Balkonundaki sardunyaların üzerine her gün özenle yıkadığı maskelerini asan 76 yaşındaki sevgili komşum İda Hanım diyor ki: “Tabii ölmekten korkuyorum ama yeğenlerimi iki ay oldu görmedim, bu ağırıma gidiyor.”

ITALY-HEALTH-VIRUS

İtalya’da son bir ayda olanlar ve bundan sonraki aylarda olacaklar üzerine herkesin söyleyecek bir şeyi var ve olacak, eminim. Her şey hakkında uzmanlığı olanlardan, gerçek bilirkişilere herkes, durmadan, soluklanmadan İtalya’da ne olduğunu, işlerin nasıl bu raddede kontrolden çıktığını tartışacak. Bu dramatik tablonun harlı alevleri azıcık sönmeye başladığında ise geride kalanlara bakacağız, kimin nasıl yorulduğuna, insanların neden öldüğüne yahut nasıl ölmediğine.

Peki neden böyle oldu? Virologlar, ve virolog olmayanlar, Lombardiya Bölgesi’nde virüsün herhangi bir mutasyona uğrayıp daha agresif olup olmama ihtimalini tartışıyor, gelinen şu noktanın tüm sorumluluğunu naif bir şutla virüsün omuzlarına yıkmaya çalışarak, “belki bizim virüsümüz daha saldırgan” diyor kimisi. Kimse neden İtalya’nın bunca kayıp verdiğini anlamıyor. Her konuda örnek gösterilen Almanya, Coronavirüs’e bağışıklık konusunda bile bir adım öne geçmeyi başarıyor. Kimileri de istatistiğin oynaklığı diyor, “İtalya tüm ölüleri sayıyor, Almanya ise kimisini örtbas ediyor.” İstatistik oynaktır, evet, lâkin hastanelerdeki yoğun bakım ünitelerinin doyum noktasına ulaşması, acile gelen hastaların nereye yönlendirileceğinin bilinememesi bir rakam kurnazlığı değil, gün gibi gerçek. Hastanelerin artık tamamen dolması ile Milano ve Bergamo şehirlerindeki fuar alanlarına yerleştirilen solunum cihazlı yataklar, gömülecek yer bulunamayan vücutlar için yakılacak fırın arayışları, yaklaşık 7 sene yaşadığım ve Piemonte Bölgesi’nin virüsten en çok etkilenen şehirlerden biri olan Novara’da hastane koridorlarında, bahçelerde kurulan geçici yoğun bakım üniteleri ya da bir zamanlar yaşadığımız okul yurtlarının karantina bölgelerine çevrilmesi de bu gerçeğin aynaları.

Sunumda ölü sayısını azaltabilirsiniz, belki bundan sadece altı ay sonra yapılacak araştırmalar Coronavirüs’ün sadece halihazırda mevcut olan hastalıkları tetiklediği savını tamamen onaylayacak ama bu sonuç bir ülkenin tüm sağlık sisteminin bir ay içinde çökme noktasına geldiği gerçeğini değiştirmeyecek.

Soru tekrarlanıyor, peki neden böyle oldu? Ben sosyoloğum, politikacı veya virolog değilim, bu sorunun cevabını ancak sosyal dinamiklerde arayabilirim.

İtalya nüfusunun neredeyse % 25’i 65+ yaş grubu; ülke, dünyanın yaşlı nüfusu en fazla olan ülkelerinden biri. Nitekim, sosyal bilimler ve tıp fakültelerinin en çok araştırma fonu aldığı çalışma konularından biri meşhur “active aging” (aktif yaşlanma) konusu. Virüsün yaşa bağlı hastalıkları tetiklediği, dolayısıyla belli bir yaş grubunun diğerlerine nazaran çok daha korunmasız olduğu savı şu an hakimiyetini sürdürüyor. Yani, yukarıdaki sorunun ilk cevabı şimdilik bu olsun, yaşlı nüfusunun fazla olması. Oxford Üniversitesi araştırmacıları virüsün İtalya’da bu kadar hızlı yayılmasını nesiller arası bağların kuvvetli olmasına ve farklı yaş grubundaki aile fertlerinin birbirine yakın yaşaması ile açıklıyorlar.[1] Aile fertlerine yapılan sık ziyaretler virüsün korunaksız kişilere bulaşmasını kolaylaştırdı. Balkonundaki sardunyaların üzerine her gün özenle yıkadığı maskelerini asan 76 yaşındaki sevgili komşum İda Hanım diyor ki: “Tabii ölmekten korkuyorum ama yeğenlerimi iki ay oldu görmedim, bu ağırıma gidiyor.”

Ten temasını seven İtalyanlar bu huyun bu kadar baş ağrıtacağını nereden bilsin! Kuvvetli aile bağları ilk defa İtalya’nın canını bu kadar yakıyor. Bazı şehirlerde bir neslin tamamen yok olduğu, ailesine bunca düşkün insanların yalnız ölüp yalnız gömüldüğü haberleri herkesin gözünü yaşartıyor.

TOPSHOT-ITALY-HEALTH-VIRUS-TORUISM

Bu krizin sağlık hizmetlerinin gelişmişliği ve sağlıklı yaşamın teşvikine bağlı olarak yaş ortalamasının en yüksek olduğu bölgelerden biri olan Lombardiya Bölgesi’nde patlamış olmasının bir avantajı bir de dezavantajı mevcut. Dezavantajı, bölgenin, virüsün ölümcül etki yarattığı yaş grubunun çoğunlukla yaşadığı bölgelerden biri olması. Avantajı ise bölgenin, başarısı yalnızca İtalya’da değil neredeyse tüm Avrupa’da kabul görmüş sağlık sistemi. Virüs aynı hız ve etkiyle ilkin Güney’de patlak vermiş olsaydı çok daha trajik bir tabloyla karşılaşabilirdik, bununla birlikte bu trajedinin önüne geçildiğini söylemek ne yazık ki mümkün değil. İnsan hareketinin önüne bir süre geçilemezse aynı problemlerle her yerde karşılaşılacağı mesajı çok geç ulaştı yerine. Ülkenin en yoksul bölgelerinden Campania Bölgesi Başkanı De Luca birkaç gün önce Başbakan Conte’ye bir mektup yazarak durumun vahametini iletti; önlemlerin dikkate alınmamasının faturası bizim için ağır olacak. Hareket sınırlılığı getirileceğinin kulaklara çalınmasıyla birlikte insanların Kuzey şehirlerinden panikle evlerine, Güney illerine gitmesi ciddi bir kırılma yarattı. Bu insan hareketliliğinin sonuçlarını kaldıracak bir sağlık altyapısına sahip olmadıklarını ileten Bölge Başkanı, üzgünüm ama ölü saymaktan başka bir şey gelmeyecek elimizden, dedi. Her açıdan fazla kaynağa sahip Kuzey’de bunca yıkım yaratan virüsün Güney’de yapabileceklerini kestirmek zor, işin zorluğu ise acımasız basitliğinde.

Bu basitlikte, bakın ben bu çayı içerim diyen politikacı basitliği var. Bakın içtim, bu kadar basit. İtalyan Demokrat Parti Genel Başkanı’nın, olaylar henüz patlak vermek üzereyken Milano bu virüs yüzden duramaz, sokak yaşantısına devam, gelin bir aperitivo yapalım deyip, Coronavirüs kapmasının ve kimbilir kaç kişiye bulaştırmasının basitliği var. Sadece yaşlılar ölüyor, bize bir şey olmaz diyen, kendi özgürlüğünün sınırlarını bir türlü çizemeyen bencil birey basitliği var. Evde kalmaya teşvik ile yapılmaya çalışılanın yalnızca hastaneye yığılmaları önlemek, hasta sayısını zamana yayarak ihtiyacı olan herkese tedavi olabilme imkânı sağlayabilmek olduğunu tane tane anlatamayan bir sistemin basitliği var. Herkesin evden para kazanma lüksü olmadığını, tarımdan turizme, inşaattan temizliğe enformel emek denen bir illetin olduğunu, karnını doyurabilmek için dışarıya muhtaç olanları, hayatı ne yapsa ne etse eve sığdıramayanların korkusunu göz ardı edenlerin basitliği var.

Evet, işi bunca karmaşıklaştırmak bu kadar basit. Yokmuş gibi yapmak, var olanı yok etmiyor. Bu salgının sadece yaşlılarımızı değil, sağlık hizmetine ihtiyacı olan tüm insanları ve bütünüyle sağlık sistemini tehdit ettiği fikri aşılanmazsa kayıpların çok daha fazla olacağı neredeyse kesin. Her yere sirayet etmeden bu illeti durdurmak mümkün mü bilinmiyor ama zararı minimuma indirmek için herkesin elinden geleni yapması gerekiyor: Evde kalın demek yetmez, insanlara evde kalabilmeleri için gereken koşulları da sağlamak şart, bunun altını özellikle çizmek gerekiyor.

Gül İnce Beqo

[1] İlgili makaleye buradan ulaşılabilir.