Bereketli Topraklar Üzerinde, Orhan Kemal’in yürek yakıcı romanlarından biridir. Tarımın makineleştiği, insan emeğinin şehirlere göç ettiği, sanayileşme sancılarının çekildiği bir dönemde ilkel kapitalizmin sömürü koşullarında insan onurunun ayakta kalabilmek için verdiği uğraşı anlatır. Çıkılan bu zorlu yolculuğun sonunda kaybeden yine ezilenler olsa da yetinmeye çalıştıkları küçücük mutlulukları, her şeye karşın korumaya çalıştıkları umutları onları âdeta birer destan kahramanı yapar.

Orhan Kemal gerçekçiliği yalın ve çarpıcı bir gerçekçiliktir, kahramanlarını içinde bulundukları koşulların doğallığıyla verir, onları dışarıdan anlatırken iç dünyalarına da ayna tutar. Kimi pasajların anlatımında şiirsel bir eda görülür. Bacağını patoz makinesine kaptıran Pehlivan Ali’nin ölüm sahnesinde Nazım’ın kapitalizm karşısındaki öfkeli dizelerini anımsarız. Egemen gücün açgözlülüğü, kazanma hırsı Pehlivan Ali’yi âdeta ölümün kucağına iter. Anlatım temposu hareketli bir sahnedir:

“Ağa memnun, ırgatlara baktı. Birden coştu: ‘Ha babam kardaşlarım ha!’ diye bağırdı. Irgatlar yekindi. Koca koca demetler daha büyük bir hızla patoza uçurulmaya başladı. Öyle müthiş bir çalışmaydı ki… Küçük ağa bu tempoya kendini kaptırdı, patoza az daha sokuldu. ‘Devirin ha, devirin ha, devirin!!!’ Beden kalınlığında demetler patozun doymak bilmeyen ağzından içeri devriliyor. Irgatlar kinle, öfkeyle, hınçla çalışıyorlardı. İnsan gücünün üstünde bir çalışmaydı. Damarlarında kan değil, milyonluk kilovatlar akıyordu sanki. ‘Devir ha, devir ha, devir!!’”

Köse Hasan’ın veda sahnesinde ise anlatım temposu daha yavaştır ama yüreğe de ta içerden dokunur. Köse Hasan ölmek üzeredir, kızına ucuz bir saç tokası ile alelade bir tarak almıştır, arkadaşlarından bunları kızına vermelerini ister. Orhan Kemal bu sahneyi yazarken Adana’da bulunduğunu söyler. Bir röportajında bunu şöyle anlatır:

“Kafamda öz ve biçimi tespit etmişim de romanı yaşıyorum. Köse Hasan’ın ölüm sahnesine takılmışım. O sırada tam Seyhan kıyısındayım. Kendi kendime mırıldanarak, Köse Hasan’ın hemşerisine vasiyetini en iyi şekilde vermek için nasıl dedirtmeliyim diye, bir, beş, on tekrarlar yapıyorum. Birden istediğim klişe düştü kafama: ‘Kardaşlar, beraber tuz ekmek yedik. Ola ki, bana hakkınız geçti. Benim gücüm yok…’ falan der ya! Oralara gelince birden Köse Hasan oldum sanki. Elimde kızım için aldığım saç tokası. Hemşerilerime bunu kızıma götürmelerini vasiyet ediyorum. Öyle dokundu ki, başladım ağlamaya.”

Berna Moran, Bereketli Topraklar Üzerinde‘yi en iyi on Türk romanı arasında sayar.

1978- 1979 döneminde Erden Kıral, romanı sinemaya aktarır. Senaryosunu Tuncel Kurtiz ve Mahmut Tali Öngören’le birlikte yazarlar. Film güç koşullarda çekilir. Bazı oyuncular seti parasızlıktan terk etseler de yine bazı oyuncuların özverileriyle film tamamlanır. 1980 yılında sıkıyönetim komutanlığınca gösterimden kaldırılır. 12 Eylül cuntası 1980 Altın Portakal Film Yarışması’nı yasakladığı için yarışmaya bir yıl sonra katılır. “En İyi Film”, “En İyi Yönetmen”, “En İyi Erkek Oyuncu” dallarında ödüller alır. Film “muzır” olduğu gerekçesiyle “En İyi Film Ödülü” geri alınır; Erden Kıral da bunu protesto etmek için “En İyi Yönetmen Ödülü”nü geri verir. Filmin orijinal negatifleri yurt dışına kaçırılır. 1981 yılında Fransa’da “Avrupa’nın En İyi Filmi” ödülünü alır. Erden Kıral’ın yurtdışı yasağı bulunduğu için ödülünü almaya gidemez. Ödül Komitesi Türkiye’ye gelir ve yönetmenle bir otelde buluşup ödülü vermek ister ama bu da birileri tarafından engellenir. Beş yıl sonra Erden Kıral Fransa’ya giderek ödülünü yarışmanın yapıldığı merkezden alır. Film otuz yıl sonra  ülkeye getirilir ve seyirciyle buluşturulur.

Romandaki Çukurova’yı filmde de aynı doğallıkla bulabildiğimi, filmin romana elinden geldiğince sadık kaldığını söyleyebilirim. Başarılı kurgusu, hikâyenin akışı, gerilimi; mekânların, karakterlerin, diyalogların sahiciliği, doğallığı, yaratılan atmosferin inandırıcılığı filmi baştan sona ilgiyle izletiyor ve romanı okurken zihnimizde canlanan karakterler, mekânlar ayrıca gözümüzün önünde de canlanıyor.

Türkiye’nin sosyoekonomik tarihinin bir dönemecinde durup hayata kaynağından bakmak, verili tarihin göremediği insan gerçeğini daha yakından görebilmek için “Bereketli Topraklar Üzerinde” romanı mutlaka okunmalı; ama bu edebi yolculuğun ardından o dünyayı bir de sinemada görmek istiyorum diyorsanız filmini de mutlaka izlemelisiniz; bence buna değecektir.

Zafer Doruk