Kasaba çocuğuyum ben. Bilen bilir; köy değildir, kent de değildir kasaba, tuhaf bir ara form gibidir. Şimdi durumlar daha farklı ama 90’lı yılların ikinci yarısında benim doğduğum yerlerde sinema, kitapçı, tiyatro, vs. yoktu. Edebiyat heveslisi bir gencin ihtiyaç duyduğu şeylerdir bunlar. Büyük kentlerdeki yaşıtlarım kitapçılara gidip edebiyat dergilerine rahatça ulaşabilirken ben o sıralarda ABONET’le boğuşuyordum.

Tabii imkanlar kısıtlı olunca daha paylaşımcı bir hayatı da oluyor insanın. Evdeki kütüphane yetmeyince güzel amcaların, teyzelerin kütüphaneleri size ardına kadar açılır. Yeter ki siz okuyun!

Aziz Nesin’in kitapları da bu görece kitapsızlık çağımda okuduklarımdandı. Namus Gazı, Sosyalizm Geliyor Savulun, Geriye Kalan… ilk elden hatırladıklarım.

GERIYE-KALAN-AZIZ-NESIN-348__13788238_0

Bendeki Geriye Kalan‘ın tevellüdü benden eski, 1982 basımı. Edebiyat tanrısı affetsin, bir güzel amcadan ya da teyzeden ödünç alıp geri vermediğim bir kitap sanıyorum.

Zekeriya Sertel, Hatırladıklarım [Can Yayınları, 2015] adlı anı kitabında bahseder Aziz Nesin’den. Sedat Simavi, bir gün yakın dostu Zekeriya Sertel’e bir “yeni kabiliyetten” söz açar. İkinci Cihan Harbinin son yıllarıdır. Zekeriya Bey, dostu Sedat Simavi’nin bu kadar övdüğü bu genci “bir denemeye” karar vermiştir:

“Ertesi gün odama, kısa boylu, iddiasız, 30 yaşlarında bir genç girdi ve kendisini Aziz Nesin diye tanıttı.” (Hatırladıklarım, s. 253)

Aziz Nesin, Simavi’nin övdüğü kadar vardır. Zekeriya Sertel bu yeni gence ne iş verse hakkıyla altından kalkıyordur. Röportajdan fıkra yazmaya kadar… Sessiz sakin işini yapıyordur:

“Aziz Nesin gösterişi sevmez, sokulganlık göstermezdi. Matbaaya bir gölge gibi gelip giderdi. Onun varlığından hemen benden başka kimse haberli değildi. İşte, Sabahattin Ali’yle bu sıralarda tanışmış, onunla birlikte Marko Paşa adındaki dergiyi çıkarmaya başlamışlardı.” (Hatırladıklarım, s. 254)

Aziz Nesin’in yayımlanan ilk kitabı olan, benim çocuk yaşlarımda okuduğum ve yukarıda bahis açtığım Geriye Kalan kitabı; Nesin’in Markopaşa’da [ve diğer Paşa’larda] yayımlanan yazılarından ve mizahi öykülerinden bir seçmedir.

markopasa1

Markopaşa başlı başına bir incelemeyi, kapsamlı bir yazıyı hak ediyor elbette. Biz kısacık da olsa bahsedelim. Cuma günleri [sonraları da toplatılmaktan fırsat buldukça] çıkan bu haftalık mizah dergisi, Babıâli’de o güne kadar görülmemiş bir tiraj yakalar; 60 binleri bulur satışı. Bu o dönemdeki hiçbir gazetenin, en baba gazetenin bile göremediği bir satış rakamıdır. Ancak, sözü fazla yormadan gitmeye çalışalım, dönemin siyasi iktidarlarını rahatsız eder bu muhalif mizah [zaten Salih Memecan ya da Hasan Kaçan değilseniz eğer, yaptığınız mizahın muhalif olmama imkanı yoktur]. Kapatılır dergi. Kapatıldıkça da adını değiştirerek inatla sürdürürler yayımını: Malum Paşa, Ali Baba, Yedisekiz Hasan Paşa, Bizim Paşa, Medet

Başta Sabahattin Ali ve Aziz Nesin olmak üzere, yazar ve çizerleri Mustafa Uykusuz, Rıfat Ilgaz gibi isimler bu Paşa’lardaki yazılarından çizilerinden dolayı hapis cezalarına çarptırılırlar. Hapiste değilseler, muhakkak baskı altındadırlar.

Dönelim Geriye Kalan’a… Kitabın ilk basımı 1953 yılında yapılır. Aziz Nesin, Markopaşa ve diğer Paşa’lardaki yazılarından seçtiği bir demeti sunar okuyucuya. Söz gelimi, 16 Aralık 1946 tarihli Markopaşa’da yayımlanan “Topunuzun Köküne Kibrit Suyu” başlıklı yazı da yer alır kitapta. Yazının alt başlığı “Milletvekili Cemil Sait Barlas’a pulsuz”tur. Hadise şudur efendim: Gaziantep mebusu Cemil Sait Barlas, meclis kürsüsünde yaptığı bir konuşmada Markopaşa için “kökü dışarıda” der. Bu, o günden kelli Türkiye muhafazakâr [Uğur Mumcu’yu hatırlayalım: “kârı muhafaza eden”] sağının her fırsatta ağzına sakız ettiği bu amorf suçlama cümleciğinin ilk kullanılışıdır.

Bunun üzerine yukarıda andığım, Cemil Sait Barlas’a hitaben yazılmış “Topunuzun Köküne Kibrit Suyu” başlıklı yazı yayımlanır Markopaşa’da. “Sayın demeye dilim varmıyor sana” diye başlayan yazı şöyle devam eder:

“Yabancı sermayeye kapıları ardına kadar açarak kul köle oldunuz. Buna karşılık fikre ve ilme gümrük duvarları çektiniz. Bu marifetleriniz yetişmiyormuş gibi, şimdi de bir kök tutturmuşsunuz. Kökü dışarda, kökü havada ve sizler gibi kökü suda… Çok muzip adamsın vesselâm, nerden bulursun bu acaiplikleri?”

Yazının tonu giderek sertleşir:

“Neden kökümüz dışarda? Tapuları karımızın üzerine yapılmış apartmanlarımız mı var? Biz bu millete, uşaklarımızla, dalkavuklarımızla, metreslerimizle mi bağlıyız? Biz bu vatana, apartmanlarımızın oturduğu toprak parçasıyla mı bağlıyız?”

Aziz Nesin ile Sabahattin Ali bir ilke belirlemişlerdir en baştan: Markopaşa‘daki yazılar imzasız olarak yayımlanacaktır. Bu köklü yazıyı yazan Aziz Nesin’dir ama 1947 yılında 3 ay hapse mahkum olan Aziz Nesin değil Sabahattin Ali olur. Çünkü Markopaşa‘nın künyesinde derginin hem sahibi hem de yazı işleri yönetmeni olarak Sabahattin Ali’nin adı geçer. Mahkumiyetin nedeni Cemil Sait Barlas’a “yayın yoluyla hakaret”tir. Hadi, bir sol kroşe ile bitirelim bu kök faslını: İsim tanıdık geldi, değil mi? Cemil Sait Barlas. Kimdir bu herifçioğlu? Fizyolojik olmayan nedenlerle uzuuun zamandır omurga yokluğundan muzdarip olan [ve bugünlerde otel sahipleri için üzülen] Mehmet Barlas’ın babası ve son on yılda türeyen tuhaf bir gazetecilik türünün parlak simalarından biri olan Cemil Barlas’ın dedesidir.

Geriye Kalan’ın yayımlanması ise o klişe deyimle “Aziz Nesinlik” bir hikaye. Aziz Bey, 16 aylık tutukluluktan sonra Nevşehir Cezaevi’nden tahliye olur ve fakat başında bir polisle döner İstanbul’a. Çünkü bir 16 ay da gözetim altında kalacaktır. Artık bir “sakıncalı piyade” [yine Uğur Mumcu, nur içinde yatsın!] olduğundan kimse ona iş vermek istemez. Nedir, para kazanmak zorundadır. İşte bu para kazanma baskısı yöneltir onu Geriye Kalan’ı yayımlamaya. Borç harç kağıt alır, kitabı dizdirir; parasızlıktan kitabın kapağını dahi kendi çizer ve nihayet kitabı bastırır. Bastırır bastırmasına da reklamını yapamadıktan sonra neye yarar? Kitabın ilanı için üç gazeteye başvurur, hiçbiri yayımlamaz ilanı. Dedik ya, sakıncalıdır. Üç beş kuruş kazanmak için yola çıktığı bu işte bastırdığı kitabın borçları da birikmiştir üstüne. Peki, şimdi ne yapmalı? Sonunda çıkış yolunu o ince zekasıyla bulur Aziz Bey. 25 Ocak 1953 Pazar tarihli Cumhuriyet gazetesinde şöyle bir ilan çıkar. İsimsizdir.

FullSizeRender

Can Yücel, “Saint Nesin” dermiş Aziz Bey’e.

Aziz Nesin yaşamıyla, yapıtlarıyla, Nesin Vakfı’yla… her zaman iyi anılacaktır.

Otel sahipleri için gözyaşı döken zevatın aksine, Aziz Nesin’in, Sabahattin Ali’nin ve diğerlerinin kökleri, dışarda filan değil vicdanımızdadır.

Onur Çalı