“Sanki Tanrı şaşırtıcı yeteneklerin tümünü sınıyormuş ve Macondoluları gerçekliğin sınırlarını karıştıracak ölçüde coşku ve düş kırıklığı, kuşku ve bulgu arasında oynatıyormuş gibiydi. Düşle gerçeğin bir potada birbirine kaynaştırılması, Jose Arcadio Buendia’nın kestane ağacının altındaki hayaletini yerinden oynattı ve hayalet gün ortasında bile evin içinde dolanır oldu.” Yüzyıllık Yalnızlık, Gabriel García Marquez.

Marquez’in hayaleti bir kereliğine geri dönecek olsa, uğraşacağı çok şey olurdu.

Davul gibi şişmiş olan, “portakallara” meraklı ve havada uçan otokratı[1] hayal edin; sularla çevrili bir küçük ülkenin amneziye tutulmuş halkını, takipçi kazanmak için WhatsApp mesajları atan askeri kaptanının bir Amazon ülkesinde iktidara geldiğini…

Gerçek ile kurgu ayrımı bakımından tuhaf zamanlardan geçiyoruz. The Listening Post programından Marcela Pizarro, işte bu yüzden, gerçek ve kurguyu aynı derecede ilginç bulan bir yazara yakından bakmak gereği duymuş.

1960’larda Marquez, romanları ile büyülü gerçekçiliği bir edebi tür olarak ortaya çıkardı ve bunu Latin Amerika’nın bir ihracatına dönüştürdü.

Marquez, romanlarında tarihi mitlerle, gerçekliği hayal gücüyle dokumuş ve memleketi Kolombiya’nın sözlü geleneğini modernizmle birleştirmiş; toplumsal gerçekliğe, siyasi alt üst oluşlara, Latin Amerika kimliğini bulmaya ilişkin hikayeleri ona 1982 yılında Nobel Edebiyat Ödülünü getirmiştir.

Nobel Ödüllü Marquez, edebi eserleri ile tanınsa da o kendisini her zaman gazeteci olarak da görmüştür.

Babası telgrafçı olan yazar, memleketi Aracataca’da ilk gazetesi “El Comprimido”yu (Tablet) çıkardığında 12 yaşındaydı. El Comprimido gazetesi, öğrencilerin sınavlarda çektikleri kopyalara ilişkin haberler içeriyordu.

Gazete yalnızca altı gün çıkabildi ama Marquez’in gazetecilik kariyeri on yıllarca sürdü. Yazar, gazetecilik kariyerine 1950’lerin başında muhabir olarak başladı. Bu dönem, Kolombiya’da yüzbinlerce insanın yaşamını yitirdiği ve La Violencia (Şiddet) olarak adlandırılan iç savaş zamanına rastlıyordu.

Askeri darbeler, diktatörlükler, gerilla direnişleri ve uyuşturucu savaşlarını yaşayan bir kıtanın hikayesini, resmi kaynaklarca susturulan bir bakış açısıyla anlatmaya girişti Marquez.

Gazete sahibi olma hayali birkaç kere gerçekleşti; El Alternativo, El Otro gibi haber dergileri ve Cambio gazetesinin yanısıra QAP adlı bir TV Haber Kanalı da aldı ancak lisansı yenilenmeyince kanal kapandı.

Kolombiya’da büyük medya kuruluşlarından bağımsız olarak hareket eden birkaç bağımsız haber ajansından biri olan La Silla Vacia’da yönetmen olan Juanita Leon’un dediğine göre Marquez, gazetecinin sivrisinek gibi biteviye vızıldayarak iktidardakileri rahatsız etmesi gerektiğini söylermiş.

Leon, Marquez tarafından kurulan Gazetecilik Vakfı Okulu’ndan (Yeni İbero-Amerikan Gazetecilik Vakfı)[2] mezun ve gazeteciliği, Marquez’in “kronik” anlayışından ziyadesiyle etkilenmiş.

Leon’a göre Hint Kronikleri, Latin Amerika gazeteciliğinin doğduğu tür; bunlar, işgalden sonra İspanyolların Amerika’yı anlatmaya başladıkları ilk hikayelerdi (İsim, işgalcilerin kıtayı Hindistan sanmalarından geliyor). “Bu kronikler acayip ayrıntılarla, yaşamla ve yeni keşfetmeye başladıkları bu yeni dünyada neler olup bittiğine dair anekdotlarla doluydu. Marquez, kıtamızı anlatmamız için bu edebi türü kullanmamızı istedi.”

gabriel-garcc3ada-mc3a1rquez

Gazeteci Maria Jimena Duzan, “kroniğin” röportajın kuzeni olduğunu söylüyor. Ve ekliyor, “Latin Amerikalılar, dar ve sabit kategorileri olan Anglosaksonlar gibi değildir. Kroniğin rengi vardır, kokusu vardır, duygusu vardır. Süsleyerek anlatılan hikayelerdir. Ve Gabo bu işi çok iyi biliyordu.”

Gerçeklerin bilgi pazarında rizikolu mallara dönüştüğü ve geleneksel haber kaynaklarınca basite indirgendiği zamanlarda, süslemesi ve mübalağa etmesiyle bilinen bir adamın eserlerine ilgi çekmek alakasız görünebilir. Fakat ampirizme odaklanırsak asıl meseleyi ıskalarız.

“Marquez’in gazeteciliği onu pozitivist bakıştan, kuru gerçeklerden uzaklaştırmıştır” diyor Leon, “Bir keresinde Marquez’in okulu tarafından Meksiko City’de düzenlenen bir atölyeye katılmıştım. Rychard Kapuchinski de Gabo’yla birlikte oradaydı. Hikayelerine koydukları, gerçeklikle hiç alakası olmayan bazı unsurlar hakkında konuşulmuştu. Ve bazılarımız için, 25 yaşlarındaydık, bu şoke ediciydi. Fakat Marquez şu etkileyici sözleri söyledi: Gerçeği anlatacaksanız, içine bir damla fazla gözyaşı koymanız gerekebilir, bunda ne sorun var? Gerçeklerden bahsederken elbette uydurmamalıyız ama bu yazarlardan öğreneceğimiz önemli şeyler var.”

Kaynak: Al Jazeera (10 Şubat 2019)

Türkçeleştiren: Onur Çalı


[1] Ç.N.: Trump kastediliyor. Portakal mevzusunu merak eden buradan bakabilir.

[2] Ç.N.: Vakfın adı geçtiğimiz günlerde “Fundación Gabo” (Gabo Vakfı) olarak değiştirilmiş.