Edebiyat ortamımız, ülkemizin hali pür melalinden farklı değil. Yani, kaos hakim. Çok fazla kitap yayımlanıyor, eleştiri yok denecek kadar az vesaire. Bunlar hepimizin bildiği şeyler. Ve fakat ne şekilde, nasıl olursa olsun ilk kitabın heyecanı da ayrı. Kağıt oyunu oynayanlar bilir, ilk elin günahı olmaz. İlk kitaplar da, tıpkı sonrakiler gibi, kusurlarıyla güzeldir. Kendimize ait, bize kendi yolumuzu açacak güzel yanlışlarımız olmazsa ne anlamı var yazmanın?

Bu ve benzeri düşüncelerden hareketle ilk kitaplarını çıkarmış yazarlarla söyleşi yapma fikri gelişti. İlk kitabını çıkarmış her yazara sorulabilecek ortak sorular belirlemeye çalıştık. Samimiyetle sorulan sorulara verilecek sahici cevaplar, belki, ortak dertlerimizi anlamaya, birlikte düşünmeye vesile olur. Hiçbir şey olmasa bile, bir yazar dostumuzun ilk göz ağrısının heyecanını paylaşmış oluruz.

ahnmetaum

Kitapsız bir hevesli olmaktan kitaplı bir yazar olmaya giden süreç nasıl gelişti?

Çok uzun süreli bir hazırlığı oldu ama en son süreç neredeyse ideal bir düzlemde kısa sayılabilecek bir sürede gelişti. Kitaptaki on öykü, 2012-2018 arası yazıldı. Daha geniş tarih aralığında yazılıp elenenler de oldu. Hayat bazen kelebek etkisi, askerden sonra bir anda karar verilerek yapılmış bir Ankara ziyareti, orada bir gün daha fazla kalmaya verilmiş belki de anlık bir karar… Detaylara boğmak istemiyorum, daha önce kitaplarını takip ettiğim ilgili yayınevine dosyayı gönderme konusunda fikrim kesinleşti. Dosyayı gönderdim, inceleyip haber verecekleri tahmini bir süre belirttiler. Sürenin sonu olmadan da arayıp olumlu sonucu bildirdiler. Ne editörle, ne de patronla şahsi tanışıklığım yoktu. Metin odaklı bir seçim yapılarak kitabımın basılmasına karar verilmesi beni mutlu eden hususlardan biri.

Yazma uğraşınızı neden başka bir türde değil de öyküde yoğunlaştırdınız?

Aslında diğer türleri bırakıp öyküye yoğunlaşma gibi gelişmedi süreç. Şiir, deneme, roman, gazetecilik metinleri vs derken daldan dala atlayarak gitti diyebilirim. Hatta hep ilk kitabım şiir olur diye düşünüyordum. Zaman zaman roman ya da deneme-izlenim öne geçer gibi oldu ama öyküler bir anda öne çıktı.

Yayınevini nasıl belirlediniz? İlk kitabınızın yayımlanma sürecinde neler çektiniz?

Üç dört yıl önce, bir Balıkesir ziyaretimde Metin Savaş’tan duymuştum yayınevini. Daha sonra Çolpan Kitap, ilgi alanıma giren birçok kitap çıkardı. Askerden sonra uğradığım Ankara’da, Tataristan-Kazan’dayken tanıştığım Dr. Erkan Karagöz hocayı ziyaret ettim. Masasında Dinçer Apaydın’ın benim de haberdar olduğum ve almayı düşündüğüm Yumuşak Oda kitabı vardı. Erkan hoca, Lob adlı hikayesini önerdi, hemen elime alıp hızlıca okudum. Daha sonra Apaydın ile de tanıştık. Hikayelerdeki orjinali arayan ton, yayınevine dair olumlu havayı gözümde daha da görünür kıldı. Daha sonra Metin Savaş’a da tekrar danıştım. Çolpan Kitap’a göndermemi, iyi bir metinse zaten yayınlayacaklarını, değilse daha çok çalışmam gerekeceğini söyledi. Yayınevine gönderdim. Pek bir şey çektiğim söylenemez, yayıncım söylediği şeylere ve verdiği tüm tarihlere riayet etti çünkü.

Kitabı yayıma hazırlama sürecinde size yol gösteren, yardımcı olan bir editörünüz oldu mu?

Editörümden çok memnunum çünkü içeriğe hiç müdahale etmedi. İstenen birkaç ufak düzeltme oldu sadece. Kitabın editörü Mehmet Can Doğan hoca ile hala yüz yüze tanışmadık. Fakat ismi bana güven veriyor. O seçtiyse bir bildiği vardır diyor, huzur buluyorum. Hikâyeleri çok iyi anladığı arka kapak yazısından da belli. Bu arada patron Halis Gökgöz bey ve kapak resmini seçen kişiyi de kutluyor ve teşekkür ediyorum buradan da. Kelimenin tam manasıyla içime sindi.

İlk kitabınızla hayatınızda neler değişti? Neler ummuştunuz ne buldunuz?

Uçuk şeyler ummamayı öğrenmek durumunda kaldığım tecrübeler yaşamıştım. Umma bulma dengesinde beni çok şaşırtan bir durum yok. Hayatımda ne değişti dersek, çevremin yazı işlerine dair somutlaşmış bir şey görme fırsatı oldu sanırım. Bir de stand-up macerama olumlu bir etkisi oldu. Kitaptan sonra yine kelebek etkisiyle gelişen muhabbetler, Ekim’de ilk biletli gösterimin ve ilk imza günümün Eskişehir’de somutlaşmasının yolunu açtı. Çevremden gurur duyduklarını, tebriklerini iletenler oldu. Olumlu akisleri oldu gibi hep. Ama en sürreel deneyimi en küçük yeğenim yaşattı. Babası, çocuklar için de ileride hatıra olması adına birer tane imzalatmıştı ve yeğenim –üç yaşında– odasındaki dolaba koyup bana da göstermişti. Birkaç gün sonra bir anda bana “dayı, sana kitap hediye etmek istiyorum” deyip benim kitabımı getirdi. Teşekkür ettim ve “Dayıcım, bu kitabı ben yazdım.” dedim. Sonra birlikte gidip kitabı yerine geri koyduk. O halleri aklıma geldikçe gülümseyeceğim.

Telif aldınız mı?

Sözleşilen tarihte ödeyeceklerdir. Şimdiye kadar her sözlerine ve belirttikleri tarihlere riayet ettiler. Yayıncım konusunda şanslı hissediyorum.

Dergiler için edebiyatın mutfağı denir. Siz salona, misafirlerin karşısına çıkmadan önce mutfakta ne kadar zaman geçirdiniz?

Ortaokuldaki bir dergide şiirle başladı. Lisede üç yıl, bir okul dergisi için oldukça iyi olan ve yaklaşık 10 yıl aralıksız çıkan Poyraz’da tecrübe edinme fırsatım oldu. Hem bu dergi hem de bana kattığı onlarca şey için değerli öğretmenim Hasan Efe’ye çok teşekkür ediyorum. Dergi sayesinde içine kapanık hallerimi de atlatabilmiştim çünkü. Daha sonra Ege Telgraf gazetesinde bir metnim çıktı. Üniversite yıllarında birçok dergi ya da internet sitesi batırdık çıkardık. On dokuz yaşımda Mustafa Kutlu, Dergah’ta bir şiirime yer verdi. Ardından Dergah, Ayarsız, İskele, Gündökümü, Porsuk Kültür vs gibi birçok dergide yazma fırsatım oldu. Ve daha bir sürü internet sitesi… Salona ise çıktım mı emin değilim. Oradan balkona bi’ sigara içmeye geçmiş ya da geçiyor da olabilirim. Geçerken dikkat edip gören olursa amenna, ama öyle bir takdim edilip ‘salonun’ ‘karşısına çıkmış’ gibi bir durum değil sanırım.

Kitabınız yayımlandıktan sonra yakın çevrenizin, okuma-yazma uğraşınıza ilişkin tavırlarında değişiklik oldu mu? Yazıyla ilişkinizde ciddi olduğunuza ikna oldular mı? Kitap size bu anlamda bir özgürlük alanı kazandırdı mı?

Aslında yazıyla ilişkimde ciddi olduğumu zaten kabul ettirmiş gibiydim. Sadece bu ilişkiyi ağızları dolu dolu onaylamıyorlardı belki, çünkü onca emeğin boşa gideceğini düşünebiliyordu insanlar. Ki ben bile düşünüyorum bazen. Kitaptan şöyle ev araba alacak miktarlar kazanmadıkça uzun vadede öyle çok da bir özgürlük alanı getireceğini sanmıyorum. Fakat kitabın toplumsal zihinde farklı bir imajı var, bunun ekstra faydaları olabilir.

Peki, bundan sonra?

Bundan sonra tufan! Diğer metinler üzerinde hala çalışıyorum. Hazır olan birden fazla dosya var. Hangisini elden geçirip önceleyeceğime karar verip bitirebilmek için zaman yaratmaya çalışacağım. Stand-up hayatımda bir merhale açacak gibi, açar mı ona bakacağım. Tiyatro ve senaryo çalışmaları ilerler mi onun da peşine düşeceğim. Zihinden, elden geldiğince yazmaya devam etmeye çalışacağım diyebilirim. Belki bu süreçte üşengeçliğimle daha etkin bir mücadele geliştirmem gerekebilir, bunun da yollarına bakabilirim.