Rüyasında cigara tüttüren güzel insanlara

-0-

İlk fırtımı çektiğimde 9-10 yaşlarındaydım. Kasabanın ilk toplu konutlarında (halk arasında Kaynanadan Kurtuluş mahallesi olarak anılırdı çünkü kaynanayla aynı evi paylaşmaktan kurtulmuştu gelinler) oğlan çocuklarından oluşan bir çeteydik. Futbol oynar, şeytan bostanı toplar ve elbette sigara içerdik. Kefale çıktığımız da olurdu, bakkaldan dal sigara aldığımız da… Ama en büyük ganimetimiz evlerden yürüttüğümüz Uzun Maltepe’ydi. Sigara içtiğimizi gören bir kız arkadaş gidip anneme yetiştirince bu erken tiryakilik dönemim kısa sürmüş oldu. Üstelik kapanışı, zamanın annelerinin en büyük silahı olan terlik dayağıyla yapmıştım.

Sonra yıllarca ağzıma koymadım sigarayı, ta ki üniversiteye kadar. Lisans yıllarında da ağız müptelalığından ve alkole eşlikçilik mertebesinden ileriye gitmedi tiryakiliğim. Düzenli sigara içmeye 27 yaşımda başladım ki bu durum, sigara tiryakiliği teamüllerine pek uygun değil ama ne yapalım: Her tiryakinin hikayesi ayrıdır!

-I-

İnsanoğlunun sigara macerası kadim zamanlara dayanır. Nedir, bildiğimiz kadarıyla, İbrahimi dinlerde sigara içmek yasaklanmamıştır. İnsana tanrı tarafından emanet edilmiş olan bedenine zarar verdiği için, olsa olsa mekruh seviyesindedir yaptırımı. Nedir, o perspektiften bakılacak olursa, modern insanın içtiği su ve aldığı temel gıdalar da sigaradan daha az zararlı değil günümüzde. Hamburger, kola, yağlı yiyecekler vesaireyi saymıyorum bile.

barış çubuğu

Peki o zaman günümüzdeki bu sigara düşmanlığı, bu duman avcılığının nedeni nedir acaba?

Cevap, çağımızın tanrısının adında gizli: Para.

-II-

Siz birinin “sigara içmek çok iyi, çok şugar bi’şey, muhakkak sen de içmelisin dostum” dediğini duydunuz mu? Hiç sanmam. Oysa tam tersi istikametteki davranışlara muhakkak şahit olmuşsunuzdur ya da –daha fenası– maruz kalmışsınızdır.

Sigara içmek elbette sağlığa zararlıdır. Çocuk yaştakilerin, ergenlerin bu kötü alışkanlıktan uzak tutulması için gerekenler muhakkak yapılmalıdır. Nedir, sigara içenlere de zinhar ilişilmemelidir efendiler!

Toplu taşıma araçlarında, asansörlerde birkaç kez başıma geldi: Nahoş, küçümseyici bakışlar, “öff ne kötü kokuyor” tavırları ve hatta fısırtılar… İyi de ablacım abicim, ben senin burun direği katili ter kokuna, leş gibi kokan parfümüne bir şey diyor muyum!

Enis Batur’un bir yazısında dile getirdiği, bana artık çok da distopik görünmeyen kehanet, böyle giderse yakın zamanda gerçekleşecek: “Sigara yasağı bakın sonunda nereye varacak: Özel timler oluşturup evleri basacak bu adamlar – siz daha abarttığımı düşünedurun!”

Hamiş: İşte bu çok olası distopyaya doğru giden yolun sözde iyi niyet taşlarından birine bugün rastladım. İyi kalpli insanların programı Modern Sabahlar’da duydum ve sabah sabah sinirim tepeme çıktı: Japonya’da bir pazarlama şirketi, sigara içmeyen çalışanlarına yılda 6 gün fazladan ücretli izin verme kararı almış. Çünkü taa 39. katlardan sigara içmek için zemine inip çıkmak en az 15 dakika sürüyormuş. Herhalde hesabını kitabını yapmışlar ve sigara içmeyenlere 6 gün fazladan izin hakkı vermişler.

İyi de bilader, bu durumun nedeni sizin insan haklarına aykırı uygulamalarınız.

Anlatayım: 2007’de işe başladığımda odalarda sigara içmek yasaktı. Ne var, her katta bir odacık ayrılmıştı tiryakilere. İsteyen gidip orada içerdi sigarasını. İstemeyen de sigara odasına girmez, böylece sağlıklı ve temiz hava sahalı yaşamlarına mutlu mesut devam ederlerdi. Ama ne oldu? Yetmedi. Binada sigara içmek külliyen yasaklandı. Şimdi benim sigara tiryakisi (ve haksız bir şekilde meslektaşlarından 6 gün daha az izin yapabilen) Japon kardeşlerime siz 39. katınızda bir sigara içme odası yaparsanız, sorun ortadan kalkar değil mi? Ama niyet o değil, niyet duman avcılığı. Enis Batur haklı beyler!

-III-

Kimsenin sizden talep etmediği durumlarda öğüt vermek, en hafif tabirle, hışırlıktır. Lütfen yapmayın.

Hele ki, durup duruken, bir tiryakinin yanına gelip sigarayı bırakmanın ne şahane bir şey olduğu, sigara içmemenin ne de güzel olduğu yollu öğütlerde bulunmayınız. “Bir Sigara Tiryakisine Yapılmaması Gereken 3607 Kusurlu Hareket”ten birisidir bu, aklınızda olsun.

Sacha Guitry’nin sözüyle taçlandıralım: “Birine çok fazla sigara içtiğini söyleme hakkınız var, sizin sigaralarınızı içiyorsa eğer.”

-IV-

John Berger yazmış, Selçuk Demirel çizmiş, Cevat Çapan çevirmiş, bize de okumak düşmüş: Duman.

Duman, tütün hakkında küçük bir masal veya hikaye…

“Kül tablaları bir çeşit konukseverlik araçlarıydı” diyor Berger. Hakikaten de öyleydi. Misafirliğe gittiğinizde ev sahibi, kendisi içsin içmesin, kül tablası ve vitrinde misafir için saklanan özel sigaradan koyardı önünüze. Sadece ev gezmelerinde de değil, kebapçılarda yemekten sonra da sigara ikram edilirdi, hem de iyi marka sigaralardan. Düğünlerde geline damada takınızı yapıp tebriklerinizi sunduktan sonra da kolonya ve şekerle birlikte bir tepsi sigara sizi bekliyor olurdu eskiden.

Ah o eski güzel günler…

-V-

Orhan Veli’nin çeviri şiirlerini okurken cigaraya denk gelmem mi, Jules Laforgue’un Cigara adlı şiirine. Çok sevdiğim Kırıka grubunun Cigara şarkısının sözleriyle çakıştı hemen kafamda.

Şarkının sözlerinde, evet, Orhan Veli’nin çevirisi kullanılmış ama Kırıka’nın solisti Salih Nazım Peker de söz eklemiş şarkıya. Bir de üstüne Hayyam. Alın bize kolektif bir cigara. Buradan yakabilirsiniz.

Evet, bu dünya tatsız, ya öteki? Palavra!
Boyun eğmişim kadere yaşayarak bedbin.
Ölüm gelinceye dek vakit öldürmek için
İçerim tanrıların huzurunda cigara!

-VI-

Biz tanrıların huzurunda sigara içiyoruz, tamam ama, peki ya tanrılar? O (ya da onlar) içiyor mu peki?

Galeano’nun Hikâye Avcısı adlı kitabından:

Eski, çok eski zamanlarda çiçeklerin taç yaprakları yoktu ve pampada da sığır çobanları değil dinozorlar vardı.

Çok zaman sonra ateş geldi.

O zamandan beri ateş bizi karanlıktan ve soğuktan kurtarıyor. Bir yandan yeryüzündeki görevlerini yerine getirirken, aynı zamanda dumanı yukarıya, gökyüzüne, tanrıların mekânına doğru gönderiyor.

Bana Michoacán’da anlattıklarına göre duman tanrıların gıdasıymış.

Yoksa tanrılar sigara mı içiyorlar?

-VII-

1985 yapımı Cat’s Eye adlı filmin senaryosu, Stephen King’in üç hikayesinden uyarlanmıştır. Triodan biri, Stephen King’in “Quitters, Inc.” adlı öyküsüdür. Bendeniz, “Bırakanlar A.Ş.” adıyla çevirmiştim bu öyküyü, isteyen buradan yakabilir. Kral, bu öyküsünde sigarayı bırakmanın ağır bedelleri olduğunu hatırlatır bize. Bırakanlar A.Ş.’deki kadar olmasa da sigarayı bırakmak oldukça zor bir iştir. Nedir, imkansız da değildir.

Jpeg

Uzun yıllar fosur fosur “paf ve puf” tüttüren iki gözüm Salâh Bey, imkansızı başarmış olanlardandır. Bir Zavallı Sarı At kitabındaki “Cigarayı Nasıl Bıraktım” adlı denemesi de bu başarının tanıklığıdır. Eşi Jale Hanımın demesine göre, çok sevdiği Behçet Necatigil ölünce alır sigarayı bırakma kararını Salâh Birsel: “Necatigil günde dört paket Birinci içermiş. Salâh onun ölümünden sonra sigarayı bıraktı”

Sigarayı bırakmaya çalıştığı günlerden birinde, 3 Ocak 1980 tarihli günlüğüne şöyle yazacaktır: “İçimden bir el sanki nikotin desteleri çekmek istiyor. Cigara içmek değil, buz kalıpları gibi nikotin yutmak istiyorum.”

-VIII-

Madem Salâh Bey’i andık, ağzındancigaradüşürmeyenler kabilesinin diğer seçkin üyelerini de anmadan olmaz.

Salâh Birsel’in sigarayı bırakmasına vesile olan Necatigil, bu kabilenin şerefli bir üyesidir. Üstelik sigara kağıtlarına şiir karaladığını da biliyoruz. Bir de sigara sağlığa zararlı derler, peh!

behcet-necatigil

Kızı Ayşe Sarısayın’dan dinleyelim:

Sıcaktan bunaldığımız yaz geceleri biraz olsun serinleyebilmek için deniz kenarındaki çay bahçesine veya yazlık sinemaya giderdik. Bazı filmlerde ağlayışlarını anımsıyorum babamın, ya da komik filme kendini kaptırıp çocuklaşarak “Ayşe, bak” diye beni dürtüp kahkahalarla gülüşünü. Dönüşte yollarda durup sigara paketlerine bir şeyler karaladığını, ya da evlerden birinden yükselen bir şarkının sözünü diline dolayıp yol boyu mırıldandığını, bu sözün çağrışımıyla gözlerinin daldığını. Onun bu aşırı duygusallıklarını yakaladığımızı sezdiğinde hemen değiştiğini, kabuğuna çekildiğini anımsıyorum. Ve evde çok sık söylediği şu mısraı: “Susanlara hiçbir şey sormayınız!”

-IX-

Tam da burada Kurt Vonnegut’tan ve Heinrich Böll’den bahsetmezsek başımıza taş yağar.

kurt-boll

Yukarıda gördüğünüz fotoğraf 1973 yılında, PEN’in Stockholm’de düzenlediği yazarlar kongresi kapsamındaki bir gezi sırasında, Kurt Vonnegut’un karısı Jill Krementz tarafından çekilmiş. Vonnegut, Ölümden Beter Yazgılar adlı kitabının önsözünde anlatıyor, devamını ondan dinleyelim: “Böll’e, İkinci Dünya Savaşı’nda Rus cephesinden kaçabilmek için kendisini bacağından vuran ama hastaneye gidene kadar yarası iyileşen (ve Cape Cod’da bir tanıdığımın marangozluğunu yapan) bir Alman gazisinden bahsediyordum. (Divanı Harp ve idam mangasıyla ilgili söylentiler çıkmış, ama daha sonra Kızıl Ordu hastaneyi işgal etmiş ve onu rehin almıştı.) Böll, kendini vururken barut yanıklarını önlemek için bir somun ekmeğin üzerinden ateş etmek gerektiğini söyledi. İşte güldüğümüz buydu.”

Kurt Vonnegut (1922-2007) ve Heinrich Böll (1917-1985) iki büyük yazar. İkisi de İkinci Cihan Harbine katılmışlar ve savaşın saçmalığına ve yıkıcılığına ilk elden tanıklık etmişlerdi. İkisi de esir düşmüştü; Vonnegut Almanlara, Böll Amerikalılara…

Kurt Vonnegut, aynı kitabının aynı önsözünde, 1984 yılında BBC’nin çektiği bir programa, Böll’ün daveti üzerine birlikte katıldıklarından da bahseder. Programda bir soru sorar Böll’e:

“Ona, Almanların doğasındaki en tehlikeli unsurun ne olduğunu sordum ve o da şöyle karşılık verdi: ‘İtaat.’ Bu hayatta bana söylediği son sözler bunlar oldu. Bunları söylerken iki bastona dayanıyor ve bir baca gibi tütüyordu; soğuk Londra yağmurunda havaalanına gitmek için taksiye binmek üzereydi: ‘Ah, Koort, çok zor, çok zor.’ O ülkesinin İkinci Dünya Savaşında ve öncesinde oynadığı rol yüzünden oluşan bildik Alman hüznünün ve utancının son örneğiydi.”

Kurt Vonnegut aynı önsözde şöyle de demişti, sigara konusunda kendini Böll’le kıyaslayarak: “Ben de en az onun kadar sigara içiyorum…”

Evet biliyoruz ki Kurt Vonnegut bir “chain-smoker” idi, tıpkı Salâh Bey, (Necatigil) Hoca gibi ağzındancigaradüşürmeyenler kabilesine mensuptu. “İntihar etmenin zarif bir yolu” olarak tanımladığı sigarayı 12 yaşından ölene dek içen Vonnegut’un hayatında içtiği tek sigara filtresiz Pall Mall idi. Böll’ün içtiği sigarayı bilmiyorum.

Kurt Vonnegut, 1991 yılında Weekly Guardian’ın kendisine sorduğu bazı soruları ve cevapları da alır Ölümden Beter Yazgılar adlı kitabının önsözüne. Sorulardan biri şudur: “Nasıl ölmek istersiniz?” Şöyle cevap verir Kurt: “Uçağın Kilimanjaro Dağı’nın zirvesine çarptığı bir kazada.”

Böll’ün hangi marka sigara içtiğini, yoksa tütün mü sardığını bilmiyorum. Ve fakat şunu biliyorum: Vonnegut, 2007 yılında ve 84 yaşındayken, sigaradan veya uçak kazasından değil, evinin merdivenlerinden düşerek öldü. Böll de 1985’de aynı şekilde, evinin merdivenlerinden düşerek ölmüştü.

-X-

Öykülerini topladığı Belgelerim adlı kitabında “Bir noktalı virgül zarafetiyle sigara içmek isterdim.” diyor Şilili yazar Alejandro Zambra. (Hakikaten de, bazı insanların sigara içişi ne kadar da güzeldir!)

Çok İyi Sigara İçerdim adlı öyküde Champix kullanarak sigarayı bırakmaya çalışan bir adamı dinleriz. “Sigaralar hayatın noktalama işaretleridir” der Zambra ya da öyküdeki anlatıcı. Ve sigara içmemeyi başardığı günler –ufak tefek kaçamakları saymazsak– çoğaldıkça aynı cümleye geri döner: “Sigaralar hayatın noktalama işaretleridir. Şimdi ben noktalama işareti olmadan, ritim olmadan yaşıyorum. Hayatım budala bir avangard şiir.”

artist__6826

Dikta/cunta geçmişleri, demokratik hayata geçme çabaları, futbola olan ilgileri bakımından benzerlik taşıyan iki ülke Şili ve Türkiye. Dolasıyla, Zambra’nın metinleri de, birçok bakımından tanıdık. Söz gelimi, Zambra’nın Eve Dönmenin Yolları adlı romanından okuyacağınız şu sahnedeki baba karakteri, bizim pos bıyıklı bol duman çıkaran güzel amcalarımızı, abilerimizi hatırlatmıyor mu size de? Pinochet gördüğünüz yere Evren, Colo-Colo gördüğünüz yere Beşiktaş koyarak da okuyabilirsiniz:

“O zamanlar Colo-Colo’yu tutuyordum, her zaman tuttum ve tutacağım. Pinochet’ye gelince, benim için televizyonda belli bir yayın saati olmayan bir programı sunan bir ekran yüzüydü, izlediğimiz şeyin en güzel yerinde araya giren sıkıcı ulusa seslenişler yüzünden ondan nefret ediyordum. Daha sonra aşağılık bir puşt olduğu, bir katil olduğu için ondan nefret ettim, ama o zamanlar sadece, babamın çıt çıkarmadan, sürekli dudağının kenarında duran sigarasından normaldekinden daha derin nefesler çekmekten başka tek bir hareket yapmaksızın seyrettiği o allahın cezası programlar yüzünden nefret ediyordum.”

-XI-

Bu bol dumanlı yazıyı Neşet Ertaş’la bitirelim mi? Neşet Baba birkaç yıl önce bir televizyon programında konuktu. İşte onun o güzelim serzenişi… Buradan yakınız!

Hamiş: İnsanların havasını zehirleyebilir, toprağını siyanürleyebilir, cebinden parasını çalıp temel hak ve özgürlüklerini kısıtlayabilirsiniz. Öyle aman aman bir itiraz sesi yükselmez, hatta bu kötülüklerine devam edebilsinler için aynı heriflere oy vermeyi sürdürürler. Nedir, bu sigara yasağı konusunda çok hassastır necip Türk milleti; sigara yasağına uyar, uymayanları şiddetle uyarır. Tuhaf, gerçekten tuhaf. Ne diyelim, bu hassasiyetlerinin başka konulara da sirayet etmesini yürekten dileyelim.

-XII-

Şimdiii… Yazıyı bitirdiğime göre bir cigarayı hak ettim demektir.

Tütün kesemi açıyorum, (reklam gibi olmasın ama) sarı Old Holborn paketime daldırıyorum elimi, bir tutam mis gibi kokan tütünü çekip organik kağıdın üstüne bırakıyorum, kağıdın sağ başına filtreyi koyuyorum, işaret parmağımla orta parmağımın arasının sararmasına yol açacak olan şeyi yapıyorum sonra da: Sarıyorum ve kağıdı yalıyorum.

Son hamle: Cigarayı başaşağı çevirip üstüne üstüne iki kere vuruyorum. Tık tık.

Çakmağın ve cigaranın öpüşmesi… İlk nefes ve ilk duman. Yarasın!

-XIII-

Yasal Uyarı: Sigara sağlığa zararlıdır!

Onur Çalı