Edebiyat ortamımız, ülkemizin hali pür melalinden farklı değil. Yani, kaos hakim. Çok fazla kitap yayımlanıyor, eleştiri yok denecek kadar az vesaire. Bunlar hepimizin bildiği şeyler. Ve fakat ne şekilde, nasıl olursa olsun ilk kitabın heyecanı da ayrı. Kağıt oyunu oynayanlar bilir, ilk elin günahı olmaz. İlk kitaplar da, tıpkı sonrakiler gibi, kusurlarıyla güzeldir. Kendimize ait, bize kendi yolumuzu açacak güzel yanlışlarımız olmazsa ne anlamı var yazmanın?

Bu ve benzeri düşüncelerden hareketle ilk kitaplarını çıkarmış yazarlarla söyleşi yapma fikri gelişti. İlk kitabını çıkarmış her yazara sorulabilecek ortak sorular belirlemeye çalıştık. Samimiyetle sorulan sorulara verilecek sahici cevaplar, belki, ortak dertlerimizi anlamaya, birlikte düşünmeye vesile olur. Hiçbir şey olmasa bile, bir yazar dostumuzun ilk göz ağrısının heyecanını paylaşmış oluruz.

Kitapsız bir hevesli olmaktan kitaplı bir yazar olmaya giden süreç nasıl gelişti?

Lise zamanlarım. Şiirle yatıp kalkıyorum. Ama çok da fazla kitap okumuyorum. Şiirin, ruhtan geldiğini, sevgiden beslendiğini filan düşünüyorum. Hatta bu bana yetmiyor, bir arkadaşım vardı o zamanlardan, onunla birbirimize şiirler yazıyoruz. Güya şiirimiz gelişecek, iyi birer şair olacağız. Ama o okuyor, benim gibi kurusıkı şiirler yazmıyor. O şair oluyor, iyi bir şair, bense bir öykücü…

Üniversitede, yine aynı arkadaşım bana deneme yaz dedi. Ne içindi hatırlamıyorum, o zamana kadar şiir yazan ben artık bir deneme yazarıydım. Kitaplar okumaya başlamıştım. Şiir bana uzaklaşıyordu. Yabancılaşıyordum. Bir internet sitesi kurduk, burada yazılarımız kısıtlı bir kitle ile paylaştık. Hala o günleri hatırlar, o yazılarımı okur, gülerim.

O zamana kadar ben herhangi bir öykü metni ile tanışmış değildim. Öykü türü okudun mu deseniz belki de hiç okumadım. Ama o edebiyat sitesi sıralarında okuduğum Tarık Buğra’nın Küçük Ağa’sından sonra başladı her şey. Biraz da türe özgü araştırma ile. Sonra Mustafa Kutlu, Sait Faik, Sabahattin Ali, Bahaeddin Özkişi filan derken romandan öyküye doğru evrilen bir okumaya ilgi alanım oldu. Bir de aynı zamanlara denk gelen ve beni öykü yazım aşamasında diri tutan bir dergi meşgalesi ile birlikte olunca, öyküde karar kılmam hiç de zor olmadı. Kendi çıkardığımız Tahrir Dergisi’nin öykü editörlüğünü üstlendim. Hem yazıyor hem de gelen öykülerden beslenerek öyküde yapılmaması gerekenleri daha iyi fark ediyordum. Bu da benim öyküme artı puan katıyordu. Bu vesile ile belki de son beş-altı yıldır öykü ile yatıp kalkıyorum. Bunun da ilk meyvesi bu kitap oldu.

Yazma uğraşınızı neden başka bir türde değil de öyküde yoğunlaştırdınız?

Şiir yaz-a-mıyorum, çünkü ilk cevabımda anlattığım gibi şiir yazma uğraşı lisede bir hevesti, geçti. Günümüz şiirinde bir ağırlık, farklı bir tat var. Üslupta kapalılık, yenilikçi düşünme, serbest şiir vs. benim kaldığım zamanların şiirinden biraz uzakta. E roman yazmak için de gerçek bir psikopat olmak lazım. Öyle “yazdım oldu” ile olacak iş değil. Zaman ve emek gerektiriyor. Anlatılmak istenen bir meseleyi kısaca özetleyen ama bunu yaparken detayları atlamayan tek anlatı tekniğidir öykü. Anlatımı ustalık ister. Öykü, benim edebiyat geçmişimde fazlaca yer tutan ve bana hem okuduklarımı hem de yazdıklarımı keyifli kılan bir sanat dalı. Bakın, sadece yazmaktan bahsetmiyorum; öykü okumak da (ciddi anlamda okumak) keyif veriyor. Öyküyü incelemek, anlatılmasının altındaki nedeni kurcalamak, kurgulanmış hikayenin derinlerinde yer tutan o soyutlanmış, travmatik seyreden psikolojiyi tahmin etmeye çalışmak… Muazzam bir şey.

Yayınevini nasıl belirlediniz? İlk kitabınızın yayımlanma sürecinde neler çektiniz?

Aslında yayınevini ben belirlemedim. Şimdiki editörüm Sıddık Yurtsever ile birlikte belirledik diyelim.

İlk aşama, yani dosyam hazır olduğunda, hayalimdeki yayınevine yolladım. Sadece oraya. Cevabını bir sene boyunca bekledim. Oradan gelecek olumlu ya da olumsuz bir cevap, içimdeki o fitili yakacak, beni daha ileriye götürecek olan bir çabanın ilk adımları olacaktı. Bu süreçte bazı arkadaşlara gönderdiğim yayınevinden bahsettim. Ancak, cevap beklediğim o süreçte aldığım dönütler, siyasi taraflılığa kadar olumsuz birçok neden gösterilerek umudumu kıran söylemler olmuştu. “Dosyanı kale dahi almazlar” diyenler bile oldu. Bu arada, dostumun tavsiyesi üzerine Mecaz Yayınları’na dosyamı şartlı olarak gönderdim. Dedim ki “dosyam şurada, ret gelirse sizindir.” Çünkü, insanı hayali yaşatır, benim de hayalim, o kimsenin “senin dosyana cevap dahi vermezler” dediği yayınevinden gelecek maili almaktı. Tam bir sene sonra ret cevabı aldım. Asıl amacıma ulaşmıştım. Sonrasında top Mecaz Yayınları’nda, şimdiki editörüm Sıddık Yurtsever’de kalmıştı, onlar da sağ olsunlar, kabul ettiler.

Kitabı yayıma hazırlama sürecinde size yol gösteren, yardımcı olan bir editörünüz oldu mu?

Evet. Bunun için başta Kürşat Çelik, Gamze Arslan ve Senem Gezeroğlu’na bolca teşekkür ederim. Çünkü güzel dönütler, ufuk açıcı düzeltiler aldım. Hatta bazı söyledikleri ile beni büyük bir trajediden korudular da diyebilirim. Sonrasında ise kitabın editörlüğünü üstlenen Sıddık Yurtsever, kitaba şimdiki halini verdiği için teşekkür ederim.

Bu cevap,  neden bir teşekkür metni oldu bilmiyorum ama size de dostlarıma teşekkür etme fırsatı sunduğunuz için teşekkür ederim.

İlk kitabınızla hayatınızda neler değişti? Neler ummuştunuz ne buldunuz?

İnanır mısınız kitaptan sonra fular takar, palto ile gezer oldum. Pipom ağzımdan hiç düşmüyor. Doktor çok içme diyor ama benimkisi dudak tiryakiliği, bırakamıyorum. Ahaha. Şakası bir yana da edebiyat, fakir uğraşıdır. Fakir ne umar ki ne bulsun. Hala aynıyım. Bir garip Selim Baki.

Telif aldınız mı?

Edebiyat söz konusu olduğunda, her zaman için maddi kaygılar arka plandadır benim için. Edebiyat para için yapılmaz. Para için kitap yazılmaz. O nedenle telif konusunu konuşmak istemiyorum. Çünkü edebi çerçeveden soğutuyor beni.

Dergiler için edebiyatın mutfağı denir. Siz salona, misafirlerin karşısına çıkmadan önce mutfakta ne kadar zaman geçirdiniz?

Benim ilk öykülerim, birkaç yıl boyunca emek verdiğim ve öykü editörlüğünü üstlendiğim Tahrir Dergisi’nde çıktı. Ancak kendimi bir dergi ile sınırlamadım. Çünkü orası benim evimdi ve benim dışarıya da açılmam gerekiyordu. Bunun için kendime iki adet dergi belirledim. İlk öykülerim Yedi İklim dergisinde yayımlandı. O sırada o mutfakta çok kazan devirmişliğim de oldu ya, neyse. Ardından Edebiyat Ortamı dergisinde iki seneden fazla öykü yayımlattım. Fakat buraya kadar olan süreçte olumlu ya da olumsuz hiçbir dönüt alamamam, benim öykümü geliştireceği yerde stabil kalmasına ve yerinde saymasına neden oluyordu. Bir derginin her sayısında yer almak güzeldi fakat bu bana yetmiyordu. Bu nedenle dönüt alabileceğim, gerekirse reddedileceğim ve yine gerekirse öykümün üzerine konuşabileceğim bir dergi arayışına girdim. O sırada tanıştım Mahalle Mektebi ile. Oradaki herkes kaliteli kişiliğe sahip fakat bir isme ayrıca parantez açmak istiyorum. Mehmet Kahraman. Mükemmel ve anlayışlı bir insan. Onunla, öykülerim üzerine tartıştığımız zamanlar çok oldu. Bu nedenle Mehmet Hoca, öykülerimin gelişmesine vesile olan asıl insanlardan biridir. Kendisi için “bu kitaba beni hazırlayan gizli bir el” de diyebilirim.

Kitabınız yayımlandıktan sonra yakın çevrenizin, okuma yazma uğraşınıza ilişkin tavırlarında değişiklik oldu mu? Yazıyla ilişkinizde ciddi olduğunuza ikna oldular mı? Kitap size bu anlamda bir özgürlük alanı kazandırdı mı?

Kitabım olmuş\olmamış, ben bir yazardım fakat yazmak dışında hayata tutunmak gibi önemli dertlerim de vardı. Öykücü idim fakat yazarken kendi öykümü de yaşıyordum, yaşamaya çalışıyordum. Bunun bilincindelerdi hepsi. Bu nedenle bana karşı değişen bir tavır, pohpohlayan bir çevre ya da değişik gözlerle beni süzen insanlara rastlamadım.

Ben öykülerimi arkadaşlarıma okuttum. Öykülerimin çıktığı dergileri ve editörü olduğum Tahrir Dergisi’nin birçok sayısını hediye ettim. Onlar, benim yazma serüvenimde ne kadar ciddi olduğumu zaten biliyorlardı. Kitabın çıkmış olmasına çok da şaşırmadılar. Özgürlük alanı kazandım mı derseniz, ben hep özgürdüm sanki. Çok da bir değişiklik olmadı.

Peki, bundan sonra?

Yeni bir kitap dosyasına balıklama daldım. Ama bu seferki dosya toplama öyküler yerine çalışılmış olacak. O yüzden dergilerle olan ilişkimi bir süre kesmek istiyorum. Sanırım bana zaman kaybettiriyorlar. Artık daha fazla okumak ve daha nitelikli nasıl yazılabilir bunu araştırma gayretindeyim.