Bilgi Yayınevi, uzun zamandır üzerinde çalıştığı yeni bir diziyle Stefan Zweig’ın başyapıtlarını kitaplığınıza getiriyor. Özenli bir seçim, usta işi çeviriler ve kitapların sonuna eklenen aforizmalarla Stefan Zweig okumaktan çok daha büyük bir keyif alacaksınız.

Neden Stefan Zweig? 2018 yılının en çok satılan romanlarına baktığınızda ilk beş kitap içindeki üç romanıyla Stefan Zweig hemen gözünüze çarpıyor. Liste uzadıkça Zweig kitaplarının sürdüğünü görüyorsunuz. Dünyanın hiçbir ülkesinde, hatta yazarın kendi ülkesi Avusturya’da bile Türkiye’dekine benzer bir ilgi yok Stefan Zweig kitaplarına. Kimileri Zweig kitaplarının sayfa sayısı az olduğundan daha çok tercih edildiğini söylese de aynı sayfa sayısına sahip kitaplar için benzer bir durum söz konusu değil. Kitapların fiyatı veya romanların sayfa sayısı okurlar için bir avantaj gibi görülse de Zweig’ın çok okunmasının ardındaki ana neden bu değil.

Kendisini de melankolik olarak tanımlayan Zweig’ın romanlarında yarattığı ilginç karakterler ve bu karakterlere ilişkin psikolojik çözümlemeler ülkemizde büyük bir beğeniyle okunuyor. Türkiye’deki Zweig ilgisinin ana nedeni insanın içine dönük bu yolculuğun ve ayrıntılı psikolojik betimlemelerin ülkemizde daha fazla karşılık bulması olabilir. Stefan Zweig hem biyografilerinde hem romanlarında gerçekler kadar sezgilerinden de yararlanır. Yazarın psikolojiye olan ilgisi sezgileriyle birleşince satırların arasından kimsenin fark edemeyeceği incelikte ayrıntılar belirmeye başlar. Herhalde Stefan Zweig bile bu ayrıntıların, kitaplar yazıldıktan yıllar sonra başka bir ülkenin okurları tarafından böylesine beğenileceğini hayal etmemiştir.

Yirminci yüzyılın ilk yarısında Nazilerin yükselişiyle birlikte umutları kırılan yazarın buhranlı dünyası giderek daha da karanlık bir hale bürünür ve Avrupa’nın üzerine çöken kara bulut, Stefan Zweig kitaplarının üzerine bir gölge gibi düşer. Her zaman barış içinde bir dünya hayal eden Zweig, hep savaştan kaçmak zorunda kalır. Bu kaçış ne yazık ki kaçınılmaz sona doğru adım adım ilerler. 22 Şubat 1942’de, Brezilya’da ikinci karısıyla yaşama veda etmeden önce birinci karısı Frederike’ye şöyle yazar:

“Sevgili Frederike, bu mektup eline geçtiğinde ben kendimi eskisinden çok daha iyi hissediyor olacağım. Sana bu satırları son saatlerimde yazıyorum. Bu kararı verdikten sora kendimi nasıl da rahat hissettiğimi bilemezsin…”

Stefan Zweig’ın Başyapıtları dizisinde sizi neler bekliyor?

Bilinmeyen Bir Kadının Mektubu’nda karşılıksız bir aşkın nasıl olup da bir kadının tüm yaşamını kapladığını, Ay Işığı Sokağı’nda cimriliğiyle hem kendisinin hem karısının hayatını zindan eden bir adamın hikâyesini okuyacaksınız. Satranç, kıyasıya bir mücadelenin içine yerleştirilmiş iki usta oyuncunun çarpıcı yaşam öykülerini getirecek karşınıza. Olağanüstü Bir Gece’de, günahlara doğru açılan bir pencereden giren yaşama sevincini, Korku’da gerilimli bir aldatma hikâyesini, Mecburiyet’te ise Nazilerin baskısı altında boyun eğmeye hazırlanan kocasına baş kaldıran bir kadını okuyacaksınız. Amok Koşucusu ve Yakıcı Sır’da, bir sırrın nelere mal olabildiğini görecek, Mürebbiye’de sadece kadınları cezalandıran tutucu ahlak anlayışına, Bir Çöküşün Öyküsü’nde saraydan uzaklaştırılan bir kadının tehlikeli oyunlarına, Bir Kadının Yaşamından Yirmi Dört Saat’te ise bir bir kadının hayatında kimseye anlatamadığı 24 saatinin gizemli öyküsüne tanıklık edeceksiniz.

Bilgi Yayınevi’nin 11 kitaplık Başyapıtlar dizisini okuduktan sonra aklınızda Stefan Zweig’ın satırları kalacak. Hiç fark etmeden bu satırların sizi kendi içinizde bir yolculuğa çıkarttığını göreceksiniz. Bu yolculuk yazarın Olağanüstü Bir Gece’de yazdığı gibi bir insandan tüm insanlığa uzanacak: “Kendi içindeki insanı anlayan biri bütün insanları anlar.”