DTLj99lWkAAUKK9

19. yüzyılın sonu, II. Abdülhamid’in hüküm sürdüğü yıllardı. Eski gücünü yitiren Osmanlı bir taraftan iç isyanlarla uğraşırken diğer taraftan farklı siyasi görüşlerin tartışmalarına sahne oluyordu. Saflar yavaş yavaş belirleniyor, Azrail orağına sıkıca yapışmış, bekliyordu.

Safiye Hanım, 1894’ün 2 Şubatında, işte böyle bir dünyaya açtı gözlerini. Dört kız kardeşin en küçüğüydü. Babası Ali Kırat Paşa, hem Sultan Abdülaziz’in, hem de II. Abdülhamid’in yaverlerinden biriydi. Annesi Emine Hasene Hanım’sa, şeyhülharem Hacı Emin Paşa’nın kızıydı.

Ali Kırat Paşa ve Emine Hasene Hanım, kızlarının eğitimiyle yakından alakadarlardı. Safiye Hanım küçük yaşlardan itibaren edebiyatla, musikiyle iç içe büyümeye başladı. 1907’de Amerikan Kız Koleji’nde kaydoldu. Kitapların tadını almıştı bir kere, ama o yıllarda İstanbul fokur fokur kaynıyordu. Çok değil, iki yıl sonra, 1909’da 31 Mart Ayaklanması patlayıverdi. Komutanlarını kışlaya kapayıp, Ayasofya Meydanı’nda havaya ateş açan askerler, İstanbul’u on bir gün boyunca işgal ettiler. Hareket Ordusu’nun müdahalesiyle isyan bastırıldı sonra. II. Abdülhamid sürgüne gönderildi ve tahta Sultan Reşat geçti.

Safiye Hanım şartlar ne olursa olsun eğitimine devam ediyordu. 16 yaşına bastığında Fransızcayı, Almancayı, İtalyancayı ve Rusçayı öğrenmişti. Tevfik Fikret’ten edebiyat dersleri bile alıyordu. Tam da bu yıllarda koydu aklına doktor olmayı. Bütün dünya kana susamışken, Safiye Hanım hayat kurtarmak istiyordu.

Çağdaşı kadınlara nazaran, şanslı bir ailede doğmuştu. Zevkü sefa etmeyi aklına bile getirmeden çalışmış ha çalışmıştı, fakat bu kez karşısına çıkan engel öyle yenilir yutulur cinsten değildi. Çünkü kadınların bırakın doktorluk yapmasına, tıp eğitimi almasına dahi müsaade edilmiyordu.

1839’da orduya doktor yetiştirmek için kurulan Mekteb-i Tıbbiye-i Şâhâne’den sonra, 1867’de siviller için Mekteb-i Tıbbiye-i Mülkiye kurulmuştu. Ancak ikisinde de kadınlara yer yoktu. Bu durum, Tanzimat’tan sonra küçük bir değişime uğradı ve yalnızca yurtdışında eğitim almış, gayrimüslim kadın doktorların hizmetine izin verildi.

Safiye Hanım içten içe isyan ediyor, kadınların bu denli geriye itilmesini kaldıramıyor, bir yandan da sorunu çözmenin yollarını arıyordu. Tam da bu sıralarda I. Dünya Savaşı patlak verdi. Tarih 28 Temmuz 1914’tü.

Dünyanın o zamana kadar en çok can ve mal kaybına sebep olacak, yaklaşık 17 milyon askerin ve sivilin ölümüyle sonuçlanacak olan I. Dünya Savaşı başladığında, Safiye Hanım umutsuzluğa kapılmadan hayat kurtarmanın, doktor olmanın çaresini arıyordu. Amerikan Kız Koleji’nden 1916’de mezun olduktan sonra da kararını verdi. Madem kadınlar Osmanlı toprakları içinde tıp eğitimi alamıyorlar, o zaman yurt dışına gitmeliydi.

Ailenin maddi durumu o sıralar pek yerinde değildi. Savaş bütün düzeni altüst etmişti, ama dönemin Maarif Nâzırı (Eğitim Bakanı) Şükrü Bey’in desteğiyle karar alındı ve Safiye Hanım Almanya’ya gitti, Würzburg Üniversitesi Tıp Fakültesi’ne kaydını yaptırdı.

gunun-portresi-safiye-ali_0_r8mZ

Hem yabancı dili sayesinde, hem de batılı bir hayat görüşüyle yetiştirilmesinin verdiği özgüvenle, Almanya’ya kısa sürede uyum sağladı. Sağladı, ama yakınlarını da vatanını da çok özlüyordu. Bir tarafta hasret, diğer tarafta idealleri vardı.

Safiye Hanım Almanya’da eğitimini sürdürürken I. Dünya Savaşı sona erdi. Sonuç büyük bir hüsrandı. Osmanlı parçalara ayrılmış, İstanbul işgal edilmişti. Artık her şeyin bittiği düşünülüyordu ki Mustafa Kemal isimli düşük rütbeli bir paşa bütün dengeleri değiştiriverdi.

Tarih 1921’i gösterdiğinde, Safiye Hanım “Bebeklerde İç Pakimenenjit Kanaması Hakkında” isimli teziyle mezun olup “İlk Türk Kadın Doktor” unvanıyla vatanına döndü. Osmanlı hâlâ işgal altındaydı, ama Mustafa Kemal önderliğinde toplanan kuvvetler, dur durak bilmeden direnişe devam ediyorlardı. Kazanılan her cepheden, alınan her şehirden sonra halkın umudu büyüyordu. Safiye Hanım, İstanbul’da kısa bir süre kalıp ihtisas yapmak için yeniden Almanya’ya döndü. Kadın ve çocuk hastalıkları üstüne çalışmaya başladı.

Bu sıralarda kalbine bir kuş konuverdi. Daha sonradan Müslüman olunca Ferdi Ali ismini alacak olan Ferdinand Krekeler… Ferdi Bey göz doktoruydu. Safiye Hanım’la aynı üniversiteden mezundu. Kısa sürede, sessiz sedasız evlendiler. Zira gün, çalışma günüydü.

Sonunda beklenen olmuş, Mustafa Kemal ve askerleri onca zorluğa rağmen işgalcileri defetmişlerdi. Ardından o büyük gün geldi. 29 Ekim 1923, Cumhuriyetin ilanı… Safiye Hanım’la Ferdi Bey bu haber üzerine apar topar İstanbul’a döndüler. Şimdi sıra onlardaydı.

Safiye Hanım Cağaloğlu’nda bir muayenehane açtı önce. Bir taraftan çocukları tedavi ediyor, bir taraftan da annelere çeşitli eğitimler veriyordu. Çocuk bakımından, kadınsal hastalıklara kadar ne varsa anlatıyor, hemcinslerini bilinçli bireyler haline getirmek için olanca enerjisini harcıyordu.

Bunlarla yetinmiyor, yeni kadın doktorların yetişmesi için de çabalıyordu. Amerikan Kız Koleji’nde Jinekoloji ve Obstetrik üzerine dersler veriyor ve “Tıp Alanında Eğitim Veren İlk Kadın” unvanını bu sayede alıyordu. Öğrencileri, onun yaşadığı zorluklara, ikinci sınıf insan muamelesine maruz kalmasınlar diye Almanya’da öğrendiklerini bir tamam anlatıyordu. Her şeyden öte, bu genç doktor adaylarına özgüvenli olmayı, inancı ve sorumluluğu aşılıyordu.

92f434d680a8bcc1c95557e6f8d92acf_big_r (1)

Çocuk hastalıklarını önlemek için Hilal-i Ahmer Cemiyeti Hanımlar Merkezi Küçük Çocuklar Muayenehanesi’nde de çeşitli görevler almaya başladı. Kendi çocuğu yoktu ama bütün çocuklara bir anne şefkatiyle yaklaşıyordu. Tedavi ettiği her çocuktan sonra biraz daha anne oluyordu sanki.

1926’daysa Himaye-i Etfal’in tesis ettiği Süt Damlası Müdürlüğü’ne getirildi. Bu merkeze çeşitli nedenler yüzünden bebeklerini emziremeyen anneler başvuruyordu. Safiye Hanım hem onlarla ilgileniyor hem de diğer annelere mama hazırlamaktan, kişisel sağlıklarına kadar geniş bir hizmet sunuyordu. Hatta Türk Kadınlar Birliği’nin Sıhhiye Komisyonu Başkanı olduğunda, fuhşa karşı mücadele yürütürken, kadınların seçme ve seçilme hakkı için de çok çaba gösterdi.

Safiye Hanım yurtdışındaki çeşitli ülkelerde yer alan yayınlardan bir kitap derledi. Kendi deneyimlerine de büyük ölçüde yer verdiği bu kitap “Küçük Çocuklar Muayenehanesi ve Süt Damlası” ismiyle piyasaya çıktı.

Türkiye’deki modernleşme sürecine elinden geldiğince destek oluyordu, ama yine de toplumun algısına takılıp kalıyordu. Cağaloğlu’ndaki muayenehanesine pek rağbet olmuyordu. “Kadın Doktor” güvenilmez geliyordu insanlara. Erkek meslektaşlarından da beklediği ilgili göremeyince, trajikomik hadiselere maruz kalıyordu pek çok seferinde. Bir kısım hastalar, zaten doğru düzgün tedavi edilmemişimdir, diye düşünerek düşük vizite ödemeye teşebbüs ediyorlardı sözgelimi. Safiye Hanım buna bile anlayışla yaklaşıyordu. Paranız yoksa hiç vermeyin ama diğer türlüyse ben de erkek meslektaşlarım kadar bu ücreti hak ediyorum, diyordu.

Safiye Hanım kendi halkınca pek saygı görmese de Türkiye’yi temsilen üç ayrı uluslararası tıp kongresine katıldı. Eğitim, şimdi her zamankinden daha önemliydi. Hatta 1924’te Londra’da düzenlenen ve 18 ülkeden 300 kadın doktorun katıldığı Milletlerarası Kadın Doktorlar Kongresi’nde şunları söylüyordu.

“Şimdiye kadar, memleketimizde kadın doktorlara müsaade edilmediği için, kadın doktor yetişmemiştir. Bununla beraber, ben burada Türkiye’deki kadın doktorları değil, yakın bir gelecekte yetişecek kadın doktorlarını temsil ediyorum. Bugün burada hür Türkiye’nin hür bir kadını olarak gördüğüm hüsnü muameleyi ve uyandırdığım alakayı, benden ziyade, memleketime borçlu bulunuyorum. Bunu şükranla ifade ediyorum.”

1928’deyse korkunç bir haber aldı. Hayat kurtarmak çabasıyla, kadın hakları mücadelesiyle geçen bir ömrün sonunda kansere yakalandı. Eşi Ferdi Ali’yle beraber tedavi için yeniden Almanya’ya döndüler. Orada geçirdiği tedavi sürecinden sonra sağlık durumu bir nebze olsun düzeldi. Sonra doktorluğa Almanya’da devam etme kararı aldılar. Ferdi Ali’nin anlattıklarına göre; bu kararda, Safiye Hanım’ın Türkiye’de maruz kaldığı haksızlıkların da payı vardı.

resized_c96c9-9f3384bffotooi

Safiye Hanım ve Ferdi Ali, 1939’da başlayan II. Dünya Savaşı’nı Almanya’da karşıladılar. Nazizm başta Almanya’yı, sonra bütün dünyayı tehdit ederken ve doktorların büyük bir çoğunluğu askeriyede görevlendirilirken onlar halkın yanında olmaya çalışıyor, muayenehanelerini sürekli açık tutuyorlardı. Dortmund şehri savaş sırasında beş kez bombalanınca Safiye Hanım’la Ferdi Bey’in muayenehaneleri de kullanılmaz hale geldi, ama bütün zorluklara rağmen insanları tedavi etmeyi sürdürdüler.

Savaştan sonra Türkiye’ye dönüp Kadıköy’e yerleştiler ama Safiye Hanım’ın kanseri yeniden nüksedince Almanya’ya gitmek zorunda kaldılar. Bu sefer tedavi süreci pek iyi geçmedi. Tarih 5 Temmuz 1952’yi gösterdiğinde, Safiye Hanım hayata gözlerini yumuverdi.

Würzburg Üniversitesi o gün ders yapmadı. Öğrenciler, şehirdeki doktorlar, Dortmund halkı da oradaydı. Savaş sürecinde Safiye Hanım’ın özverisine teşekkür etmek niyetindeydiler. Üniversite rektörü Prof. Lehmann “Safiye’nin yüreği bir pırlantaydı. O, yüksek ruhlu, insancıl bir varlıktı. Bizim kalbimizde, hayranlık duyduğumuz, büyük bir yardımsever melek olarak yaşayacaktır,” dedi.

Safiye Hanım sadece yaşadığı yıllarda değil, şimdilerde bile azmin, kararlılığının bir simgesi olarak akıllara kazındı. Bir düşünün; 16 yaşındaki o küçük kız, kadından doktor olmaz diyenlere inansaydı neler kaybederdik acaba?

Okan Çil

Kaynakça

  • Nuran Yıldırım, Türkiye’nin İlk Kadın Doktoru Safiye Ali, Tarih Vakfı Yurt Yayınları, 2012
  • Orhan Murat Çolak, Libya’dan Üsküdar’a Bir Padişah Yaveri: Ali Kırat Paşa (1840-1903) ve Ailesi, IV. Üsküdar Sempozyumu, Bildiriler II. Cilt, 2006
  • Aynur İlhan Tunç, Osmanlı Son Döneminden Günümüze Kadın Eğitimi, Türkiye Yazarlar Birliği Akademi Dergisi, Sayı 13, 2015
  • Dr. İnci Hot, İlk Kadın Doktorumuz Safiye Ali, Nobel Medicus, Cilt 11, Sayı 1, 2015
  • Taha Toros, Dr. Safiye Ali, Skylife, Temmuz 1993