On Dakika Otuz Sekiz Saniye romanı ile 2019 Booker Ödülü finalisti olan Elif Şafak, “Kadın yazarları, kadın gazetecileri, kadın şairleri, kadın akademisyenleri okuyun,” diyor ve ekliyor: “Kadınlar derken bütün etnik ve kültürel kimliklerden kadınları kastediyorum.”

29ByTheBook-superJumbo

Bugünlerde başucunuzda hangi kitaplar var?

Sürekli değişiyor ama genellikle başucumda aynı anda bir kurgu bir de kurgu dışı kitap olur. İkisi arasında gidip gelmeyi severim, bu kitapların birbirleriyle konuşması hoşuma gider. Bir de Walter Benjamin’in Pasajlar’ının bir kopyası hep elimin altındadır. Doğrusal olmayan şekilde okuyabileceğiniz muhteşem ve bitmemiş bir kitaptır; ortasından başlar, geri döner, daireler çizersiniz. Uykudan önce Walter Benjamin okumak gibisi yoktur. Hiç görmediğiniz kadar canlı rüyalar görürsünüz.

Son okuduğunuz muhteşem kitap hangisi?

Shoshana Zuboff’tan The Age of Surveillance Capitalism (Gözetim Kapitalizmi Çağı). Dikkate değer, iyi araştırılmış, deneysel veriye dayalı ve önemli bir kitap. İnternet uzun süre boyunca tarafsız ama aynı zamanda demokrasi, iç içe geçmişlik ve eşitliği besleyecek ilerici bir platform olarak algılandı ve sunuldu. Fakat gerçek bundan tamamen farklı. Zuboff, gözetim kapitalizminin yalnızca özgür irade ve otonomiyi değil, aynı zamanda demokrasinin temellerini nasıl zayıflattığını ve son kertede yok ettiğini ortaya koyuyor. İçinde yaşadığımız çağın hepimizin daha faal vatandaşlar olmasını ve dijital teknolojinin karanlık tarafının farkında olmamızı gerektiren bir çağ olduğu açık. Kesinlikle düzenleme görevi görecek demokratik kurumlara ihtiyacımız var. Fakat her şeyden önce sorunun ciddiyetini ve karmaşıklığını anlamamız gerekiyor ki The Age of Surveillance Capitalism bunun için doğru kitap.

Başka kimsenin adını duymadığı en sevdiğiniz kitap hangisi?

Ermeni feminist, romancı ve entelektüel Zabel Yesayan parlak bir zekası olan bir yazar ve çağının fersah fersah ötesinde bir kadındı. Yıkıntılar Arasında yürek parçalayan bir yakarış, mühim bir vakayiname. Çok önemli bir kitap.

Bir de memleketlerinde tanınan ama dünyada henüz yeterince tercüme edilmemiş dikkate değer yazarlar var. Bu yazarların en muhteşem örneklerinden biri Natalia Ginzburg.

Günümüzde aktif olan yazarlar –romancılar, oyun yazarları, eleştirmenler, gazeteciler, şairler– arasından en çok kimlere hayranlık duyuyorsunuz?

Hem biçim hem içerik bakımından risk alan yazarlara hayranım. Akıntıya karşı yüzme cesareti gösteren, uyum sağlamayı veya kaç yıl geçerse geçsin aynı şekilde yazmayı reddeden yazarlara saygı duyarım. Derinden saygı duyduğum çok fazla romancı, şair ve gazeteci var. Bir kimsenin isim yapmış ya da yeni bir yazar olması benim için önemli değil. Hepsinin karşılaştığı zorluklar ayrı.

Günümüz Türkiye’sini anlamak isteyen birine hangi kitapları tavsiye edersiniz?

Kesinlikle daha fazla kadın okuyun derim. Kadın yazarları, kadın gazetecileri, kadın şairleri, kadın akademisyenleri okuyun. Kadınlar derken bütün etnik ve kültürel kimliklerden kadınları kastediyorum: Türk, Kürt, Ermeni, Yahudi, Rum. Türkiye bir kolektif bellek yitimi ülkesi. Sessizliklere ve sessizleştirilenlere tanıklık eden bu yazarları okuyun.

En sevdiğiniz Türk yazarlar kimler? Gerektiği kadar iyi tanınmayan ve özellikle tavsiye edeceğiniz Türk yazar var mı?

Talat Halman’ın A Millennium of Turkish Literature’ı (Türk Edebiyatının Bin Yılı) şahane ve çok güzel yazılmış bir kitap, dolayısıyla iyi bir başlangıç olacaktır. Nazım Hikmet okumak yalnızca baskının nasıl işlediğini değil, aynı zamanda özgürlük mücadelesinin ne denli güçlü olduğunu anlamak için olmazsa olmaz. Sabahattin Ali’nin Kürk Mantolu Madonna’sı birkaç sene önce İngilizce yayımlandı ve muhteşem bir kitap.

Bir kitap üzerinde çalışırken ne okursunuz ve yazarken ne türden okumalardan imtina edersiniz?

Bir romana başlamadan önce kapsamlı bir araştırma yapar ve esasen konuya ilişkin ne bulursam okumaya çalışırım. Uzun süre akademide bulundum, bu durum bana normalde sahip olmadığım disiplin anlayışını kazandırmış olabilir. Yani yazmayı tasarladığım konu ne olacaksa onun hakkında çok okur, çok düşünürüm. Sefarad tarihinden Osmanlı mimarisine, nadir görülen kuşlardan İstanbul’daki seks işçilerinin hayatlarına herhangi bir şey olabilir bu. Ardından romanı yazmaya başladığımda roman okumaktan kaçınırım ve bir süreliğine yalnızca şiir okurum. Özellikle Walt Whitman, W. B. Yeats, Halil Cibran, Anna Ahmatova ve Mevlâna. Maya Angelou’yu da çok severim; Audre Lorde’un da kalbimde özel bir yeri olduğunu belirtmem gerek.

Sizi biriyle yakınlaştıran veya aranıza giren bir kitap oldu mu?

Şimdiye dek okuduğum her romanın beni bir başka insanla yakınlaştırdığına inanırım. Hiç yazılmamış olmasını dilediğim çok, çok az kitap var. Bunlardan biri Siyon Liderlerinin Protokolleri. Bu kitap tehlikeli yalanlarla doludur ve Holokost’a zemin hazırlamıştır. Bir diğer korkunç kitap, 15. yüzyılda yayımlanan Şeytan Çekici. Bu saçmalık yüzünden yüz binlerce masum insan, özellikle de kadınlar cadılıkla suçlanmış ve öldürülmüş, hapse atılmış veya işkence görmüştür. Şu anda aşırı sağ ve çığırtkanları tarafından yaygın şekilde okunan The Camp of the Saints de (Azizler Kampı)[1] nefret, ırkçılık ve yabancı düşmanlığı doludur.

Bir edebi eserde sizi en çok etkileyen nedir?

Esas olarak sesi. Anlattığı hikayenin hem sanatı hem zanaatı. Kalp ile zihnin valsine bayılırım. Gramsci olsa zihnin karamsarlığı ve kalbin iyimserliği derdi.

Hangi türleri okumaktan bilhassa hoşlanırsınız ve hangilerinden uzak durursunuz?

Bana hitap eden her şeyi okurum: Siyaset felsefesi, nörobilim, kültür tarihi. Resimli roman, çizgi roman ve yemek kitabı da okurum. O anda beni ne ilgilendiriyorsa alır okurum. “Alçak edebiyat”a karşılık “yüksek edebiyat” olarak adlandırılan şeye itibar etmem. Bu ayrımları hiçbir zaman anlamamışımdır. Tek bir altın kuralım var: Okuma yelpazemi mümkün olduğunca geniş tutmaya çalışırım, yani yıllar yılı aynı zihinsel konfor alanında kalmaktansa farklı disiplinler, türler ve kültürler arasında yolculuk etmeyi severim.

En sevdiğiniz erkek ya da kadın kurgu kahraman kim? En sevdiğiniz antikahraman ya da “kötü adam”?

Orlando hep en sevdiğim erkek/kadın kurgu kahraman olmuştur. Virginia Woolf’un bu kitabını “biyografi” olarak adlandırması da çok hoşuma gider. En sevdiğim antikahramana gelince… Jay Gatsby tabii ki. Muhteşem Gatsby tekrar tekrar okunması gereken şahane bir kitap.

Çocukken nasıl bir okuyucuydunuz? Çocukken okuduğunuz kitaplar ve yazarlardan sizde en çok iz bırakanlar hangileri?

İki kadın -annem ve anneannem- tarafından büyütülen yalnız, kendi halinde bir çocuktum. Hayatın korkunç derecede sıkıcı olduğunu düşündüğümden küçük yaşta iyi bir okuyucu oldum. Ben Fransa’da doğrum. Annemle babam bir süre sonra ayrıldı; babam Strazburg’da kaldı, annem ise beni Ankara’ya getirdi. Yani çok küçük yaşta göç etmek zorunda kaldım. Sonrasında da ait olmadığımı hissettiğim muhafazakâr, ataerkil bir mahallede büyüdüm. Benim için Hikayediyarı çok daha gerçekti. Kitaplar benim kaçış tünelleri kazmama yardımcı oldu; ucu özgürlüğe çıkan tüneller.

Sizi bugün olduğunuz kişi yapan bir kitap söyleyecek olsanız hangisi olurdu?

Virginia Woolf’un Orlando’su. Bu kitabı okuyana dek, önceleri, bu kadar hür ve ihtiraslı[2] yazılabileceğinden bihaberdim. Biraz hile yapmama müsaade varsa Mevlâna’nın Mesnevi’sini de ekleyebilirim. Bir kitap Batı’dan, bir kitap Doğu’dan; üstelik ikisi de Doğu’yu ve Batı’yı aşan kitaplar.

Hiç yazarıyla ilgili bir bilgi veya başka bir şey nedeniyle bir kitapla ilgili fikrinizi değiştirdiğiniz oldu mu?

Oldu diyemem. Belki de iflah olmaz bir içedönük olduğumdan ve bir kitap, özellikle de bir roman okuduğumda yazarını unuttuğumdandır. Yazarın kim olduğu umurumda olmaz. Beni ilgilendiren, hikayedir.

Hayatta ya da değil, istediğiniz herhangi bir yazarla tanışabilecek olsanız kimi seçerdiniz? Ne sorardınız?

Spinoza’yla tanışmayı çok isterdim. Büyüleyici bir zihni var. James Baldwin’le konuşmak da muhteşem olurdu. Yazdıklarını okuduğumda ya da sesini duyduğumda çok duygulanıyorum. Sonra bir de kesinlikle Şems-i Tebrîzî. Üçüyle birlikte taşınabilsem şahane olurdu!

Hayal kırıklığı yarattı, fazla abartılmış, o kadar iyi değildi işte: Hangi kitabı sevmeniz gerektiğini hissettiniz ama sevmediniz? En son hangi kitabı yarım bıraktığınızı hatırlıyor musunuz?

Bir kitabı yarım bırakıyorsam genellikle benimle ilgili bir mesele vardır, belki zihnim çok meşguldür. İlk okuduğumda fazla yol alamadığım ama birkaç hafta sonra tekrar denediğimde ziyadesiyle bayıldığım kitaplar oldu. Mesela Eleanor Catton’dan The Luminaries (Işık Saçanlar).

Sizce kitapların ahlaki bir işlevi var mı? Nasıl?

Türkiye, Venezüella, Pakistan, Mısır, Brezilya gibi –liste epey uzun ve uzamaya devam ediyor– yaralı bir demokrasiden gelen bir yazarsanız apolitik olma lüksünüz yoktur. Dışarıda bir sürü şey olup bitiyorken “Ben dışarıda olup bitenler hakkında konuşmayacağım” diyemezsiniz. Cinsiyet ve cinsellik hakkında yazmak bile bu ülkelerde politik bir direniş eylemi haline gelebilir. Bununla birlikte, bence hikaye anlatma sanatının yanıt vermekten ziyade soru sorması gerekir. Romancıların bir şeyler öğretmeye veya vaaz vermeye çalışması hoşuma gitmiyor. Bizim işimiz çevreyi merkeze taşımak, görünmeyeni daha görünür kılmak, hikayenin içinde serbestçe akabileceği açık ve demokratik alanlar yaratmak.

Hayat hikayenizi kimin yazmasını isterdiniz?

Farklı kültürleri iyi ve incelikli şekilde anlayabilen bir yazarın. Yapay bir kabilenin bir mensubunun değil, hakiki bir insanlık vatandaşının.

Hangi kitapları tekrar tekrar okuyorsunuz?

En başta Hannah Arendt. Onu tekrar tekrar okuduğum çok olur. Çok önemli ve maalesef içinde yaşadığımız dönemle alakası giderek artan bir sesi var. Czeslaw Milosz’u okumayı ve tekrar okumayı da çok severim. Bir de Cioran var. Biz Türklerin iyimserlikle işi olmaz. İki şeyi beceremeyiz: İyimserlik ve ironi. Rumen filozof Cioran bazı Batılı okuyucular için fazla depresif olabilir ama biz Balkanlar, Anadolu ve Orta Doğu’dan gelenler için aklın sesidir.

Henüz okumamış olmaktan hicap duyduğunuz kitaplar hangileri?

Gerçekten bilemiyorum. Henüz okumamış olmaktan hicap duyduğum bir kitap varsa genellikle alır okurum. Ayrıca bunda utanılacak bir şey yok çünkü çok fazla kitap var. Okumaya devam etmemiz lazım sadece, önemli olan bu.

Hangi kitabı okumayı planlıyorsunuz?

Robert Macfarlane’in Underland: A Deep Time Journey (Altdiyar: Derin Bir Zaman Yolculuğu) kitabını yarıladım. Çok güzel.

Kaynak: The New York Times, 26 Aralık 2019

Çeviren: Çağla Taşkın

[1] Şafak’ın kastettiği kitap Jean Raspail’in 1973 tarihli romanı. Tadeusz Novakovski’nin Türkçeye aynı isimle çevrilen kitabıyla karıştırılmamalı.

[2] Elif Şafak’ın kullandığı, ihtiras olarak çevirdiğim kelime chutzpah. Çeviriyi Şafak’ın bu kelime üzerine yazdıklarıyla takviye etmek gerekirse: “Şu bizdeki hırs kelimesinin dengi sayılabilir ama tam olarak öyle de değil. Çünkü bizde hırs kelimesinin çağrışımı hayli olumsuzdur. Haddini bilmemeyi, dünyeviliği, maddiyatçılığı, tamahkârlığı çağrıştırır. Oysa chutzpah gayet olumlu olabilir. ABD’de birini övmek için ne çok chutzpah’sı var dersin. Bizde birini yermek için amma da hırslı dersin.”