a1bb5-lydia-davis_480_300_s_c1

Bu dünyada yaşamak kolay değil. Herkes ters giden küçük şeylerden dolayı sürekli mutsuz: Biri arkadaşına alınır, bir diğeri ailesi tarafından ihmal edilir, başka biri eşiyle ya da ergen evladıyla tartışmıştır.

Mutsuz olduklarında genelde ağlar insanlar. Doğaldır. Gençken, kısa bir süreliğine bir ofiste çalışmıştım. Öğle yemeğine doğru, ofisteki insanlar acıktıklarında, yorgun ve huzursuz olduklarında, ağlamaya başlarlardı. Patronum bana daktilo edilecek bir belge verdiğinde, sinirlenerek bir kenara atardım kağıdı. Bağırırdı bana, “Yaz şunu!” Ben de ona bağırırdım, “Yapmayacağım!” Kendisi de telefonda konuşurken sinirlenir, ahizeyi çarparak kapatırdı. Öğle yemeği için çıkmaya hazırlanırken hüsran gözyaşları süzülürdü yanaklarından. Eğer bir tanıdığı, onu öğle yemeğine götürmek için ofise uğramışsa, o kişiye sırtını döner ve tanımazdan gelirdi. İşte o zaman, o kişinin gözleri de dolardı.

Öğle yemeğinden sonra, genelde daha iyi hissederdik ve ofis rutin koşuşturmayla, uğultuyla, dosya getirip götüren, oraya buraya koşturup duran insanlarla ve odalardan aniden yükselen kahkahalarla dolardı. Akşamüstüne kadar işler çok iyi giderdi. Sonra, hepimiz tekrar acıkmaya ve yorulmaya başladığımızda, hatta sabahkinden bile daha fazla yorulduğumuzda, tekrar ağlamaya başlardık.

Çoğumuz ofisten çıkarken ağlamaya devam ederdi. Asansörde birbirimizi itekler, metro yolunda karşımıza çıkan insanlara dik dik bakardık. Metroya inen merdivenlerde, yukarıya çıkan kalabalığı yararak kendimize yol açardık.

Yazdı. O zamanlar vagonlarda havalandırma yoktu ve hepimiz balık istifi ayakta dikilip duraklarda sallanıp yalpalarken gözyaşlarımız yanaklarımızı ıslatır, ter sırtımızdan boşalır, kadınların ayakları dar ayakkabılarının içinde şişerdi.

Bazı insanlar evlerine yaklaştıkça yavaş yavaş keserlerdi ağlamayı, hele oturacak bir koltuk buldularsa. Nemli kirpiklerini kırpıştırıp gazetelerini ve kitaplarını memnuniyetle okurken gözleri hâlâ parlıyor olurdu.

O gün bir daha ağlamıyorlardı belki. Bilmiyorum çünkü yanlarında değildim, yalnızca hayal edebilirim. Ben şahsen evde ağlamazdım genellikle, akşam yemeğinin hayal kırıklığı yarattığı ya da yatma vaktinin yaklaştığı durumlar hariç, çünkü yatağa kesinlikle gitmek istemezdim, çünkü ertesi gün kalkmak ve işe gitmek istemezdim. Ama belki diğerleri evlerinde ağlıyordu, belki bütün gece, evlerinde olup bitenlere bağlı olarak, aralıklarla ağlayıp duruyorlardı.

Lydia Davis

Çeviren: Onur Çalı

Kaynak: The New Yorker, 4 Temmuz 2019