Yazmamanın çarelerini düşünen, arayıp duran bir yazarım. Bir yandan da yazmadan duramam. Bu çelişki beni bir ikileme götürür. Ya yazmayıp sokağa koşacağım, ya da yazıp kendime koşacağım. Hadi çık işin işinden. Biraz ondan, biraz bundan yapmak da kesmiyor beni. Ya hep ya hiç.

unnamed
Tarhan Gürhan

30 Mayıs 2019 tarihli Cumhuriyet Kitap Eki’nde Aytekin Karaçoban, “Neden Yazıyoruz” başlıklı enfes bir yazı yazdı. İyi ki de yazdı. Hiç tanımadığım şahane bir yazarla tanıştırdı beni. Şimdi ben de aynını yapıyorum.

“Dönme Dolaptan Çıkmak İçin” başlıklı bu metnin sahibi Fransız yazar, şair  Serge Velay. Metnin uzunca bir alıntısını vermek istiyorum, bölmeden.

“Mesleğim olduğu için değil, zorunluluktan dolayı yazıyorum.

Söyleme öfkesiyle yazıyorum. Yazıyorum, çünkü bir şey dili yarıda kesiyor. Yazıyorum çünkü gidip de dönmediğim olaylar var. Yazıyorum çünkü dil her zaman çok geç geliyor. Yazıyorum, çünkü doğal olana susadım. Yazıyorum, çünkü sözcükler olmazsa nesneler var olmuyor. Gerçekliği kopuş noktasına getirmek için yazıyorum. Saldıran gölgeleri elden kaçırmamak için yazıyorum.

Duygulanımların ve coşkuların gerçekliğiyle aramı yapmak için yazıyorum. Biçimimde, maddemde, sözcüklerimde hazır bulunmak için yazıyorum. Ustalarıma borcumu ödemek için yazıyorum. Kendimi düzene sokmak için yazıyorum. Basitlik kadar karmaşıklık gereksiniminden dolayı yazıyorum. Yazıyorum, çünkü bir sözcük eksik kaldığında her şey yitirilmiştir. Yalnızca yapmayı bildiğim şey o olduğu için yazıyorum. Ortadan kaldırılamaz özgünlükleri güncellemek için yazıyorum. Kendimi kurmak için yazıyorum. Yazıyorum, çünkü ne amaç ne de Tanrı var.

Sözcüklerin, cümlelerin ve çalkaladığımız akıl yürütmelerin nasıl bir araya geldiklerini görmek için yazıyorum. Yazıyorum, çünkü cümlelerin anlattıklarında delilikten ve ölümden koruma gücü var. Yazıyorum, çünkü binlerce kitap okudum. Sözcükleri düşüncesizce ve tehlikeli biçimde kullananlar önünde diz çökmemek için yazıyorum. Yazıyorum, çünkü en maddi gerçeklik beni şaşkınlığa daldırıyor.

Direnmek için yazıyorum. İlk gelen ve dilsiz için yazıyorum. Dili hırpalamak ve güçsüzlüklerini itiraf ettirmek için yazıyorum. Beni zorlayanı dağıtmak için yazıyorum. Yazıyorum, çünkü savaşıyorum. Uyanık olma gereksinimi ve aylaklık isteği ile yazıyorum. Dönme dolaptan çıkmak için yazıyorum. Toplumun dayattığı şey içimde sönmesin diye yazıyorum. Değişkenlik, geçiş ve yön değiştirme beğenisi ile yazıyorum. Dünyanın donukluğunda gedikler açmak için yazıyorum. İnançları ve can sıkıcı insanları uzaklaştırmak için yazıyorum.

Duyarlılığı yitirmekten kurtulmak için yazıyorum. Yazıyorum, çünkü önceden kurduğum ve sonradan gelecek cümlelerle masama bağlandım. Kendimi güçlendirmek için yazıyorum. Egemen aklın peşinde olduğum için yazıyorum. Kendimi şaşırtmak için yazıyorum.

Kendime bir yuva yapmak için yazıyorum. Zamanı uzatmak ve askıya almak için yazıyorum. Yazıyorum, çünkü yazmaya başladım. Sürekli değişim hareketini hızlandırmak için yazıyorum. Yükümü hafifletmek ve daha uzağa gitmek için yazıyorum. (…)”

Yazmamanın çarelerini düşünen, arayıp duran bir yazarım. Bir yandan da yazmadan duramam. Bu çelişki beni bir ikileme götürür. Ya yazmayıp sokağa koşacağım, ya da yazıp kendime koşacağım. Hadi çık işin işinden. Biraz ondan, biraz bundan yapmak da kesmiyor beni. Ya hep ya hiç.

Yarım yüzyıllık yaşamımda yazmamak için neler yapmadım ki! Gençliğimde yıllarca basketbol oynadım, sonraları antrenör oldum, akvaryumculuk yaptım, dükkân açtım. Bunun için ODTÜ’yü bıraktım. A.Ü. Basın-Yayın’ı 7 senede bitirdim. Antika tamirciliği yaptım. Su arıtma cihazı pazarladım. Anketörlük yaptım. Dergicilik yaptım. Eski ikinci el kitapçılık yaptım. Takı yaptım, sattım. Kitap ayraçları yaptım, yüzlerce. Çerçevecilik yaptım. Mahpusluk ettim. Sinemacılık yaptım. Senaristlik yaptım. Yönetmen asistanlığı yaptım. Öykücülük yaptım. Şiirler yazdım. Senaryo atölyeleri yaptım. Yazarlık Atölyeleri yaptım. Yazmamak için elimden gelen her şeyi yaptım. Elimden gelen yazmamak için ne varsa yaptım. Artık kendimle baş başayım. Ve yazmaktan başka çarem kalmadı. Yine de yazı yazma zamanlarımdan sık sık tırtıklıyorum.

Bu yazıyı okuyunca aklıma ilk gelen: Ne kadar zeki olduğunu göstermek için yazmak beyhudedir, oldu.

Son gelense: Hiçbir piyasanın içinde olmamak lâzım, oldu.

Olduysa mesele yok, olmadıysa mesai yapmak tek çıkış yolu. Yazarak nereden çıkacaksak?

Tarhan Gürhan