Yazar Patricia Smith nadiren ilhamsız kaldığını ifade eder; söylediğine göre “farelerin orgazm olduğu gibi” fikir üretirmiş. Ben aynı iddiada bulunamayacağım. Bence yazarların fikirlere o kadar ihtiyaçları yok; onlara gerçekten lazım olan şey zaman.

4696736-6231057-Novelist_Patricia_Highsmith_set_off_her_day_with_fried_eggs_and_-a-52_1538483805838

Bu yazıyı Hudson Vadisi’ndeki Ghent kasabasında bulunan bir yazar evinde kaleme alıyorum. Burada bir ay geçireceğim ve amacım, siz kıymetli okuyucuların çok uzak olmayan gelecekte elinde tutacağınızı hayal ettiğim kitabı bitirmek. Sayfalara dökülecek kelimeler var ama bunun gerçekleşmesinin tek yolu ritüellerimden şaşmamak.

Yazar Patricia Smith nadiren ilhamsız kaldığını ifade eder; söylediğine göre “farelerin orgazm olduğu gibi” fikir üretirmiş. Ben aynı iddiada bulunamayacağım. Bence yazarların fikirlere o kadar ihtiyaçları yok; onlara gerçekten lazım olan şey zaman.

Veya daha doğru ifade etmek gerekirse lazım olan, doğru kelimelerin ortaya çıkmasını sağlayan çalışma koşulları; mekan ve alışkanlıkların buluşması. Buradaki masamda Daily Rituals (Günlük Ritüeller) adında bir kitap var. Yazarların ve sanatçıların nasıl çalıştıklarını kısa kısa anlatıyor. Highsmith alıntısıyla bu kitapta karşılaştım. Highsmith’in –muhtemelen dikkatinin mümkün olduğunca az dağılmasını sağlamak için– her gün aynı şeyleri yediği ayrıntısıyla da: Amerikan domuz pastırması, sahanda yumurta ve kahvaltılık gevrek.

Muhtemelen yanlış olan edebiyat efsanesine göre Edith Sitwell günlük çalışmasına başlamadan önce bir süreliğine açık bir tabutta yatarmış. Güya bu, makberî yazıları için kendisine ilham verirmiş. Maya Angelou yalnızca otel veya motel odalarında çalışırmış. Truman Capote Cuma günleri hiçbir şeye başlayamaz veya hiçbir şeyi bitiremezmiş. Igor Stravinsky molaya ihtiyaç duyduğunda amuda kalkar, Saul Bellow ise 30 şınav çekermiş. Çalışmasına devam edebilmek için John Cheever’a erotik rahatlama gerekirmiş.

Bu örnekler bize cinslik gibi geliyor ama altı çizilmesi gereken şey, eser yaratma sürecinde ritüelin önemi. Öğrencilerime “her gün yazmaları ve her gün yürümeleri gerektiğini” söylerim. Çok yazmalarına lüzum yok; her gün yalnızca 150 kelime kafi. Asıl önemli olan, rutin.

Daily Rituals’ta dansçı Twyla Tharp saat 5:30’da kalktıktan sonra yaptıklarını şöyle anlatır:

“Manhattan’daki evimden çıkar, bir taksi çağırır ve şoföre beni 91. Sokak ve Birinci Caddenin kesişimindeki iki saat boyunca spor yaptığım Pumping Iron’a götürmesini söylerim. Ritüel her sabah spor salonunda bedenime çektirdiğim esneme ve ağırlık kaldırma egzersizleri değil; ritüel, taksi. Şoföre nereye gideceğimizi söylediğim an ritüeli tamamlamış olurum.”

Tharp’ı anlayabiliyorum. Ben de yürüyüşe çıkmadan önce botlarımı bağlarken bir ritüele başlamış olurum. Cebimdeki not kağıdı ve ufak sarı kalemin farkındayımdır. Yazma işi başlamıştır. Daily Rituals’ı okurken yürüyüşe çıkmanın yazarlar ve sanatçılar arasında oldukça yaygın olduğunu görmek beni memnun etti. Çalışma odasının kapısını açıp yürüyüşe çıkmak, o kapıyı kapatmak kadar önemliymiş. Gustave Flaubert, Charles Dickens ve Leo Tolstoy hep yürümeye düşkünmüş.

Ritüellerim bu yazar evindeki gibi koşullarda daha da belirgin, hatta yoğun bir hal alıyor. Okuma ve yazma işi dışarıdaki köy yolunda veya civardaki tepelere uzanan çimlerde çıkılan yürüyüşlerle ara ara kesilerek gün boyunca devam ediyor. Yazarlar gün içerisinde birbirlerini pek görmüyorlar ama saat 19:30’da akşam yemeği için toplanıyoruz. Ardından, tabaklar silip süpürüldükten kısa süre sonra dört gözle masa tenisini bekliyorum. Her gün esnemek isteyeceğimi düşünüp yanımda yeni bir yoga matı getirsem de mat odamın bir köşesinde hâlâ rulo halinde duruyor. Rutinimden hoşnudum, masa tenisi oynayabildiğim ve hatta bazen oyuna viski katabildiğim için mutluyum. (Tabii buraya Thomas Mann’ın Venedik’te Ölüm’ünden bir bölüm gelecek: “Sanatçının sırrını kim çözer? Sanatçıyı oluşturan azgınlıkla disiplin içgüdülerinin sımsıkı kaynaşmasını kim kavrar?”[1])

Kalkar kalkmaz ilk iş termostaki kahveyi bardağa koyuyorum (kahveyi her akşam yatmadan önce ortak mutfakta yapıyorum) ve yazmak için masaya oturuyorum. Daily Rituals’da adı geçen yazarlar ve sanatçıların en az üçte biri kahve bağımlılıklarından bahsediyor gibi duruyor. Şaşırmadım. Beni asıl şaşırtan, Graham Greene ve Jean-Paul Sartre gibi yazarların eserlerini kaleme almak için amfetamine bel bağlamış olmaları. Bir de “çoğu insanın her gün multivitamin alması gibi her sabah bir doz Benzedrine” alan W. H. Auden var.

Amfetaminleri bilemem ama kitapların gücüne kefil olabilirim. Bu eve bu kitabın başka sayfalarında kendini gösteren kitaplar getirdim; tıkandığım veya ilhama ihtiyaç duyduğum zamanlarda sığındığım kitaplar. (Bugünün metni Hugh Raffles’tan Insectopedia’ydı [Böceklopedi]. Hayranlık uyandıran bir ufka ve güzelliğe sahip bir eser. Böceklerin neredeyse akla hayale sığmaz çeşitliliğini ve onlara atfettiğimiz kategorilerin sınırlarını hemencecik öğreniyorsunuz. Aynı zamanda Raffles’ın Insectopedia’sı için kendi teşekkül ilkesini oluşturduğunun farkına varıyorsunuz. Muazzam dil ve zengin imgelemin yanında bu inovatif düzenleme kitabın amacıyla yakından ilişkili: Etrafımızdaki “milyarlarca varlığın hayret verici mükemmeliği”ne ilişkin bilgi sunmak.

Dünyanın tuhaflığına dair bir sezgi ve ona eşlik eden bir hayranlık duygusu, kitabın çoğu sayfasına W. G. Sebald veya Michael Ondaatje’nin kurgularıyla özdeşleştirdiğimiz bir anlatı niteliği kazandırıyor.) Bir de yatmadan hemen önce Virginia Woolf’un günlüğünü okuyorum. İşaretlediğim son bolüm 13 Temmuz 1932 gününden: “Kafamın içinde gelecek vaat eden bir romanla uyuyorum. Yazmanın yolu bu. Talihimi nasıl iyileştirebileceğim üzerine derin düşüncelere dalıyorum, her zamanki gibi, bu öğleden sonra Regent’s Park’ta tek başıma yürüyerek başlayacağım.”[2]

Amitava Kumar

Çeviren: Çağla Taşkın

Kaynak: Lithub, 27 Mart 2020 

[1] Thomas Mann, Venedik’te Ölüm, çev., Behçet Necatigil (Can Yayınları, 2007).

[2] Virginia Woolf, Bir Yazarın Günlüğü, çev., Oya Dalgıç (İş Bankası Kültür Yayınları, 2014).