Bernardine Evaristo’nun yakın zamanda Booker Ödülü kazanan romanı Girl, Woman, Other (Kız, Kadın, Öteki) Grove Atlantic tarafından yayımlandı. Evarisyo’ya yazar tıkanmasını, en sevdiği kitapları ve daha fazlasını sorduk.

bernardine-1240x698.jpg

Kitabınızı en çok kimin okumasını isterdiniz?

Oprah. Kendisinin kitap kulübünde daha önce bir romana veya İngiltere’deki siyahilere ya da siyahi İngiliz kadınlara dair bir kitaba yer verildi mi bilmiyorum ama şimdi başlangıç için iyi bir zaman. İngiltere’deki siyahi kadınlar olarak bütün hayatımız boyunca Afroamerikan yazarları okuduk ama bu karşılığını buluyor mu, emin değilim. Belki Girl, Woman, Other’ın Booker’ı kazanması yalnızca bu romana ve diğer eserlerime değil, başka siyahi İngiliz yazarların kitaplarına da ilgiyi artırır.

Günün hangi saatinde yazarsınız?

Her saatinde. İdeal olarak sabah 5 veya 6 civarında, kalkar kalkmaz ilk iş olarak; sonra da pek çok ara vererek gün boyunca akşam 9’a kadar. Ayağa kalkıp egzersiz yapmadan, yürüyüşe çıkmadan, bisiklet sürmeden, yüzmeye gitmeden, yemek yemeden (herhalde yani), kestirmeden, evrak işlerini halletmeden, insanlarla görüşmeden, (Londra’daki Brunel Üniversitesi’nde) Yaratıcı Yazarlık dersleri vermeden ve internette gezinerek zaman harcamadan uzun müddet masamda oturup iş yapamam. Bununla birlikte, her gün, her saat asıl odağım yazmaktır ve zaman içinde -aradan birkaç sene geçtikten sonra- romanımı tamamlarım. Ara vermeden, egzersiz yapmadan ve dünyayla hemhal olmadan yazacak olsaydım hayal gücüm solup giderdi.

Yazar tıkanmasının üstesinden nasıl geliyorsunuz?

Ben yazar tıkanmasına inanmam. Kişi kelimeleri sayfalara dökmekte sıkıntı çekiyorsa bunun irdelenmesi gerekir. Bence bunu “yazar tıkanması” olarak adlandırma eylemi esasen sorunu daha da kötüleştiriyor ve yazara güçsüz hissettirip meseleyi çözülmez kılıyor. Aslında olay ne? Kendine güven eksikliği mi? (Kuvvetle muhtemel.) Roman söz konusu olduğunda yapının, şiir söz konusu olduğunda biçimin önemini idrak ve yetenek eksikliği mi? Yapıcı eleştiri eksikliği mi? Kendini verme veya sabır eksiliği mi? Yazar kendi seçtiği türde yazılan kitapları okuyor mu, ki bu Yaratıcı Yazarlık 101’in ilk adımıdır.) Vesaire vesaire.

Tekrar tekrar okuduğunuz kitap(lar) var mı?

Derek Walcott’tan Midsummer. Bu kitap 80’lerde ilk defa karşıma çıktığında hâlihazırda şiir okuyor, yazıyordum ve kitap aklımı başımdan aldı; çok etkileyici, imgeci ve tahayyülü güçlü buldum. Eski bir İngiliz sömürgesi olan St. Lucia’da doğan şair kendi hayatı, Karayipler’in tarihi ve buradaki yaşantı hakkında nadide bir ustalıkla yazmış, Avrupa ve ötesinin klasik dünyasından istifade etmişti. O zamanlar bütün bu anıştırmaları anlayamamam ve onları layığıyla idrak edememem önemli değildi çünkü Walcott’un olağanı olağanüstüne dönüştüren ve insanın peşini bırakmayan imgeler yaratma becerisine hayran kalmıştım. Toni Morrison gibi, ben de hiçbir zaman Walcott gibi yazmaya çalışmadım ama sayesinde kendi üslubumu bulma isteği duydum. Böylesi bir dâhinin şiirlerinin tadına varmak için hâlâ dönüp dolaşıp bu kitabı okurum.

Şimdiye kadar yazarlık üzerine aldığınız en iyi tavsiye neydi?

Karakterlerime hedefler vermek ve bu hedeflerin önüne engeller koymak. Bu sayede gerilim ve çatışma -kurgunun can damarı- ortaya çıkıyor.

“Keşke ben yazsaydım” dediğiniz bir kitap var mı?

Cormac McCarthy’nin Yol’u. Genellikle kasvetli kurgu sevmem ama bu, şimdiye kadar okuduğum, kasveti en güzel romanlardan biri. McCarthy’nin dil ekonomisi, şiiri, atmosfer ve sezdirme anlayışı ve baba ile oğul arasındaki bağ onca tehlike ve perişanlığın ortasında o denli insani ki… Muazzam.

Kaynak: Literary Hub, 5 Kasım 2019

Çeviren: Çağla Taşkın