Truva Savaşı’nın gerçek kahramanı kimdir? Bu soruya herkesin farklı bir cevabı vardır. Kimileri İlyada’nın gözü pek kahramanı Akhilleus’tan yanadır. Kimileri ise Odysseia’nın baş kişisi olan cin fikirli ve dirayetli Odysseus’u tercih edecektir. Akhilleus’u sevenler, onun başından beri cesur ve atak davrandığını söylerler. Odysseus gibi savaştan kaçmamış, her kavgaya en ön safta katılmış ve bütün düşmanlarıyla korkusuzca yüzleşmiştir. Odysseus ise, hayatta kalabilmek için her türlü yolu denemiş ve sorunları cesaretten çok akılla çözerek sonunda evine dönmeyi başarabilmiştir.

Akhilleus’un ölümü İlyada’da hikaye edilmez ama dolaylı bir şekilde öğreniriz ki, bu büyük kahraman sonunda tek zayıf noktası olan topuğundan vurulmuş ve savaştan sağ çıkamamıştır. Akhilleus’u unutulmaz bir karakter haline getiren korkusuzluğu olduğu kadar, incinebilir olmasıdır aslında. Bebekliğinde annesi Thetis onu bir ayağından tutup Styx nehrine daldırarak ölümsüz kılmaya çalışmış ama sol topuğu suya değmediği için bunu tam olarak başaramamıştır. Akhilleus’u kahraman yapan şey bu küçücük ayrıntıda gizlidir. Ölümsüz olsa yaptıklarının pek de bir kıymeti olmayacaktır. Onun büyüklüğü incinebilir olmasındadır. Zarar görecek olsa da iradesine sahip çıkar ve doğru bildiği şeyler için ölmeyi göze alır.

Akhilleus’un ölüme yakın yürüdüğünü daha en başından biliriz. Hektor’un kanını döktüğünde bir laneti de üzerine çeker çünkü. Truva’nın bu büyük kahramanı boğazına aldığı darbeyle yere düştüğünde, üzerinde rakibi Akhilleus’un zırhı vardır. Bu doğrudan anıştırma şüpheye meydan bırakmaz: Akhilleus, düşmanını yere sererken, kendi ölüm fermanını da imzalamıştır aslında. Bundan sonrası sadece bir zaman meselesidir. Hektor, son nefesini vermeden önce, ona bu kehaneti hatırlatır ve ölümünün yakın olduğunu söyler. Buna karşılık, Akhilleus’un cevabı bizi irkiltir: “Yere yat ve öl!” der Hektor’a, “Sıram gelince, ben de aynısını yapacağım.”

Hayatla ve ölümle böyle cesurca yüzleşen bu kahramanın yanında, Odysseus’un resmi biraz sönük kalır. Gerçekten de, Voltaire’nin acıyla söylediği gibi, onu en çok sevenler bile biraz itici bulurlar bazen. Çünkü bütün zekası ve kurnazlığına rağmen, ya da tamamen bu nedenle, her zaman ahlâklı davrandığı söylenemez. Truva’nın düşmesinden sonra evine dönmek üzere yola düştüğünde, karşısına çıkan engelleri aşmak için türlü çeşitli hileye başvuracak ve bunlar sayesinde amacına ulaşıp sonunda İthaka’ya varacaktır.

Amerikalı ahlâk felsefecisi Susan Neiman “Kahramanlar ve Kurbanlar” adlı konuşmasında, Odysseus’un fırsatçı ve kurnaz biri olduğunun altını çizer.[1]Akhilleus ne kadar tutkulu ve atak bir karakter ise, Odysseus da bir o kadar mesafeli, hesapçı ve işini bilir biridir. Meşhur Sirenler epizotu bunun iyi örneklerinden biridir: Odysseus, tayfanın kulaklarını balmumu ile tıkayarak kendisini teknenin direğine bağlatır. Böylece gemidekiler, bu kurnaz deniz yaratıklarının öldürücü cazibesine kapılıp karaya oturmadan yoluna devam eder. Neiman aynı durumda Akhilleus’un ne yapacağını hayal etmeye çağırır bizi. Muhtemelen kılıcıyla Sirenlerin üzerine yürüyecek, sonunda canından olurken bir ikisini de kendisiyle birlikte öteki tarafa götürecektir. Kimilerine göre iyi planlanmamış ve hatta düpedüz saçma bir davranış olabilir bu. Ama Akhilleus’un birinci hedefi hayatta kalmak değildir. Odysseus ise, ne olursa olsun evine dönmek ister.

Peki bunlardan hangisi kahraman sayılır? Her koşulda düşmanla cepheden yüzleşen ve hayatını gözden çıkaran mı? Yoksa hayatta kalıp sonunda evine dönmeyi başaran mı?

8b6b2-0740e1

Akhilleus’un büyüleyici bir yanı olduğunu inkar edemeyiz. Sanıldığı gibi fevri ve kaba kuvvet düşkünü biri değildir o. Tercih etmeyeceği koşullarda hayatta kalmaktansa, arzu ettiği dünyayı yaratmak için canından olmayı göze alan birinin asaleti vardır onda. Uzun vadeli bir hedefe ulaşabilmek için tutkularını bastıran Odysseus, sonunda evine varacak ve dolayısıyla da yaşamın/kültürün devamını sağlayacaktır. Ne var ki, dönüşecektir bu yolun sonunda. Öbür dünyaya gidip gelmiş, kim olduğunu yolculuk sırasında birkaç kez inkar etmiş bir adamdır o artık. İthaka’ya döndüğünde onu kimse tanımayacaktır. Oysa Akhilleus, idealleri uğruna hayatını ortaya koymaktan çekinmez. İlk başta öz-yıkım gibi görünen bu davranışın romantik ya da mistik bir tarafı yoktur, der Neiman yukarıda sözünü ettiğim konuşmasında: “Yaşamlarını inançları uğruna riske atanlar, ölümün değil hayatı yaşanmaya değer kılan şeylerin peşinde koşarlar aslında.”

Adorno ile Horkheimer ise, Aydınlanma’nın Diyalektiği’nde, Odysseus’un modern insanın öncülü olduğunu söyleyerek Eski Yunan’dan günümüze kadar kesintisiz bir hat çekerler.[2]Onlara göre, burjuva anti-kahraman Odysseus’un kişiliğinde can bulmuştur. Akhilleus, Epik dönemin kahramanıdır. Odysseus ise, modernliğin alametifarikası olan “ekonomik insan”dır. Onun önceliği, İthaka’ya, yani krallığına, dönmek ve yaşantısına kaldığı yerden devam etmektir. Truva’ya gizlice sokmayı başardığı tahta atıyla, dönüş yolunda adamlarının büyük bir kısmını feda etmeyi göze almasıyla, tek gözlü devlerin mağarasında ismini inkar etmesiyle, o zamana kadar var olan bütün kahramanlık hikayelerini bir hamlede yerle bir etmiş ve onların yerine bir hayatta kalma hikayesini yerleştirmiştir. Modern insanın dünya yüzündeki durumu da budur.

İşte tam da bu nedenle, Akhilleus’un kahramanlığı ile ne kadar büyülensek de, sonunda kendimizi Odysseus’un hikayesinde buluruz. Onun yolculuğu hepimizindir artık. Tereddütleri, umutları ve zaaflarıyla, İthaka’nın kralı bize çok daha tanıdık gelir. Bu açıdan, İlyada’daki kahramanlardan ziyade, Raskolnikov’u, Hans Castorp’u ya da herhangi bir başka modern roman kişisini andırır. Akhilleus ise, dört dörtlük bir eylem adamıdır. Homeros’un dehası, onu insan-üstü bir kahraman gibi değil de, incinebilir bir karakter olarak resmetmiş olmasındadır. Akhilleus ölümlüdür ama ölebileceğini düşünmez. Bütün varlığı kararlılığında cisimleşmiştir sanki. Onun bulunduğu savaş meydanında hiçbir tereddüde yer yoktur. Neiman’ın onu Sirenler karşısında hayal ederken anlattığı hikayenin bize bu kadar inanılır gelmesi de bundandır. Düşmanla göz göze geldiği anda, tereddüt edecek bir Akhilleus düşünmek mümkün değildir çünkü.

Halbuki o tereddütte bütün bir roman tarihi yatar. Bunun için Odysseus’a razı oluruz. Kalbimiz Akhilleus için çarpsa bile.

Meltem Gürle

[1] Susan Neiman,Victims and Heroes,” The Tanner Lectures on Human Values, University of Michigan, 26 Mart 2010

[2] Max Horkheimer, Theodor W. Adorno, Aydınlanmanın Diyalektiği, Çev: Elif Öztarhan, Nihat Ülner, Kabalcı Yayınevi, İstanbul, 2010