Edebiyat ortamımız, ülkemizin hali pür melalinden farklı değil. Yani, kaos hakim. Çok fazla kitap yayımlanıyor, eleştiri yok denecek kadar az vesaire. Bunlar hepimizin bildiği şeyler. Ve fakat ne şekilde, nasıl olursa olsun ilk kitabın heyecanı da ayrı. Kağıt oyunu oynayanlar bilir, ilk elin günahı olmaz. İlk kitaplar da, tıpkı sonrakiler gibi, kusurlarıyla güzeldir. Kendimize ait, bize kendi yolumuzu açacak güzel yanlışlarımız olmazsa ne anlamı var yazmanın?

Bu ve benzeri düşüncelerden hareketle ilk kitaplarını çıkarmış yazarlarla söyleşi yapma fikri gelişti. İlk kitabını çıkarmış her yazara sorulabilecek ortak sorular belirlemeye çalıştık. Samimiyetle sorulan sorulara verilecek sahici cevaplar, belki, ortak dertlerimizi anlamaya, birlikte düşünmeye vesile olur. Hiçbir şey olmasa bile, bir yazar dostumuzun ilk göz ağrısının heyecanını paylaşmış oluruz.

Kitapsız bir hevesli olmaktan kitaplı bir yazar olmaya giden süreç nasıl gelişti?

Ankara Uluslararası Öykü Günleri Derneği, 2013 yılında Selanik Caddesindeki yerinde faal duruma geçince hem Ankaralı hem de İstanbullu yazarların uğrak yeri oldu. O dönem, ardı ardına yapılan atölyelerin, söyleşilerin birinden diğerine koşuşturduğumuz bir dönemdi. Dernek Başkanı Özcan Karabulut, Halil Genç, Faruk Duman, İnci Gürbüzatik, Çiğdem Ülker, Gürsel Korat, Necati Tosuner, Onur Caymaz, Sibel K.Türker gibi yaşayan birçok yazarla o dönemde tanıştım. Bu yazarlarla aynı ortamda bulunmamın yazma serüvenimde bana çok büyük katkısı oldu. Dernek dışında gittiğim Cemil Kavukçu’nun atölye dersleri oldukça verimliydi. Fakat yine de bir şeyler istediğim gibi olmuyordu. Ben ne yazıyordum? Öykülerim edebi miydi yoksa bir hevesle yazılan zihinsel bir taslak mıydı? Bu sorunlara çözüm bulmak adına Türk Dili ve Edebiyatı okumaya karar verdim. Yeniden üniversiteli olmuştum. Yoğun bir dört yılın sonunda mezun olurken “Zaman O Zaman Değil” kitabımı elime aldım.

Yazma uğraşınızı neden başka bir türde değil de öyküde yoğunlaştırdınız?

Öykü, kendine has tekniğiyle dar alanda birçok konuyu anlatabileceğim bir türdü. Fazla detaya girip boğulmak ya da yetersiz ayrıntıyla yüzeysel kalma riskinin sadece öyküde kontrol edilebileceğini fark ettim. Yazarın bunlara dikkat etmesi, dalıp istediği gibi gerekli gereksiz aklına eseni yazmasına mani olması, en önemlisi hikâye anlatma çabası tür olarak beni oldukça etkiledi. İyi bir öykücünün, edebiyatın birçok dalında başarılı olacağına inanıyorum.

Yayınevini nasıl belirlediniz? İlk kitabınızın yayımlanma sürecinde neler çektiniz?

Yayınevine ulaşma süreci oldukça yorucuydu. Birçok yayınevi kâğıt ithalatı meselesi nedeniyle geçici bir süre öykü kitabı basamayacaklarını ya da ilk kitaba sıcak bakmadıklarını tavırlarıyla gösterdiler. Fakat öykü dosyama güveniyordum. İstanbul’dan h2o Kitap, öykü dosyamı okuyup telefonla bana döndüğünde çok mutlu oldum. Daha sonraki süreç çok keyifli geçti.

Kitabı yayıma hazırlama sürecinde size yol gösteren, yardımcı olan bir editörünüz oldu mu?

Katıldığım Cemil Kavukçu ve Faruk Duman atölyeleri öykülerin tekrar kontrol edilmesi konusunda benim için yol gösterici oldu.

İlk kitabınızla hayatınızda neler değişti? Neler ummuştunuz ne buldunuz?

Bir beklentim olmadığı için hayal kırıklığı da yaşamadım. Öykülerimin severek okunması elbette benim de en büyük dileğim. Henüz çok yeni umarım öykü severlerle buluşur.

Telifinizi alabildiniz mi?

Şu an tek isteğim okuyucunun satın alması. Telif de arkasından gelir o zaman.

Dergiler için edebiyatın mutfağı denir. Siz salona, misafirlerin karşısına çıkmadan önce mutfakta ne kadar zaman geçirdiniz?

Altı yıl dergilerle uzun bir zaman geçirdim. İlk öyküm Ertesi Gün Cumartesi, Dünyanın Öyküsü Dergisinde 2014 yılında, daha sonra diğer öykülerim Çağdaş Türk Dili, Edebiyat Haber, Patika, Mavi… dergilerinde yayınlandı. Dergi olmadan kitabın çıkmasını, okuyucunun bilmediği suda yüzmesine benzetirim. Zaten bir süre sonra dergi okuyucusu kitabın ne zaman çıkacağını sormaya başlamıştı.

Kitabınız yayımlandıktan sonra yakın çevrenizin, okuma-yazma uğraşınıza ilişkin tavırlarında değişiklik oldu mu? Yazıyla ilişkinizde ciddi olduğunuza ikna oldular mı? Kitap size bu anlamda bir özgürlük alanı kazandırdı mı?

Kitabın çıkmasının bir yazara güven verdiği kesin. Çevrenizin de size bakışını olumlu yönde etkiliyor. Fakat yine de anlaşılmayı beklememeli diye düşünüyorum.

“Beni tutanlar, benim o yolda gitmemi dileyenler vardı, uzaktan seslenmekle yetiniyorlardı. Beni özendirmek istemelerine ne denli sevinirsem sevineyim, yanımda kimseyi görememek üzüyordu beni.” Nurullah Ataç, Sözden Söze.

Bu da sizin sorunuzun farklı bir yönü.

Peki, bundan sonra?

İkinci kitap için öykü yazmaya devam ediyorum. Klasik Türk Edebiyatı ilgimi çekiyor. Onunla ilgili de bir çalışma yapmayı istiyorum. Çok teşekkür ederim.