Can Yayınları’nın kurucusu Erdal Öz’ün anısını yaşatmak için, ailesi tarafından her yıl düzenlenen Erdal Öz Edebiyat Ödülü, önceki akşam yapılan törenle Latife Tekin’e verildi. Başkanlığını Asuman Kafaoğlu Büke’nin üstlendiği, Oğuz Demiralp, Sibel Irzık, Cemil Kavukçu, Ömer Türkeş, Metin Celal ve Faruk Duman’dan oluşan seçici kurul, Erdal Öz Edebiyat Ödülü’nün on ikincisinin Latife Tekin’e verilmesini kararlaştırdı. Ödülün gerekçesinde ise şu ifadeler yer aldı: “Erdal Öz Edebiyat Ödülü, diri anlatımı ve dil yetisiyle, kırk yılı aşkın edebiyat kariyerinin başından beri Türk edebiyatının önde gelen isimlerinden biri olan Latife Tekin’e, toplumsal yaşama eleştirel bakışı ve kadın ve çevre konularına duyarlı romanları için verilmiştir.”

Tören, Can Öz’ün konuşmasıyla başladı. Bu sene jüri başkanlığı yapan Asuman Kafaoğlu Büke’nin konuşmasının ardından ödülünü almak üzere sahneye çıkan Latife Tekin konuşmasında, “İyi edebiyat eseri doğaya aittir diyorum ben. Dağların, ırmakların, ıssız ormanların, doğanın yanına ilişir, oraya gider. Artık doğa da tehdit altında. Öyle bir süreç yaşıyoruz ki… Hem doğa tehdit altında, hem ifade özgürlüğü tehdit altında, hem yazabilme yetisi” ifadelerini kullandı.

Latife Tekin2.JPG

Latife Tekin konuşmasına şöyle devam etti:

“Bizim zamanımız daha umutlu bir zamandı, şimdi çok daha karamsar, çok daha yalnız, basınç altındayız. Can Yayınevi, Erdal Öz, aynı zamanda Ahmet Altan’ın ilk yayıncısı ve Ahmet arkadaşımız içeride. Pek çok arkadaşımız, gazeteciler, pek çok genç düşüncelerinden dolayı içeride. Barış Akademisyenleri, yargılandılar ve geleceğe doğru nasıl sonuçlandıracaklarını bilemedikleri bir belirsizlik içinde bırakılmış durumdalar. Doğrudan politik sözcükler konuşmak istemiyorum ama geçen haftalarda Osman Kavala’nın tek tutuklu olarak yargılandığı Gezi davasını izlemeye gittim ve büyük bir kederle döndüm. Bunları anlatıyorum çünkü edebiyat dili kullanarak dilin dışına çıkma sanatı. Ama artık dili istediğimiz gibi kullanıp dışına çıkamayacağımız bir süreci yaşıyoruz.

Arkadaşlarımı anmak istiyorum; birlikte yazmaya başladığım kendi kuşağımın yazarlarını. Bütün arkadaşlarım hem memleket meseleleriyle hem edebiyat meseleleriyle çok haşır neşir oldular. Çok tepki almak pahasına, kendilerini ifade etme yolunu seçtiler. Hepsini sevgiyle selamlıyorum. Ahmet Altan’ın içeride olmasını kalbim hiç kaldırmıyor, iç sızısıyla Ahmet’i selamlıyorum. Onun da söylediği gibi, hiç kimse bir yazarı tutsak edemez. Ama yine de, ömrünün çok kıymetli bir zamanında, baskı altında, çalışabileceği bir masanın bile verilmediği bir alanda olması onurumu çok kırıyor. Bütün ödülleri kedere boğan bir durum bu, o yüzden arkadaşımı selamlıyorum.

Düşüncelerinden ve de cümlelerinden dolayı içeride olan bütün insanları selamlıyorum. Gençleri, kadınları, Barış Akademisyenleri’ni selamlıyorum. Üzüntü ve kederle kendi köyleri, ırmakları için savaşan köylüleri, kendi emekleri için mücadele veren bütün çalışanları, işçileri, Soma işçilerini selamlıyorum.”