c8052-kuytuu

Galli yazar Carys Davies’in “denizin kışın aldığı renge çalan koyu ve yumuşak bir gri” iklimle kaleme aldığı ve Frank O’Cannor Öykü Ödülü’nü kazandığı eseri Kuytu, Yasemin Akbaş çevirisi ile Yüz Kitap tarafından raflardaki yerini aldı. Yerelden evrensele uzanan geniş bir zaman ve mekândaki öykülerin, güçlerini karakterlerin kuytuda kalmış yönleri, söylenmemiş sözleri ve olay akışının öngörülemezliğinden aldığının ipuçları arka kapak yazısında verilmiş olsa da okur, kendi algısı ve alt kültürünün çeşitlendirdiği okumalarla deneyimleme isteği duyuyor Türkçeye ilk kez çevrilen bu kitabı. İlk öyküyü okumaya başlar başlamaz da “Hiçbir şey göründüğü gibi değildir” fikri ile yüz yüze geliyor. Çünkü okurun gerçek dünyada görmediği ve bilmediği bir evrende hayatlar yaşanıyor, birtakım şeyler olup bitiyor ve biz, anlatıcıların bakış açısıyla karakterlerin gizli kalmış dünyalarındaki hikâyelere konuk oluyoruz.

“Sessizlik” öyküsü, adının aksine, ses tekrarlarıyla bizi karşılıyor: “Adamın geldiğini duymadı… At arabasının takırtısını duymadı… Tekerleklerin gıcırtısını da duymadı… Ayak seslerini de.” Bir taciz olayı ile karşı karşıya kalacağını sanan okur, öykünün sonuna yaklaştığında aslında birbirini pek de tanımayan iki komşunun bedensel ve ruhsal yaralarını birbirine göstermesine tanık oluyor. Yalnızca karakterler değil, okur da çırılçıplak kalıyor o paylaşım ânında. Bir kadın ya da erkeğin eliyle uygulanan şiddet, her durumda iz bırakıyor!

Anlatıcının torun olduğu “Commercial Yokuşu”nun ucu açık bırakılmıştır. Geçmişten gelen eski aşkın kasabayı ziyaretiyle sonlanan öyküde, barın salonunda gerçekleşen karşılaşmada karakterin kızına mı, yoksa eski sevgilisine mi “Canım benim” diyerek seslendiği konusunda kararsız kalıyor; ne yaptığını çok iyi bilen yazarın, bize mutlak bir ipucu vermiş olduğunu düşünerek öyküyü yeni baştan okumaya hazırlanıyoruz.

Yoldakiler, kitabın uzun öykülerinden biri. Birmingham’dan kalkıp Sibirya’ya ayak basan kadın karakterin, gelip geçen tüccarlara yemek ve yatak vermek için bir han işletmeye başlamasını konu ediyor. “Günler olaysız geçiyordu, tam olarak mutlu olmasam da idare ediyordum” cümlesi, ileriki sayfalarda yaşanacak bir olayın habercisi niteliğinde. Bu olay neticesinde adının Harriet olduğunu öğrendiğimiz karakter, ardında bıraktığı hayatına dönme kararı alıyor.

Haitili dadı Cheryl “Bunny Clay’in Götürülüşü” öyküsünde, ülkesinde bıraktığı kendi çocuklarının özlemini biraz olsun bastırabilmek için yanında çalıştığı Amerikalı aileden tekinsiz bir istekte bulunuyor. Okuduğumuzun bir çocuk kaçırma olayı olup olmayacağına karar vermeye çalışırken, yazarın oyun içinde oyun kurmasıyla öykü bambaşka bir şekilde sonlanıyor.

“Hawk Koyu’ndaki Mucize” adlı öyküdeyse gelgit sayesinde kıyıya vuran cesedin yuvasına getirilişinin anlatıldığı öyküde, şanssızlıklar içindeki şansın, yüze gülen talihin, haset ve günahların bazı anlarda insanı nasıl tüketebileceğini hissettiriyor yazar.

Yalnızca olay öykülerine değil, korkularımızdan kaçamadığımız, onlarla yüzleşmek durumunda kaldığımız “Benimkinden Farklı Bir Kâbus” gibi kıpkısa öykü örneğine de rastlıyoruz kitapta. Metinlerarasılığın bir tekniği olan “yeniden yazma” ile kaleme alınmış bir Amazon “Efsane”siyle alt üst oluyoruz. Verilen dipnotta, eskiçağlarda geleceği görme ya da kehanette bulunma gibi üstün güçleriyle nam salmış bir kadın figürü olan “Sibyl”in günümüzde geçen hikâyesinde, geleceğine dair nasıl bir yanılsama içinde olduğunu görüyoruz. Ya da “Jübile” ve “Ceket” öykülerindeki gibi, sevilen kişilerin cinsel yönelim farklılıklarının ortaya çıktığı durumların işlenmesi kitaptaki konu çeşitliliğini zenginleştiriyor.

Başka pencerelerden bakarak bambaşka hayatlara ayna tutuyor Carys Davies. Dili, kurgusu, anlatım tekniği ile bir kez daha okuma isteği uyandıran Kuytu’da, gerçeğe göndermeler de var. Yazar Charlotte Brontë’nin hayatından Amerika’da 11 Eylül saldırılarında yıkılan ikiz kulelere uzanan kurmaca, küçük birer ayrıntı halinde verilmiş gerçeğin altını çizerek anlamı kuvvetlendiriyor.

Sonuç olarak beş duyuya hitap eden öykülerde betimlemeler aracılığıyla atmosferin, mekânın ve dönemin içine çekilen okura, zamanda geri dönüşlerle sahnelenerek anlatılıyor olaylar. Kitabın başarısı, yazarın olduğu kadar akıcı üsluba lezzet katan çevirmeninden de geliyor. O ki az kullanılan “alicenap, kâfi, ahker, hilaf, siftinmek” gibi sözcükleri okuruna yeniden anımsattığı için.

Esme Aras