara bakarken dışarıda çok şeyler değişmiş – Son zamanlarda bir araba gürültüsü beni çok rahatsız ediyordu – Yazın fazlalaşıyor – Bir yerlerden akın ediyorlar – Kış gelince kayboluyorlar –  Müteahhitlerin arabalarıdır bunlar – Cadde boyunca bütün evlere girip çıkıyorlar – Evlerin kapıların çalıyorlar – Evleri, çam ağaçlarını, çiçekleri istiyorlar – Öyle zorbalık şeklinde değil tabii – Pazarlık şeklinde – Yavaş yavaş konuşarak, anlaşarak – Bahçeleri, evleri, müştemilatları, çiçekleri alıyorlar – Yanımdaki birçok komşu bu şekilde kayboldular – Çam ağaçları, evleri, çiçekleriyle beraber bir gece vakti öylece göğe uçtular gibi – Bu arada benim arsalarımdan, çam ağaçlarımdan bir parça çaldılar – Öyle hırsızlık gibi değil – saldırı şeklinde de değil – başka bir şekilde – (inşaat işi) bilirsiniz şimdi inşaat işleri var –” (Ford Mach 1, s. 47-48)

Romanda yazarın çok iyi bildiği mekânlar olduğunu anladığımız Bağdat Caddesi, Suadiye, benzin istasyonlarına varıncaya kadar anlatılır. Sevim Burak İstanbul’un, doğu illerinden göç almasıyla kaçınılmaz bir değişim geçirmesi, eskiye ait ne varsa hepsinin yavaş yavaş kaybolup gitmesi, doğanın talan edilmesi üzerine düşüncelerini, yazar sesini kısmadan açık seçik anlatır romanda.

“Adamlar kürekleriyle Koşuyolu’na da yetişecekler – Oraları da dümdüz efendim – Şimdi de yangın kıvılcımı gibi sıçrayarak oradan oraya geçmiş olsun haa! Tam karşıma – buraya kadar geldiler – burun burunayız – Ama ben dayanıyorum – şu oturduğum şezlong da benim kadar dayanıklıdır – Bunlarla konuşulmaz – Hemen pazarlık etmeye kalkarlar – Bir kere anlaşamayız – Bunların dilleri ayrı” (Ford Mach 1, s. 48)

Bu yönüyle Ford Mach 1 anlattığından bağımsız olarak bir nevi “bellek” işlevi görür. Sevgi Soysal’ın Yenişehir’de Bir Öğle Vakti romanı Ankara’nın 70’li yılları için neyse Sevim Burak’ın Ford Mach 1’i de 1970’li yılların İstanbul’u için aynı şeydir. Kentsel hafızamızı ancak edebi metinlerle koruyabilmek de ayrıca ironiktir.

Sevim Burak 1972 yılında başladığı romanı ağır sağlık sorunları yüzünden tamamlayamadan 1983 yılında yaşamını yitirir. Nilüfer Güngörmüş yazarın mektuplarını, notlarını, yaşamını inceleyerek Ford Mach 1’i yayına hazırlar. Kitap 2003 yılında yayımlanır. Güngörmüş’ün Sevim Burak’ı iyi tanıdığı ve onun izinden metni toparlarken ne denli özenli davrandığını romanın başındaki sunuş yazısından anlıyoruz. Ford Mach 1 Sevim Burak’ın sesini duyabildiğimiz bir roman olarak ortaya çıkmış, buna kuşku yok. Yine de romanı Sevim Burak tamamlayabilseydi ortaya nasıl bir metin çıkacağını merak etmemek mümkün değil. Sevim Burak gibi dağınık bir zihne sahip, parça parça yazarak en mükemmel kurguyu deneme yanılma yoluyla bulan bir yazarın en önemsediği metninin, bir başka yazar tarafından Sevim Burak’ın belki de hiç kurgulamayacağı biçimde ortaya çıktığını düşünmeden edemiyoruz.

Aysun Kara

Hece Öykü dergisinin 87. sayısında (Haziran-Temmuz 2018) yayımlanmıştır.