Ekin Kadir Selçuk
Kedilerin mesken tuttuğu, küçük, Arnavut kaldırımlı bir sokakta toplanmışlardı. Altı arkadaş. Hoca proje ödevi olarak bir kısa film çekmelerini istemişti. İki elini açıp avuçlarını göstererek “On dakikadan uzun olmasın ama,” diye eklemişti.
Günlerce uğraşıp yazdıkları senaryoyu çekmeye hazırdılar. Projede herkesin görevi belliydi. Ensar’a da “bari şunların fotokopisini çek” diye senaryoyu vermişlerdi. Bu sokaktaki sahnede erkek oyuncu kulağında kulaklıklar, müzik dinleyip yalnız başına yürürken, sokaktan geçen güzel bir kızı durduruyor, ona kulaklığında çalan parçayı dinletiyordu. Şehir meydanında başka bir sahne daha olacaktı. “Etrafta fotokopici yok galiba, ama çabuk gel,” dediler. “Hallederim ben,” dedi Ensar, başparmağıyla tamam işareti yaptı. Elindeki metni katlayıp montunun cebine soktu, ileride sokağın sonundan, aşağı caddeye saptı.
Caddede trafik yoğundu. Yolun kenarında araba tamircileri, esnaf lokantaları yan yana dizilmişti. İleride yol çalışması vardı, silikleşmiş trafik işaretlerinin yerine yenilerini çiziyorlardı. Civarda fotokopici bulamayacağını düşünerek meydana gitmeye karar verdi. Kafasını kaldırıp güneşe baktı. “Hava güzel, yürüyerek giderim,” diye düşündü. Yolu uzatıp, eski çarşının içinden geze geze meydana çıktı. Cumartesi günleri meydan çok kalabalık olurdu. Uzun Sokak’ta insanlar birbirlerine çarpa çarpa dolaşıyorlardı. İş hanlarının altındaki dükkanlara, kitapçılara bakarak yürüdü. Köşedeki bankanın sırasında yürürken bir anda cüzdanını yanına almadığını hatırladı. Ağır hareketlerle pantolonunun kıç cebini, montunun iç ceplerini yokladı. Hayır, cüzdanı yoktu. Hiç telaşa kapılmadı. Aklına Ömer geldi. Dükkanı Uzun Sokak’ın üzerindeki ara sokaklardan birindeydi: Elit Kuaför!
Dükkanda müşteri yoktu. Ömer’le kafa kafaya tokuşturdular. Koltuklardan birine kuruldu. “Şu ensemdeki tüyleri biraz alsan Ömer’im” dedi. Ömer örtüyü arkadaşının üzerine serdi, makası ve tarağı aldı. Bu sırada futbol üzerine uzun bir sohbete daldılar. En iyi oynayanları, hocanın verdiği taktikleri, gördükleri yanlışları konuştular. “Takım iyi gidiyor iyi,” dedi en son Ensar, önündeki mermer tezgâha üç kere vurdu. Kalkarken borç para istemek geldi aklına. Ömer hiç itiraz etmeden yirmi lira çıkarıp verdi. Tekrar kafa kafaya tokuşturdular.
Dışarı çıktığında hemen karşısında bir fotokopici olduğunu fark etti. Gelirken görmemişti burayı. Dükkana girdi. İçeride gözlüklü, saçları dökülmüş bir adam vardı. Başka müşterilerle ilgileniyordu. Göz ucuyla Ensar’ın elindeki kağıtları görünce fotokopi makinesinin bozuk olduğunu söyledi. “Başka nerede bulabilirim?” diye sordu Ensar. Uzun Sokak’ın sonunda bir yer tarif etti adam. Adamın tarif ettiği yerin adını telefonuna yazdı.
Kebap kokuları sokağa yayılmıştı. Karnının acıktığını hissetti. Gece sabaha kadar bilgisayarda oyun oynamış, sabah kahvaltı etmeden evden çıkmıştı. Elini atıp yirmi liraya baktı. Fotokopiden önce karnını doyurmaya karar verdi. Bir dönerciye girdi. Öğrencilerle, gençlerle doluydu içerisi. Menüyü inceledi. Parasının sınırlı olduğunu hesap ederek dürüm tavuk döner ve ayran istedi. “Ketçapı mayonezi bol olsun,” diye ekledi. Yerel gazetelerden biri vardı masanın üzerinde. Manşette, sokakta yürürken çatıdan kafasına düşen bir nesneden dolayı hayatını kaybeden turistin hikayesi yazıyordu. Yemeğini yerken ağır ağır gazeteyi okudu bir yandan.
Adamın tarif ettiği fotokopiciyi bulduğunda saat üçe geliyordu. Arkadaşlarının yanından ayrılalı epey olmuştu. Fotokopici “önlü, arkalı mı çektirelim?” diye sordu. Kafasını kaşıdı, saatine baktı. Arkadaşlarını aramayı düşündü bir an. Telefonunun sesini kısmıştı ve bu süre içinde arkadaşları birkaç defa aramıştı. Onları aramaktan vazgeçti, daha ucuza geleceğini düşünerek “önlü arkalı olsun,” dedi. Fotokopi işi bitince metinleri eline aldı, telefonuyla fotoğrafını çekti. Fotoğrafın üzerine “Kankalarla film çekiyoruz, haydi bismillah” yazdı ve instagrama hikaye olarak koydu. Bu sırada caddeden kırmızı mini etekli, sarışın bir kız geçiyordu. Şehirde mini etekli bir kıza her zaman rastlanmıyordu! Farkında olmadan kızın peşinden yürümeye başladı. Kız yürürken başkaları da dönüp dönüp kıza bakıyordu. Sadece erkekler değil, kadınlar da mini etekli bu sarışını inceliyordu. Kız meydandan sahile doğru döndü ve aşağı doğru yürümeye devam etti. Ensar da peşinden! Sahile vardıklarında kızı uzun boylu, fizikli bir oğlanın beklediğini gördü. Kızla oğlan birbirlerine sarıldılar. Ensar çiftin yanlarından başını öne eğerek hızlıca geçti. Yürümeye devam etti. Ara sıra dönüp dönüp arkaya bakıyordu. Oğlanla kız bir süre sonra kalabalığın içinde gözden kayboldular. Biraz daha yürüdü, ileride deniz kıyısındaki kafelerden birine oturdu. Deniz son derece sakindi bugün. Balıkçı motorlarının sesleri geliyordu kıyıya. Süzeksiz, koyu bir çay istedi. Telefonuna baktı. Instagrama koyduğu hikayeyi yüzden fazla kişi görmüştü. Amcası “Kolay gelsin yeğenim, Allah zihin açıklığı versin” diye mesaj atmıştı.
Çayını içerken fotokopilerin yanında olmadığını fark etti. Montunun ceplerini iyice bir aradı; ama nafile! Her şeyi fotokopicinin orada bırakmış olabileceğini düşündü. Kızın peşine düşünce muhakkak orada unutmuş olmalıydı. Bir çay daha söyledi. Yandaki adamdan bir sigara istedi. “Bir keyfimiz vardı şurada, onu da yaşayamıyoruz,” diye söylendi. Güneş karşıda dağların ardından yavaş yavaş batıyordu. Çayını, sigarasını bitirdikten sonra kalktı. Alt geçitten karşıya geçerken tuvalete uğradı. Caddeden dolmuşlar vızır vızır geçiyordu. Meydana gidenlerden birine bindi. Ön koltuğa oturdu. Dolmuşun aynasında saçlarını taradı. Aynanın hemen üzerine kırmızı beyaz renklerde bir atkı asılmıştı. Üzerinde, “Bir Umuttur Yaşamak S.P.” yazıyordu. Dolmuş döner kavşaktan ilerlerken yandan gelen bir arabayla az daha burun buruna çarpışacaktı. Şoförün ani fren yapmasıyla durabildiler. Ensar camdan karşıdaki arabanın şoförünü gördü. Kadın sürücüydü. “Bu kadınlara ehliyet verirken iki kere düşüneceksin, bir şey beceremiyorlar” diye söylendi. Dolmuş şoförü sinirle vitesi kavrarken Ensar’a hak verdi.
Meydana gelince bu sefer başka bir yere uğramadan doğruca fotokopiciye gitti. Adam Ensar’ı görünce tanıdı. “Aklın nerede senin delikanlı?” diye takıldı. “Abi sorma” dedi Ensar, “film çekiyoruz, kafamız çok dolu.” Fotokopileri aldı. Orta parmağını yalayıp sayfaları inceledi, bir eksik var mı diye göz gezdirdi. Ana metinle fotokopiler birbirine karışmıştı. Senaryoyu hiç okumadığı için önce hangi sayfa geliyor, bilmiyordu. İşin içinden çıkamadı, “tamamdır herhalde,” diye düşündü. Saatine baktı. Arkadaşları defalarca aramıştı. “Amma sabırsızlar” diye söylendi. Dolmuş duraklarına doğru yürüdü. Karanlık çökünce öğlenki kalabalık dağılmıştı. Küçük erkek grupları doldurmuştu sokağı. Genç bir oğlan elinde kemençe, bir şeyler çalıyordu. Etrafında küçük bir grup toplanmıştı, horon tepiyorlardı. Ensar durup bir müddet onları izledi, telefonunun kamerasına çekti.
Durak kalabalıktı fakat insanlar bir sıra oluşturmamıştı. Kenara geçip bekledi. Dolmuş gelince herkes atıldı, Ensar da hemen öne geçerek kendine bir yer bulmaya çalıştı. İtiraz edenler, söylenenler oldu. Araç dolunca kapısı kapandı, hareket etti. Ensar parayı uzatırken “Biz de bekliyoruz kaç dakikadır burada, napalım, hepimizin acelesi var,” dedi. Sonra telefonunu çıkardı, geriye yaslandı ve arkadaşlarına “Fotokopi işini hallettim, geliyorum,” diye mesaj attı.
Ekin Kadir Selçuk