fa87d-kayg25c425b1l25c425b12bev

Kadın insanlar, adamsa şeyler hakkında kaygılanırdı.

“Kızımızın önüne gelenle yatıp kalkmasına ne diyorsun?” derdi kadın.

“Verandaya çıkan merdivenler çürümüş,” diye yanıtladı adam, “Biri düşecek.”

Yatakta uzanıp konuşuyorlardı. Yatakta yirmi beş yıldır uzanıp bunları konuşuyorlardı. Önce çocuk sahibi olma konusu. Adam istiyordu (Çatının akmasına rağmen), kadın istemiyordu (Down sendromu, lösemi, mikrosefali, kabakulak). Daha sonra kızları, üç kilo dört yüz gram, sağlıklı olarak doğduğunda (“Yemiyor”, “Fırın bozulmuş”), ailevi meseleleri konuşmaya başladılar, çoğunlukla (“Kızın arkadaşları serseri, odası da felaket dağınık”, “Arabanın frenlerinde sorun var, şofben paslanmaya başlamış”).

Kaygı, önce ufaktan ısrarları sonra giderek artan talepleriyle bir oğlan çocuğu gibi büyüdü karı kocanın arasında. Onu sevip sarmaladılar, üzerine titrediler; masada bir yer ayırdılar onun için; ana okula, özel okullara ve üniversiteye yolladılar. Giriştiği hemen her işte başarısız olup eve döndüğünde onu sevmekten başka bir şey yapmadılar. Ne de olsa evlatlarıydı.

“Kızımızın günlüğünü okudum. Uyuşturucu kullanıyor. Önüne gelenle yatıp kalkıyor.”

“Bunu kendi başıma halledemeyeceğim galiba, bir marangoz bulmam lazım.”

Kızları lisedeki erkek arkadaşıyla evlendi, aile kurdu ve uzak bir kentte organik besinler sattığı bir dükkan açtı. Çocukluğunu herkes kadar sevgiyle hatırlasa da –anne babası ona hep çok iyi davranmışlardı, nasıl da yaşlanıp güçten düştüler son zamanlarda, çocukluğunun geçtiği ev harabeye döndü– onları nadiren aradı ya da ziyaret etti. Onun da kendi kaygıları vardı.

Ron Wallace

Çeviren: Onur Çalı

Kaynak: Jerome Stern, “Micro Fiction: An Anthology of Fifty Really Short Stories”, 1996, New York: W.W. Norton Company.