Türk edebiyatının en önemli öykücülerinden Cemil Kavukçu’nun Nolya adlı öyküsü ilk olarak Bilinen Bir Sokakta Kaybolmak (1997) kitabında yayımlanır. Nolya daha sonra 2005 yılında Can Cep dizisinden tek kitap olarak basılır. 2017’de ise yine Can Yayınlarının Kâğıt Kitaplar dizisinden, bu defa, Bilinen Bir Sokakta Kaybolmak’tan birkaç öyküyle birlikte tekrar ayrı bir kitap olarak çıkar okurun karşısına. Bana sorarsanız, Türkçe yazılmış en güzel öykülerden biridir Nolya. Daha önemlisi, Cemil Kavukçu edebiyatının ana damarlarından biri olan meyhaneyi mesken tutmuş alkolsever karakterlerinin boy gösterdiği öykülerin en iyilerindendir. Nolya için ustanın daha sonra (2007) yayımlayacağı Mimoza’da Elli Gram’ın öncülüdür dersek de yanılmış olmayız.

Öykü, aynı isimle, 2011 yılında M. Cem Öztüfekçi tarafından sinemaya uyarlanır. Senaryo, yönetmen ve Cemil Kavukçu tarafından birlikte kaleme alınmıştır. (Kavukçu, Nuri Bilge Ceylan’ın “Uzak” filminin senaryosuna da katkıda bulunmuştur.)

Sonda söyleyeceğimizi başta söyleyelim: Bilhassa kitaba sadık uyarlamalar için konuşacak olursak, istisnaları olmakla birlikte, kitabın film uyarlamalarından her zaman daha iyi olduğunu düşünmüşümdür. Her şey bir yana, okurken hayal gücünüz daha özgürdür.

Sözgelimi, Nolya’yı okurken anlatıcı karakteri, Arif’i ve diğerlerini zihninizde daha özgürce canlandırabilirsiniz. Oysa filmde, sizin türlü yüzler kondurduğunuz karakterler tek bir oyuncuyla sınırlanmıştır. Bu kısıtlayıcı durum, elbette, edebiyat eserlerinden uyarlanan tüm filmler için geçerlidir.

Yedinci sanat büyülüfener, edebiyata göre bazı açılardan avantajlı. Farklı anlatım yolları var. Nedir, kısıtları da var. Kitap uyarlamalarında eser sahibinin senaryo yazımında bulunması, bu kısıtları aza indirebilir belki. Nedir, toptan bir çözüm de sunmayacaktır. Demem o ki yalnızca okurlar değil, yazarlar da kısıtlanmış hissederler. Geçtiğimiz aylarda, “Yağmurdan Sonra” adlı kitabı Yüz Kitap tarafından yayımlanan William Trevor, bir söyleşide kendisine sorulan “Sahne, televizyon ve radyo için eserlerinizin bir dizi uyarlamasını yaptınız. Aktörlerin yüzlerini ve seslerini karakterleriniz üzerinde kullanmaları hakkında ne hissediyorsunuz?” sorusunu şöyle yanıtlar: “İnsanların fiziksel olarak görünmesi, hikayenin iletiminde sapmaya neden oluyor, hikayenin ritmini değiştiriyor. Böylece izleyici daha az çaba harcayabilir ve siz de hayal güçlerini harekete geçirmek durumunda kalmazsınız. Bir betimlemeyi okuduklarında harekete geçen hayal güçleri tamamen etkisiz hale gelir. Onların işini kolaylaştırırsınız. Öte yandan radyo, benim açımdan daha iyi çünkü radyoda izleyici ile hayal gücü arasına yalnızca aktörün sesi giriyor.” Radyo tiyatrosu ayrı bir konu, belki onu da yazarız ama Trevor’a hak vermemek elde değil.

Biz de şimdi kollarımızı sıvayıp Nolya ile film uyarlaması arasındaki ortaklıklara ve farklılıklara yakından bakalım: Öncelikle, film de öykü de beş bölümden oluşur: Dostların Yeri, Aylon, Samiabi, Ölüabi ve Dead Bar.

Devam edelim: Arif ve anlatıcı karakter, meyhanenin ilk patronu İsmetabi işletmeyi Arif’e bıraktıktan sonra, mekanın ismini değiştirmeyi düşünürler. Öykünün bu kısmında önerilen isimler konusunda ayrıntıya girilmez. Filmdeyse ikili, birbirlerine isimler (Dostlar 2, Arif’in Yeri, Aspava, vs.) önerirler ama birinin söylediğini diğeri beğenmez. Anlatıcı karakter “Mimoza” ismini önerince Arif, “Ondan da var, ben biliyom” der gülerek. İkili konuşurken duvarlardaki İsmetabi (ya da arkasından söylendiği gibi Çakal İsmet) zamanından kalma, mekanın adının Dostların Yeri olduğu zamandan kalma özlü sözleri gösterir kamera. Öyküde yer alan “Acı bir kayıp; veresiye ölmüştür, bütün berduşların başı sağ olsun” gibilerinin yanısıra bir ekleme “savsöz” gösterilir filmde:

Yeni bir meyhane keşfettim
Mezarlığın tam karşısında
Sevdiklerim beni sorarsa
Ya meyhanedeyim ya da tam karşısında.

Arif ve anlatıcı konuşurken kameranın küçük kağıtlara ve peçetelere yazılmış bu sözleri göstermesi (üstelik kısa bir anlığına da olsa bir Cemil Küçükfilibe deseni de görünür) ve “Mimoza” adının anılması boşuna değildir. Cemil Kavukçu okurlarının gülümseyeceği bir göndermedir.

Sonunda anlatıcının önerisiyle Aylon olur mekanın adı. Arif’in aşık olduğu NOLYA’nın adının tersten okunuşudur bu. Kızı bir kez görmüştür, üstelik hayal mi gerçek mi olduğu da çok belli değildir NOLYA’nın.

Bazı şeyler atlanır filmde, mekanın adının Aylon olmasından sonraki “görkemli açılış” gibi. Arif ve anlatıcının sokaklarda insanlara çarparak yürüyüp konuşması gibi. Ve fakat bazı eklemeler de görülür: Arif’in patron olduktan sonra iddaa (ya da spor toto) oynaması gibi.

Öykü ilerledikçe adı geçen karakterlere bir yenisi eklenir: Samiabi (“Bir kere adam Sami Abi değil, Samiabi”). Samiabi, şimdilik kaydıyla, müşteridir. Eski patron İsmet, artık müşteri olmuştur. Eski garson Arif, patron koltuğunu kurulmuş; eski müşteri (müdavim mi demeli), adını bilmediğimiz anlatıcı karakter ise yeni garson olmuştur. Yalnız, kaybetmiş (ama neyi, ne zaman ve nasıl kaybettiğini bilmediğimiz), alkolle nefes alan ve tıpkı köşe kapmaca gibi rol değiştirip duran bu dört erkek karakterin hepsinin adlarının sonuna “abi” eklenecektir bir süre sonra. Çıkış yoktur yani. Müşteri, garson, eski patron, yeni müşteri, yeni garson… herkes aynı yerdedir. Bir fasit daire içinde adeta kıpırtısız dururlar. Alkol, sigara ve hayalleri (ya da hayalsizlikleri) dışında hiçbir şeyleri yoktur. Neden böyle bir kapana kısıldıkları, neden başka yaşamalara gönül indirmediklerini bilmeyiz. Ne filmde ne de öyküde gösterilmez/anlatılmaz bunlar.

Filmle öyküyü kıyaslamaya devam edecek olursak: Senaryodaki bazı kısaltmalar pek isabetlidir. Eski adıyla Çakal İsmet ya da İsmetabi’nin, yeni adıyla Ölüabi’nin mekandan içeri girmesi kısa süreli bir şok etkisi yaratsa da (çünkü hepsinin katıldığı cenaze töreninde onu saklamışlardır) kısa bir süre sonra dörtlü, bir masaya çöker ve “ölün sağ olsun” diyerek bardaklarını kaldırırlar. Bu arada, Ölüabi’ye ölmenin nasıl bir şey olduğunu sorar anlatıcı Benabi (evet, artık Benabi olmuştur). Ölüabi ise “Valla ne desem yalan olur” der. Filmde diyalog burada biter. Öyküde ise birtakım ayrıntılar verir Cemil Kavukçu. Bana sorarsanız öyküde de burada kesilseydi daha iyi olurdu. Filmde büyük bir “kırpma” daha vardır ki o da NOLYAabla’nın mekana gelişidir. Filmde bu kısım yoktur, bölüm NOLYA’sız sona erer. Filmin başlarındaki bir sahnede Samiabinin mekanın camından görüp NOLYA’nın peşinden gitmesi ve kızın aniden kaybolmasıyla birlikte düşünüldüğünde, filmde NOLYA’nın aslında var olmadığı algısı iyice perçinlenmiş olur. Oysa öyküde daha belirsiz, daha yumuşak bir his bırakılır NOLYA’nın varlığı konusunda.

Biz ayrıntılara fazlaca girdik ama genel itibariyle başarılı bir uyarlamadır M. Cem Tüfekçi’nin eseri. Filmin siyah beyaz çekilmiş olması da öykünün ruhuna yakışan bir seçimdir.

Aşağıda filmi göreceksiniz, izleyin, ama önce öyküyü okuyun elbette. Ve bizden söylemesi, başlamadan önce iki birayı hazır edin çünkü büyük ihtimalle canınız bira çekecek.

Onur Çalı