1553381033002

Yabancı

Katılamazdım aranıza. Bilmezsiniz siz ne zordur bir şarkının ellerinde yaşamak. Bir şarkı bile olamamak. Hep o boşlukta asılı kalmak. “Dönülmez akşamın ufkundayım vakit çok geç, bu son fasıldır ey ömrüm nasıl geçersen geç” der gramofondaki plak. Siz söyleyemediklerinizle kalırsınız. Bir fısıltı olur soluğunuz, bir buhar gibi pencerenin camında dağılır. Uçucu, kırılgan ve matsınız. Hem istersiniz bir elin değip sizi o boşluktan kurtarmasını, hem de korkarsınız.

Budur işte benim hayatım, ben karanlıklar ülkesinde fısıltılarla yol alırım. Görünürde sizlerden biriyim. Gözlerim ve kaşlarım sizinkine benziyor, her şeyim tamam, ellerim bacaklarım yerli yerinde, burnumla ağzım da öyle. Ama işte yolunda gitmeyen bir şeyler var. Bana baktığınızda anlıyorsunuz bunu. Bilemiyorsunuz tam olarak nedir, ama hissediyorsunuz. Yabancı.

Kelimeler

Kelimeleriniz de var sizin. Ne güzel. Güzel buluyorum onları evet. Yerli yerinde kullanıyorsunuz her şeyi. İmreniyorum size. Ben böyle kelimeler bulamam. Ne de güzel anlatıyorsunuz başınızdan geçenleri. “Necla Hanım” diyorsunuz “bana gelmişti dün, kahve yaptım, şöyle karşılıklı geçip oturduk”. Bir başladık sohbete sorma gitsin”. Araya sıkıştırıyorsunuz “Esma var ya hani yan apartmanda oturan, kocası askerde, gece geç vakitlerde geliyormuş eve, öyle diyor Necla Hanım. Birkaç kere de başka bir adamla görmüşler. Vallahi bilmem ben Necla Hanımın yalancısıyım.” Nasıl da sıralıyorsunuz tüm bunları, nasıl da inanıyorsunuz anlattıklarınıza. “Siz” diyorum, “siz nasılsınız, ne yapmaktasınız?” Çıt yok. Sizi bulamıyorum. Zilinizi çalıyorum yoksunuz.

Yüzlerinize bakıyorum sonra söylemediklerinizi görebilmek için. Bazen bir büyüteçle incelemek istiyorum tüm yüzünüzü. Sırrınızı merak ediyorum. Yaşama kararlılığınızı, unutulabilmenizi yaşananları, sözlerinizle dünyalar yıkıp yaptığınızı bilmeden ve hiç bakmadan arkanıza yürüyebilmenizi… Ama en çok da yaralarınızı merak ediyorum. Sahi var mı kanayan bir tarafınız?

Sokak

Aynı sokaklarda dolanıyorum yıllardır, her seferinde başka bir şey bulmaya çalışarak. Bir sardunyam vardı bir zamanlar. Hiç çiçek açmadı biliyor musunuz? Ben bunu kötüye yoruyordum. Tüm sardunyalar açıyordu, bir tek benimki. Saksısı var, toprağı var, suyu var. Nedir eksik olan diyordum. Sardunyaları seviyordum. Bir tek rengini bilebilsem. Bir kerecik açsa da gösterse kendini bana.

Yok olmuyordu. Ölmüyordu da, uzadıkça uzuyordu öyle çiçeksiz. Belki de sorun sokaktaydı. Bilmiyordum.

Geçen gün işte o sokaklardan birinde dolaşırken bir ara geçit buldum, tesadüfen. Tesadüflere inanır mısınız? Ben inanmıyorum. Tesadüf diye bir şey yoktur. Her şey olması gereken zamanda vuku bulur. Ben böyle düşünüyorum. Kaderci diyebilirsiniz bana hiç önemi yok, bunun. Her şeyi söyleyebilirsiniz. Ne de olsa bir yabancıyım ben. Tüm saldırılara açığım bu yüzden. Ama bu ayrı bir konu.

Evet o ara geçidi bulduğumda heyecanlandım. Başka bir sokak bulma olasılığı, sadece bir olasılık. Şöyle bir baktım eğilip. Çünkü bu geçidin ağzı benim boyumun yarısından daha kısaydı. Hafif bir ışık gördüm. “Demek ki” dedim kendi kendime “bu geçit bir hayli uzun.” “Belki de bir iki gün geçirmem gerekir sona ulaşmam için.” Böylece eve yollandım. Yanıma yiyecek bir şeyler aldım, birkaç şişe de su. Beni neyin beklediğini bilmiyordum.

Kim bilir belki bulabilirdim düşlerimin ötesindeki o yeri. Bu içimde bir umuttu. Önce bildiğim sokakları geçtim bir bir. Necla Hanım penceresinden bakıyordu. Selam verdim, “Nereye gidiyorsun” dedi, “nedir elindekiler?” İnsanların böyle meraklı olmasını garip buluyordum. Yine de kırmak istemem hiç kimseyi. “Kısa bir yolculuk” dedim, “döneceğim hemen geri.” O bırakmak istemiyordu beni. Gülümsedim. Devam etmeliydim. Bulamazsam diye düşündüm birden, ya gördüğüm bir hayalse, o geçit hiç var olmadıysa. Onun bulunduğu yeri aklıma iyice kazımıştım. Ayna Sokağından dönüp on adım attıktan sonra karşınıza çıkan sekiz katlı apartmanın hemen yanındaydı. Baktım orda duruyor. Bir de küçük fener almıştım yanıma, eğildim ve sürünerek ilerlemeye başladım. Bir müddet sonra geçidin yüksekliği neredeyse benim boyuma ulaştı. Ancak sonunu tam göremiyordum, henüz. İlerledim. Ardımda bıraktıklarımı düşündüm. Mahalledekileri, evimi, eşyalarımı, beni bekleyen sardunyamı.

Şimdi

Hala yürüyorum. İçimde yeşermeye başlayan bir filiz oluyor zaman. İlerledikçe gözlerime değen ışık genişliyor. Umut büyüyor içimde. Belki diyorum, belki bir gün içine karışabileceğim, güneşli güzel bir yer bulurum. Ne bileyim bütün o devasa apartmanları, beton yığınlarını geride bırakıp göğsünde yaşayacağım bir yere kavuşurum. Kim bilir belki benim düşlediğim yakınlıklar vardır; sözün söz olduğu. Güzel insanlar, tıpkı çocukluğumuz gibi, ne bileyim kavak ağaçlarının arasından sızan günışığında yürüyeceğimiz uzun yollar.

İşte belki o zaman diyorum, o zaman bulurum panzehrini bu ıssızlığın.

Eylem Hatice Bayar