“Neden okuruz”, “neden izleriz”den önceki soru şudur: Neden merak ederiz? Pek çok ve birbirine uzak, dolayımlı ve hacimli yanıt verilebilir bu soruya ama hangisi olursa olsun, kestirmesi bize şunu söyler: Bize benzeyen bir şey ararız tutunabilmek, dünyadaki varlığını fark ettirebilmek için. Bu “fark ettirmek” görüntü sevdası peşinde olmak değil, yaşadığını hissettirmek; dahası ölmeden ölmek fikrini çift yönlü kuşatmak adınadır. Hem hayatı her şeyden vazgeçecek denli aşmış olma fikrini hem de onu aşma çizgisini aşmadan onun aşılamamış olacağı fikrini. İnsan yapana kadar açtır ve yaptıktan sonraki süreci yapmadan göremez. Spinoza’nın basitmiş gibi anlattığı hemen her kavramın yaşantı içindeki zorluğuna denk gelen bir dinamik.

İzlediğim binlerce film içinde Coen’lerin The Man Who Wasn’t There filminin başkişisi Ed kadar beni çarpan bir tip olmadı, olmuyor. Coen’ler bir şeyi anlatmak yerine, filmin kahramanlarının farkına varıp varmadığını izleyicinin de kestiremediği gerilim atmosferinde, gelmesini beklediğimiz ama geleceğinden de emin olamayacağımız enstantane gerçekleştiğinde, sahne ile izleyici arasındaki mesafe kapanmakla kalmıyor, izleyiciyi kendisiyle özdeş ya da yakın gördüğü karakterle çarpışıp bütünleşiyor adeta. Ki bu özellik Coen’lerin Barton Fink, Miller Kavşağı, Fargo ve diğer filmlerinde de gözlenebilir ama bu filmde çok ayırıcı özellikleri ve iç derinliğiyle çizilmiş bir Ed karakteri var. Berber Ed, 1940’ların Amerikan kasabasında beceriksiz, ekonomik çaresizliğin bilinç düzeyinde de bir alt sınıf olduğu kabulünün simgesi. En azından Ed’in kafasındaki yerleşik imge bu. Kendisi bunları kabul etmiş bir sinik. Siniklik çoğu zaman gizli bir sinizmle temsil açısından daha güçlü anlatılıyor hep. Bu temsil Ed kimliğinde öylesine gerçekçi ki izleyici, yukarıda sözünü ettiğim o enstantanede Ed’in nasıl bir sınır aşımı yaşayacağını ve kinini nasıl dışa vuracağını bekliyor. Bekliyor çünkü sinizm, sinik varlığımızın dışavurumunda temsil niteliği açısından kabul edilemez ama varlığı, bilinç düzeyinde bir motto oluşturur: Dışarıda bırakılma korkusu. O nedenle katil Ed, katildir ama dışarıda bırakılmamıştır. Sinik bir varlık fikri ile katil ama düşünebilen, hesap yapabilen bir varlık olma fikri yer değiştirmiştir. Ama bu durumun bizi Ed’in ete kemiğe bürünmüş bir “normal” insana dönüştüğü yanılsamasına götürmesine çok hızlı bir müdahaleyle izin vermez Coen Kardeşler. Katil oluşla bir çocuğa duygusal yakınlık duyma fikrini yan yana koyma ve arkasından gelişen olaylar, Amerikan orta sınıf ahlakı uyarınca Ed’in cezalandırılması gerektiğini söyler. Sahtekar olmak, eşcinsel olmak kadar aşağılayıcı görülmez Ed’in bakışında ve o sessiz, kayıtsız, sinik Ed eşcinsellik iması gösteren kuru temizlemeciye çok sert tepki verir. 

Başlangıçta tözsel bir var oluş hali olarak sunulan siniklik, olayların akışına bağlı olarak toplumsal bir değişimle katilliğe varır.

Sonradan anlarız ki Ed, yaşadıklarını ölüme yakınken yazmış, biz de onun gözünden izlemişizdir. Ed sinik değildir, bu dünyaya kayıtsız kalarak dışarıda kalacağını zira içerinin çok kirli ve karanlık olduğunu hissetmiş birisidir o. Ölümle de dışarıda kalınacağını söylemiş olur. İntihar edenlerin “bir gün siz de geleceksiniz buraya” demelerindeki ucu açık ve yaralı histe olduğu gibi.

Ahmet Bülent Erişti