Bir arkadaşımın yönlendirmesi ve tavsiyesiyle, Malezyalı yönetmen Edmund Yeo’nun Kingyo (Japon Balığı, 2009) adlı kısa filmini izledim. Yine arkadaşımın uyandırmasıyla, filmin senaryosunun, Nobel Ödüllü Japon yazar Yasunari Kavabata’nın Kanaryalar adlı kısa öyküsüne dayandığını öğrendim. Beyaz Geceler’i çağrıştıran bir şeyler vardı hakikaten filmde.

Öykünün ve filmin ana damarı aynı; yarım kalmış bir aşkın uçucu sızısı. Birtakım farklılıklar var elbette, en göze çarpan ve önemsiz olanı ise öyküde kanaryaların, filmdeyse japon balıklarının söz konusu olması.

Öykünün İngilizce çevirisini bulup oradan Türkçeleştirmeye çalıştım.

Kanaryalar

Hanımefendi,

Verdiğim sözden dönmek ve size bir kez daha yazmak farz oldu.

Bana geçen yıl vermiş olduğunuz kanaryalara daha fazla bakamayacağım. Onlarla karım ilgilenirdi. Benim bütün yaptığım kanaryalara bakıp sizi hatırlamaktı.

Bana ne söylediğinizi hatırlıyor musunuz? Dediniz ki, “Sizin karınız var, benim kocam, görüşmemeliyiz. Keşke karınız olmasaydı! Size bu kanaryaları beni hatırlamanız için veriyorum. Bakın şunlara: Karı ve koca! Kuşları satın aldığım adam, bir erkek bir dişiyi rastgele seçti, aynı kafese koyuverdi. Birbirlerine aşina değildiler. Her neyse, bu kuşlar size beni hatırlatacak. Size hatıra olarak yaşayan bir şey vermem tuhaf görünebilir ama hatıralarımız da yaşıyor. Kanaryalar bir gün ölecek. O gün geldiğinde, hatıralarımız da ölmeli, bırakalım ölsünler.”

Kanaryalar ölecek gibiydiler. Onlara bakan, gitmişti. Bencileyin beceriksiz bir sanatçının bu narin kuşlara bakması imkansızdı. Açık konuşalım. Kuşların bakımıyla ilgilenen karım öldü ve şüphe yok ki onun ölümü kuşların da ölümü olacak. Görülen o ki, hanımefendi, hatıranızı emanet ettiğiniz kişi karımmış meğer.

Kuşları serbest bırakmayı düşündüm ama karımın ölümüyle kanatlarında derman kalmamıştı sanki. Ayrıca, bu kanaryalar özgür yaşamaya alışkın değiller. Karı ve kocanın birlikte uçabilecekleri bir sürü de yok, ne bu kasabada ne de yakınımızdaki ormanda. Birbirlerinden ayrı uçarlarsa da tek başlarına ölürler. Söylediğiniz gibi, kuşları satan adam onları rastgele seçip, bir dişi bir erkek, aynı kafese koymuştu.

Bununla birlikte, kuşları aynı adama satmaya varmıyor elim. Bana onları siz verdiniz. Ama size geri vermeye de gönlüm razı değil. Onlar karımın baktığı kuşlardı ne de olsa. Belki de unutmuş olduğunuz bu kuşları size geri verip zahmete sokmak istemem zaten.

Tekrar ediyorum. Kanaryalar bu güne kadar yaşadı çünkü yanı başlarında karım vardı; şimdiyse size ait hatıraları canlandırıyorlar. İşte bu yüzden hanımefendi, bu kanaryaların ölümde de karımın ardından gitmelerini istiyorum. Konu sadece hatıralar da değil. Neden en başta sizin gibi birine aşık olmadım ki! Karım olduğu için mi? Karım bana yaşamın sıkıntılarını unutturuyordu. Varlığımı görmezden gelmeme yardımcı oluyordu. Sizin gibi bir kadınla olsaydım, yüzümü kendime çevirmek zorunda kalacaktım ya da başımı önüme eğecektim.

Hanımefendi, izninizle, kanaryaları öldürüp karımın mezarına gömeceğim.

Yasunari Kavabata

Çeviren: Onur Çalı