Site icon Parşömen

2019 Edebiyat Soruşturması: Emek Erez

Türk edebiyatının tarihinde yıllıklar vardır. Nesin Vakfı Yıllıkları, Memet Fuat’ın hazırladığı yıllıklar, Mehmet H. Doğan’ın şiir ve Kemal Gündüzalp’in öykü yıllıkları bunlara örnektir.

Gördüğümüz kadarıyla son birkaç yıldır yıllık hazırlama işi iyiden iyiye tavsadı. Oysa yıllıklarda bir yılın dökümü yapılır, o yıl yayımlanan eserlerden seçmeler yayımlanır, yıl içinde yaşanan edebiyat tartışmaları özetlenirdi. Yıllıklarda bir de soruşturma bölümleri olurdu.

Biz burada, en azından yıllıkların soruşturma kısmını yaşatalım istiyoruz. Nedir, Parşömen Sanal Fanzin olarak, bunu internet yayıncılığı yapan bir e-mecmua olmamızın sınırları içerisinde yapabiliriz: Az soruyla, soruşturmaya yanıt veren her değerli katılımcının yanıtlarını ayrı ayrı yayımlayarak. Öte yandan, soruşturmada az soru olmasına rağmen, “açılmaya” veya “genişletilmeye” müsait konulara işaret ettiğimizi düşünüyoruz. Yanıtların uzunluğu konusunda hiçbir kısıtlamamız yok.

Eleştiri ortamımızın çoraklığı ortada. Bu yüzden soruşturmanın son sorusunu çok önemsiyoruz. Yalnızca “en iyi” listeleri yapmakla yetinmek istemiyoruz. Sorunları ortaya koymanın birlikte düşünmeye, giderek çözümler üretmeye varacağını umut ediyoruz. Bu soruşturmaları önümüzdeki yıllarda da sürdürmek istiyoruz.

Bu tür soruşturmalar ekseriyetle aynı kişilere sorulur. Biz bu tavrı da “demokratikleştirmek” istediğimiz için eleştirmenler, yazarlar, çevirmenler, akademisyenler, şairler ve editörlerin yanısıra okurların da soruşturmaya katılımını sağlamaya çalıştık, çalışacağız.

2020’nin edebiyat açısından daha verimli, barış dolu bir yıl olmasını dileriz.

Yıl içinde yayımlanan ve beğenerek okuduğunuz ama yeterli ilgiyi görmediğini düşündüğünüz kurgu kitap ya da kitapları (telif ya da çeviri), beğenme nedenlerinizden de kısaca bahsederek bizimle paylaşır mısınız?

Yeterli ilgi görüp görmemesi tartışılır ama Rancière’in “Kurmacanın Kıyıları” bana kalırsa yılın hemen başında iyi bir metin okumanın hazzını bana yaşattı diyebilirim. Eleştirel teorinin önemli isimlerinde Rancière ve onun kurmaca üzerine düşüncelerini de okumak keyifli, öğretici ve düşündürücüydü. Kitabın özellikle aklımda kalan bölümü “rasgele anlar” kısmı, okuduğum kurmaca metinlerde hatırlayıp ilişkilendirdiğimde, metnin seyrini, bakışımı değiştirdiğini fark ediyorum. Benim için önemli olan da zaten bir metnin başka bir metne yansıması, bakış açımı değiştirmesi veya tamamlaması bu açıdan kitap yıla iyi bir başlangıçtı. Direkt olarak edebiyat ile ilişkili olmasa da (aslında bana göre her metin konusu, türü ne olursa olsun başka metinlerle kesişebilir) “İlk Devletlerin Derin tarihi, “Tahıla Karşı” James C. Scott’ın kitabı. Bu metnin de gözden kaçmasa güzel olur. Scott verili uygarlık tarihi anlatısını bildiğiniz parçalıyor, mesela devlet kurumunu düşününce kafamızda canlanan sabit yapının aslında nasıl kırılgan olduğunu görebiliyoruz. Veya klasik tarih yazımının neyi öne çıkarıp, nereyi görmezden geldiğini. Ayrıca, klasik olarak bildiğimiz “Neolitik Devrim”in nasıl bir “devrim” anlatısına dönüştüğünü ve bunun ilerlemeci tarih fikrini nasıl destekler şekilde inşa edildiğini. Bir başka metin, Bına Shah’ın “O Uyumadan Önce”si bu kitapta atlanmamalı fikrimce. Eksik Parça Yayınları tarafından basıldı. Bu metin için kısaca şu söylenebilir gibi Atwood’un “Damızlık Kızın Öyküsü”nü sevenler bu kitabı sevebilir. Ayrıca Aras Yayıncılık bu sene Saroyan’ın oyunlarını bastı, “Yüreğim Dağlardadır” ve “En Güzel Günlerim”. Bu metinler dönemine göre epey “marjinal” sayılabilecek metinler ancak Saroyan okurunun bileceği gibi, ironiyi eksik etmeyen, en derin meseleyi anlatırken bile doğallığı bozmayan, göz boyamadan derdini anlatabilen bir yazar ve ben bu yanını oyunlarında da hissettim. Siegfried Kracauer’in Polisiye Roman ‘Felsefi Bir İnceleme’ adlı kitabı kendi okumamda, “hiç bu açıdan bakmamıştım” cümlesini kura kura okuduğum ve atlanmaması gereken bir metin. Süreyyya Evren’in tüm öykülerinin toplandığı “Evsel Dönüşüm”, metodlar dışı bir yerde duran, anlatının “kuirleştirilmesi” çabasını hissettiren bir metin olmasından dolayı yılın sevdiğim metinlerinden, tabii yazarın öykülerinin toplanması ayrıca iyi oldu. Şiirde 160. Kilometre güzel işler yapıyor yıl içinde okuduğum Ahmet Güntan’ın “İzmirli Ahmet” kitabının meseleleri ele alışını ve dilde yaptığı oynamaları epey sevdiğimi hatırlıyorum. Bir de Mayıs Yayınları’nın Arkadaş Zekai Özger ödüllü kitabı “Bir Şiirin Söylediği 4” adlı metninin özellikle şiir eleştirisi ile ilgilenenlerin ilgisini çekebilecek bir metin olduğunu söyleyebilirim. Spinoza edebiyat eleştirisi açısından da önemsediğim bir isim bu açıdan Zoe Yayınları tarafından basılan, “Spinoza Daima” bu yılın sevdiğim kitaplarından oldu özellikle Maria das Graças de Souza’nın “Diderot ve Spinoza: Beden Neye Muktedirdir” yazısını bedene dair olana ayrı bir önem verdiğimden de olabilir çok sevdim. Aslında onlarca metin var ancak daha ne kadar uzatabilirim bilmiyorum, şunu söylemeden geçmeyeyim, Jaguar, Otonom, Yüz Kitap, Kafka, Siren Kitap, Monokl, İthaki (özellikle Kurgu Dışı) takip ettiğim ve beni okuduğumda genellikle pişman etmeyen yayınevleri.

Size göre bu yılın önemli edebiyat olayları nelerdi?

Küçük İskender’i kaybettik bence önemliydi ve olaydı çünkü sadece metinleriyle değil duruşuyla da bana bir metin karakteri gibi gelirdi. Murat Gülsoy ardından yazdığı yazıda bunu hiç unutmuyorum onu “benzersiz olmaya cesaret etmek” üzerinden ele almıştı ki sanırım bu küçük İskender’i iyi ifade ediyordu çünkü benzersizliğe cesaret etmek zor iş hele ki bizimki bir coğrafyada. Yılın son günlerinde gelen Arkadaş Zekai Özger belgeseli, “Merhaba Canım” haberi 2020’de izleyecek olsak da benim önemli bulduğum ve sevindiğim olaylardan. Peter Handke’ye 2019 Nobel Edebiyat Ödülü’nün verilmesi; yazar, metin, mesafe konularının tekrar tartışılmasına sebep olması açısından önemliydi. Man Booker ödüllerinde Jeanette Winterson’u desteklemem ve alamaması ki bu tarz yarışmalarda desteklediğimin ödül aldığına şimdilik rastlamadım : )

Edebiyat ortamımıza baktığınızda ne gibi sorunlar, eksiklikler ve sıkıntılar görüyorsunuz?

Daha önce bu soruları cevaplayan arkadaşların da sıklıkla bahsettiği gibi çevirmen teliflerine yönelik tutum önemli sorunlardan ancak Çev-Bir sayesinde konunun devamlı gündemde tutulmasını, hak gaspının önüne geçme çabasını, okurun bu konuda bilinçlendirilmesini değerli buluyorum. Bu telif meselesi aslında kültür-sanat-edebiyat alanında temel bir sorun. İçeriden konuşabildiğim için söylüyorum ki iş tanımı yokluğu, güvencesizlik, emeğinin karşılığını hiçbir şekilde alamadığın, devamlı çalıştığın halde nasıl geçineceğim sorusunun kafandan hiç gitmediği bir yaşam sunuyor ve hiç kolay değil. Bu nedenle Çev-Bir’e benzer örgütlenmelerin daha da yaygınlaşması, emeğin enformal boyutta ele alınıp, sömürülmesinin önüne geçmek için oldukça önemli. Bir de edebiyat ortamımıza baktığımda bir “yoklar” sorunu görüyorum. Orta yaş üstü yazarlar yenileri kast ederek “iyi edebiyat” yokluğundan dem vuruyorlar, kıyısından köşesinden edebiyata bulaşmış neredeyse herkes eleştiri yok diye sızlanıyor. Benim aklıma da hep şu soru geliyor olanı ne kadar görüyoruz? Bunun dışında, kültür endüstrisinin denetiminde, hızlıca üretme ve tüketme çağın getirdiği sorunlar, yazar sadece yazar değil artık aynı zamanda performans insanı, söyleşiler, imzalar çünkü ne kadar performans gösterirsen o kadar varoluyorsun gibi bir durum hâkim. Bu çok eleştirilen bir konu olsa da biraz çağın getirisi ve tercihlerle ilişkili, herkes bu konuda özgür. Ama yazar-okur mesafesini koruyabilen (hiyerarşik anlamda değil), görünür olmadan da kendinden söz ettiren yazarlar var: Barış Bıçakçı, Aslı Biçen ilk aklıma gelenler.