Çile Kadın Dayanışma Derneği, Diren Sokak, Numara on iki. Elimizdeki adres. Sağlı sollu konaklar. Yol yokuş, hem de dik. Oflaya puflaya çıkıyoruz desem yalan olur. Yola inat bizimkisi, güle oynaya. Sanki hiç kederimiz yokmuş gibi. Gören öyle sanır yani. Ayol olur mu hiç gamsız, tasasız insan olunur mu? Aynur daha dün sevgilisinden ayrılmış salya sümük döküyor içindeki pisliği. Sonra sanki az önce ağlayan o değilmiş gibi vara yoğa gülüyor isterik kahkahalarıyla. Biz de gülüyoruz Nesrin’le, hem de çok gülüyoruz. Sonra Aynur’la ikimiz, Nesrin’in bu kadar çok gülüşüne şaşıyoruz. Biz güleriz de Nesrin, o pek gülmez çünkü. Bakışlarına nicedir çöreklenen karamsarlığıyla dost olalı beri keyfi yerindeyse iki kelâm eder ancak.

“Siz anama bakmayın affettim onu ben. Gençtik ikimiz de. Hem ben bile isteye” der, susar.

“Anasına sorsan o da haklı,” diyor Aynur. “Dul kadın bir başına büyütmüş, gözünden sakınmış kıymetlisini.”

“Hali harap yaşlı kadının,” diyor. “Bir dokun bin ah işit misali. Gün boyu kapıda pencerede derdini anlatacak bir can bekler durur. Dinleyecek birini bulur bulmaz başlar ‘O kademsiz yedi başını yavrucuğumun, gün yüzü görmesin inşallah,’ diye.”

“Anam ağzını açar açmaz sokağa atıyorum kendimi, işte sizinle…” diyor Nesrin.

“Tabii kızım derdini bize anlatmayıp kime anlatacaksın?” deyince Aynur da başıyla onaylıyor.

Susuyor Nesrin. Gözleri uzaklara dalıyor. Bizimle beraberken bile isterse yalnız bırakabilir kendini. Halinden anlarız, biz de dokunmayız ona bir süre. Sonra kendiliğinden döner yine aramıza. Bizim gibi eserikli değildir, her aklına geleni hemen söylemez Nesrin. Bir süre, içinde demlendirir. Sonra da canı isterse. Ama bugün bakışları bir başka. Sanki üzerinden yükü kalkmış da hafiflemiş gibi dingin. Nasıl desem, ışıl ışıl.

Ya ben? Sanki şuracıkta dünya yansa eski hasırım tutuşmaz gibi bir adam sendecilik oturmuş üzerime bugün, öyle bir umursamazlık hali. Evdekilerle bitmek tükenmek bilmez ağız dalaşlarından harap düşmüş halden bu hale geçiş? Pes doğrusu.

Yok yani borç gırtlakta. Çocuklar da büyüdü. Öyle nerede eskisi gibi höt deyince korkutup dizginleri elde tutmak?  Koca desen vursuzun teki. Her akşam kandili başka yerde söndürür.

Aynur, “Bırak kız şu mendeburu,” diyor.

“Kolaysa sen bırak,” diyorum, “Bekara karı boşaması kolay tabii.” Bozuluyor azıcık. Ses etmiyor, huzurumuz kaçmasın diye. “Elde yok, avuçta yok. Hani bunun evi, yakacağı, kirası? Çocuklar da büyüyor. Bak Nesrin’in annesine, kolay mı?” Ağzımdan kaçıyor bu sonuncusu.

“Gün doğmadan neler doğar,” diyor umarsızca Nesrin. Yüzüne kaçamak bakıyorum. Her şeye mim koyan halinden eser yok. Anlamazdan geliyor nedense. Aynur bana bakıyor boşver dercesine.

Yol yokuş, hem de dik. Kendimizi yokuş yukarı vurdukça, lafı sündüre sündüre ardımızda bırakıyoruz. Konuştukça açılıyoruz, açıldıkça rahatlıyoruz. Bir yandan da hırka örüyoruz her birimiz. Aynur küsüştüğü sevgilisine örüyor.

Şeytan dürtüyor birden beni. İçimden bir ses “Söylesene kız,” diyor.

“Benimki vursuz da sanki seninki çok mu hırlı?” deyiveriyorum.

Bunu der demez de pişman oluyor, devamını getirmiyorum sözün. Zaten canı burnunda, bir de ben laf edip üstüne tuz biber ekmeyeyim.

“Belli mi olur,” diyor Aynur birden. Azıcık kafasını dinler, sonra döner gelir belki. O zaman güzel olmaz mı kız, hem barışma hediyesi haa?”

Yüzüne ansızın uğrayan, karşıdakinin bakışlarını soruşturan ifade, gözlerine ulaştığında sis gibi çöküp kalıyor. Oysa bilmez miyim hiç, ne zamandır gözlerinin nemiyle içindeki umudu beslediğini.

“Olur tabii,” diyorum inanmış gibi. “Neden olmasın?”

Sözlerimden rüzgâr bulunca, kara gözlerindeki sis dağılıyor.

Nesrin deniz tarafından yürüyor, ılık meltemi bizden fazla hissediyor olmalı. Kime ördüğünü bir türlü öğrenemediğimiz hırkayı taşıyor ellerinde.

Ağzından laf almaya çalışıyoruz. “Söylemem,” diyor, “Söyleyemem.”

“Kız ne var söylesen,” diyor Aynur. “Şunca yılın dostluğu, gizlimiz saklımız mı kalmış birbirimizden?”

Oralı olmuyor Nesrin, elindeki işe devam ediyor.

Sonra nasılsa birdenbire duruyoruz üçümüz de, sözleşmiş gibi. Ben yıllardır bitmek bilmeyen, sözümona kocama ördüğüm hırkanın ilmeklerini şişlerden kurtarıp serbest bırakıyorum ilkin. Ardından Aynur da örgüsünü bayır aşağı salıyor.

“Köpek kovalasın ananızı,” diye bağırıyor ardından. “Oooh,” deyip ferahlıyoruz ikimiz de.

Gözümüz Nesrin’de. Yine anlamazdan geliyor, huy edindi bunu. Dikkatini örgüsüne veriyor. Kendisi bilir.

Sonra ben şişleri de fırlatıp atıyorum. Ardımdan Aynur da. Yumağı elime alıp örgümü sallıyorum en son yokuş aşağı. Örgüm arada taşlara takıldıkça ip geriliyor, daha kolay sökülüyor böylece. Bir yandan da yokuş yukarı sarıyorum yumağı. Hırka sökülürken bir an onca emek, onca göz nuru diye düşünüyorum sonra boş veriyorum, hiç umurumda değil. Yıllar yıllar boyu, geceler, gündüzler boyu. Olsun, hiç önemi yok. Yenisini örmek istiyorum. Kendime. Hem de kolay örülenini, renk renk olanını.

Nesrin örgüsünden başını kaldırıp sessizliğini bozuyor. “Aynı iple olmaz,” diyor.

“Nedenmiş,” deyince bilmiş bilmiş konuşuyor.

Yenisini almalıymışız sahildeki tuhafiyeden. Hem fiyatı uygunmuş hem de çeşit bolmuş.

“Bak bak şuna, seni sinsi. Sen öyle mi yaptın?” diyorum.

Duymazdan geliyor. Bizdeki maharet de eklenince muhteşem olurmuş her biri vallahi.

“Yok olmaz,” diyorum. “Malzeme bu, bendeki yani. Aynur’u bilmem.”

“Boya o zaman,” diyor Nesrin. “Bir başka renge, yenilenir.”

“Önce çile yapmalı sonra yıkamalı. Boya sonraki iş,” diyor Aynur. Yüzü aydınlanıyor.

“Önce çile, doğru,” diyorum. “Çilesiz olmaz. Yeni hırka olacak çünkü. Kız Nesrin, bir tane de annene örelim. Her birimiz bir parçasını. Ne dersin? Sevinir kadıncağız.”

“Ama önce kendimize,” diyor Aynur. “Sonra ona da öreriz, sevaptır tabii.”

“Zahmet olmasın,” diyor Nesrin.

“Olur mu hiç kız,” diyorum. “Kadın dayanışması. Senin anan bizim de anamız. Öreceğiz elbette. Hiç işimiz yokmuş gibi bunca yıl başımıza çorap örenlere ördük, yenileyip durduk herifleri de ne oldu?”

Bakışıyoruz, kahkahalarımızı tutamıyoruz. Bir yandan gülüyor, bir yandan kahkahalarımızla boğulan kelimeleri birbirimizin ağzından kurtarıyoruz. Gülünce anlaşmak kolay oluyor, kelimelere takılmıyoruz. Gülmek, daha çok gülmek istiyoruz, artık neye olursa. Yol bitmesin istiyoruz, yürüdükçe yürüyoruz birlikte, elimize tutuşturulan adrese doğru.

Esra Kara