big-bir-baska-dunyada.jpg

Yaşadığı kenti terk edip doğduğu ilçeye yerleşen ve orada sakin, küçük bir bar işleten Haluk taşra sıkıntısına katlanmanın bir yolunu bulmak umuduyla ilçe kütüphanesinin yolunu tutar. Müfredat dışı ders kitapları, eski püskü ansiklopediler ve ucuz romanlardan oluşan yığının arasında, özel bir köşe keşfeder. Tekdüze ve boğucu günlerine çare olarak sahiplendiği bu raflardaki kitapların hepsinde aynı isme ait bir damga bulunmaktadır: “Avukat Rıfkı Günışık”. Haluk, bu taşra kasabasında böylesi eserleri kendi kütüphanesine kazandırabilmiş meçhul avukatın hikâyesinin peşine düşer. Yerel bir münevver keşfetmiş olmanın, bu çoraklıkta vaktizamanında bir alsemender yeşermiş olmasının umudu, ona günlerini geçirmek ve bu hayata katlanabilmek için âdeta bir neden sunmuştur. Ancak büyüsüne kapıldığı hikâye Haluk’un küçük, sıradan hayatına renk katacak idealist aydın Rıfkı Günışık tasavvurunu alaşağı edecektir, kendi varlığını da…

İlker Aksoy ikinci romanında kitapların birbirine seslendiği, anlatıcının yer yer belirsizleştiği, insanlığın ve sanatın kadim sorularına kurmacanın oyunbaz teknikleriyle yanıt arayan bir metin ortaya koyuyor. Sanatın bir işlevi var mıdır, idealist öznenin “karakter”le imtihanından kim galip çıkar, insanın varoluşu saf ve iyicil temellere mi dayanır? İlker Aksoy, bu sorulara dair çetin bir sorgulamaya girişiyor. Ölümden Beter Yaşamlar’ın karakterlerini, Rıfkı Günışık’ı, Haluk’u, edebiyat tarihinden sürpriz konukları ve hatta yazarlık müessesesinin bizzat kendisini de bu köşe bucak soruşturmaya katarak… Yalnızca burada değil, Bir Başka Dünyada da.

“Beni boğan tüm o irili ufaklı kötülükler nereden geliyor, cevabını bulmak istiyordum. Bir zamanlar küçük kabileler olarak yaşıyorduk. Korkuyla kıyısından düşebileceğimiz bir gezegen tasavvur etmiş, birbirimizi de, dünyayı paylaştığımız diğer canlıları da düşman bellemiştik. Peki bunca zaman geçtikten sonra, artık birbirimizi ve etrafımızı çok daha iyi tanımışken, hatta uzaya bile çıkmışken derdimiz neydi? Güya herkes barış isterken, kimse komşusu açken uyuyamazken, öldürmek en büyük suçken, gezegenimizin güzelliği tüylerimizi ürpertirken ve hepimiz gidişattan şikâyet edip dururken neden hiçbir şey düzelmiyordu? Tüm bilgi birikimimiz o eski, cahil ve vahşi halimiz karşısında nasıl bu kadar çaresiz kalıyordu?”

IMG_20191023_161136.jpg

İLKER AKSOY, 1976 yılında İzmir’de doğdu. Yıldız Teknik Üniversitesi Mimarlık Bölümü’nden mezun oldu. İstanbul Teknik Üniversitesi’ndeki yüksek lisans eğitimini “Başlangıcından İkinci Dünya Savaşı’na Sinema ve Mimarlık İlişkisi” adlı tezi yazarak tamamladı. Express ve Roll dergilerine yazılarıyla katkıda bulundu.

Yazarın ilk romanı Ölümden Beter Yaşamlar 2015’te yayımlanmıştır.