9789750740916_front_cover.jpg

Kadri Öztopçu öykü kitaplarıyla son yıllarda duyduğumuz bir isim olsa da aslında edebiyat hayatına şiirle başlamış, uzun yıllar şiir yazmış. 2010’da ikinci kitabı Kuş Oltası’yla Cevdet Kudret Edebiyat Ödülü’nü almış, geçtiğimiz yaz yayımlanan Kimsenin Bilmediği İnsanlar, yazarın dördüncü öykü kitabı.

Kimsenin Bilmediği İnsanlar üç bölüme ayrılmış. “Kör Kuyularda” ve “Kimsesiz Yollarda” adındaki ilk ve son bölüm birbirini tamamlar nitelikte. Hatta bazı öykülerde aynı hayallere, aynı isimlere rastlamak mümkün.

İkinci bölüm “Kısa Bir Ara” ise adından umulduğu üzere bir ara verdiriyor okura, buradaki öyküler daha çok kısa kısa öykü olarak adlandırılan türden. Kadir Öztopçu’nun bu öykülerinde ciddi bir melankoli hakim. Aşk üzerine yazılmış olanlarda bile ağır bir kayıp duygusu var. Hastalanan, ölen ana-babalar, kaybolan hayaller ve savaş bu öykülerin çoğunun derdi. Öztopçu’nun son kitabını 2013’te yayımladığını ve aradan geçen bu altı yılda yaşadıklarımızı düşünürsek bu dertler hiçbirimize yabancı değil. “Kanamalı bir ülke.” diye başlayan Siyah, ölü bir askerin tabutunu aradığı İz, hep aynı duygunun izini sürüyor. Bölümün son öyküsü Ağıt ise şu cümlelerle bitiyor: “Bir yandan da tarihten tekerrür etmesini bekliyoruz – her şeye baştan başlayabiliriz böylece. Olmayacak dualara amin diyoruz, fısıltıyla. Umut etmek çünkü yasak. Umutlarımızı zinhar açık etmiyoruz. Kadim zamanlarda yıldızı kaymış bir kabileyiz. Bizi kimse bilmiyor.”

Son yıllarda edebiyata sinmiş bu karamsarlık hâli, içe dönen anlatım biçimi şaşırtmıyor, anlamak mümkün, ama kendi adıma bu tarza yakın olmadığımı da eklemek istiyorum. Bu nedenle Kadri Öztopçu’nun bu bölümdeki öykülerindense diyaloğun ön planda olduğu, herhangi bir günün herhangi bir ânını anlattığı öyküleri yeğlerim.

Kadri Öztopçu’nun dikkat çeken öyküleri okura bazı şeyleri sezdirerek verdiği, anlatıcı olarak uzakta kaldığı öyküler. Bir Zamanlar Bizim Oralarda öyküsünde edebiyatta, tiyatroda, sinemada onlarca kez konu olmuş bir konu var örneğin, kan davası. Ve yepyeni bir biçimde ele alıyor. Anlatıcı bir çocuk. Akrabalardan biri, Ziya, kan davasına kurban gidiyor. “Neneme kalsa o bile değil, hısım yani. Dış kapının mandalı, derdi.” cümleleriyle daha öykünün başında özellikle vurgulanan bir akrabalık var. Anlatıcı çocuk ölenin kardeşiyle de arkadaş. “Ben Mustafa’yla uçurtma uçurdum ırmak boyunda, Ziya’nın kardeşi. Bir taşın üstüne oturup ağlaştık bir de.” Böylesi basit cümlelerle ve tam da çocuğa uygun anlatımla ilerliyor öykü. Ölünün kırkı çıkınca katil gidip teslim oluyor, âdet öyleymiş. Öldürme hakkı Mustafalara geçiyor böylece. Anlatıcı, ailenin en baskın karakteri olan neneyle babanın konuşmalarına kulak misafiri oluyor bu kez: “Şu ki, dedi nenem, belki yakındır, bilinmez, belki uzak bir vakitte, ama Mustafa Eşrefoğulları’ndan birini vuracak. İllaki, dedi babam. Hapse girecek. He, dedi babam, girecek. Mustafa’nın kimi kimsesi? dedi nenem. Yok, dedi babam. Yok mu? Yok, dedi babam yine, ikircikli. Var mı?” İşte gündelik dilin tüm doğallığını taşıyan bu cümlelerle ilerleyen öykü, okura sezdirdiğini hiçbir zaman açık etmiyor, sonunda bile. Kadri Öztopçu’nun dilini ve tek bir fazlalık olmadan hesaplanmış tekniğini en iyi belli edenlerden birisi bu öykü.

Kadın erkek ilişkilerinin anlatıldığı öykülerde de yine gerçekliği nedeniyle Hayret Bi’şey favorilerimden oldu. Karı koca kavgası, hele yılları devirmiş bir evlilikte, çalışmayan, bütün günü bira ve kitapla geçiren bir kocayla evi geçindirip üstüne bulaşık çamaşırla uğraşan karısının kavgası tam da işte böyle olur diyor insan. Kitabın son öyküsü Çivileme de sinemada bunalıp yukarı bir şeyler içmeye çıkan adamla genç, sarışın bir kadının tanışmasını anlatıyor. İzlediği filmde bir türlü doğuramayan bir deveden dolayı klostrofobisi tutan adamın anlatıcı olduğu öyküde beğendiği kadın hakkında edepsizce düşüncelerle diyaloglar birlikte ilerliyor. “Dayanamıyor insan, dedim tekrar, fısıldayarak. Eğilip öpse miydim o dudakları? Ne yapardı acaba, en kötü ihtimalle. Okkalı bir tokat? Denemeye değse de cesaret edemedim. Aşağıda sadece doğuramayan bir deve yoktu.” Son cümleyle yine okura küçük bir ipucu veren Kadri Öztopçu iki kişinin tanışıp konuşup vedalaşmasını, hayattan çekilip alınmış bu kesiti hiç yalpalamadan aktarıyor.

Kimsenin Bilmediği İnsanlar, kenarda kalmışları, yalnızları anlatırken bulup çıkarttığı detaylarla, diyalog ve anlatıcıya gösterdiği özenle dikkati çekiyor.

Banu Yıldıran Genç