omer-bedrettin-usakli
Ömer Bedrettin Uşaklı

Henüz 16’sındaki çocuk, o zamana kadar hiç ayrılmadığı kasabasından gözü yaşlı ayrılıyor. Üniversite okuyacak. Heyecanlı, bir o kadar da ürkek. Oysa düpedüz korkuyor. Anne, sevgili, yoldaş, kardeş bellediği denizin olmadığı bir bozkırda nasıl nefes alacağını bilmiyor. Mavilikten hızla uzaklaşan arabanın arka camından bakarken gözleri nemli, boğazı düğümlü, mırıldanıyor. “Dönmeye gidiyorum…”

Sözünü tutuyor tutmasına ama geçen yıllar “sıla hasreti”nin rengini maviye boyuyor. Zamanında anasının ezbere okuduğu Nazım’ın şiirlerini dinlemiş, babasının kitaplığında Hayyam’ın rubailerini karıştırmış, ilkokulda ezberlediği 23 Nisan şiirini kürsüde unutmuş, lise yıllarında Orhan Veli’ye tutulmuş, sonrasında Can Yücel’e hak vermiş. Yaşar Kemal 17’lik yüreğiyle yazmış, o 17’lik yüreğiyle okumuş. Ama yine de “şiirden anlarım” diyecek kadar olmamış çocuk. Edebiyatın zirvesinde kar tanesi demişler dokunmayı becerip hazlanamamış. Birkaç denemesi olmamış değil hani ama kimselere okutmamış.

Ama öyle bir şiir varmış ki, kalbinin bozkır ortasında sarıdan kahveye çatır çatır kuruduğu günlerde dilinden düşmemiş. Müsamere çocuğu tonlamasıyla kimi sesli, kimi içinden okuyup durmuş hep. Dizelerinin yerlerini karıştırmış hatta biraz da uydurmuş ama mevta başında okunan dua gibi dilinden düşmemiş yıllarca:

“Sevmiyorum suyunda yıkanmamış rüzgârı
Ey deniz senden ayrı nasıl yaşayacağım?”

Şiirin aslını ise ancak sözünü tutup anasının mavi kucağında nefeslendikten sonra bellemiş. Ne bir daha sılasından ayrılmış, ne de o şiiri unutmuş:

Deniz Hasreti

Gözümde bir damla su deniz olup taşıyor
Göllerde kalmış gibi yanıyor, yanıyorum
Bütün gemicilerin ruhu bende yaşıyor
Başımdaki gökleri bir deniz sanıyorum

Nasıl yaşayacağım ey deniz senden uzak
Yanıp sönüyor gözlerimde fenerin
Uyuyor mu limanda her gece sallanarak
Altından çivilerle çakılmış gemilerin?

Sevmiyorum suyunda yıkanmamış rüzgârı
Dalgaların gözümde tütüyor mavi, yeşil…
İçimi güldürmüyor sensiz ay ışıkları
Ufkunda yükselmeyen güneşler güneş değil

Bir gün nehirler gibi çağlayarak derinden
Dağlardan, ormanlardan sana akacak mıyım?
Ey deniz, şöyle bir gün sana bakacak mıyım
Elma bahçelerinden, fındık bahçelerinden?

Şiirin sahibi Ömer Bedrettin Uşaklı. 1946 yılında henüz 42 yaşındayken hayata veda etmiş bir cumhuriyet dönemi şairi.

Cumhuriyetin ilk yıllarında Mülkiye Mektebi’nden mezun olur genç Uşaklı. Sonrasında maliye memurluğundan kaymakamlığa, vali vekilliğinden milletvekilliğine uzanan parlak bir bürokratik hayatı olur. Oysa sanat, tüm bu katı devlet görevleri içinde geçecek hayatına safiyetle yerleşecektir.

Yükseköğrenim yaptığı sıralar yayınlanmaya başlayan şiirleri, yürüdüğü yollarda hep yanı başındaki yarenidir. Şiirleri, önce Milli Mecmua’da, daha sonra Hayat ve Varlık dergilerinde yer alır. 1926’da Deniz Sarhoşları, 1934’te Yayla Dumanı, 1940’ta Sarıkız Mermerleri adlı kitapları yayınlanır, şiirlerinden bazıları dönemin popüler Türk müziği eserlerine de güfte olup notalarla gönüllere akar.

Ömer Bedrettin Uşaklı’nın şiiri; ülkenin içinde bulunduğu durumu, iyi gözlemlediği doğa teması ve bireysel duygularıyla birleştirmesiyle kendini bulur. Devlet görevi vesilesiyle gezdiği gördüğü her yer, gözlemlediği her yöre, onun şiirlerine konu olacak, uzun süre Anadolu Şairi olarak anılacaktır. Ancak kaderin o okkalı tokadını yediğinde, yani karısı ve kızının ölümünü tattığında şiirlerinden artık hep bir hüzün, hep bir keder dağılacaktır.

Sular gibi akan sade ve öz diliyle, doğayı, gurbeti, hasreti, ölümü, özlemi, denizi temalandırır şiirlerinde. Biçimsel olarak bakıldığında Çağdaş Fransız şiiri yapısının etkisinde kaldığını, hece ölçüsü geleneğine kısmen bağlı olduğunu görürüz. Bugün milli coşkuların kanatlandığı özel günlerin vazgeçilmezi, “Eğilmez başın gibi, gökler bulutlu efem. Dağlar yoldaşın gibi, sana ne mutlu efem!” türküsünün sözleri bu yürekten dökülmüştür. Ve yine Türk müziği tutkunlarının çok sevdiği, dinlerken kalpleri hüzünle titreten Kapıldım Gidiyorum Bahtımın Rüzgârına, dillere marş olan Yıldızların Altında şarkısının güftesi de Ömer Bedrettin Uşaklı’ya aittir.

Denizi olmayan bir şehirde doğup hayatının çoğunu maviden uzak yerlerde geçirmiş olmasına rağmen denizi ve ona dair her duyguyu içtenlikle ve tutkuyla işlemiş Ömer Bedrettin Uşaklı, nesiller sonra bile deniz âşıklarının, gurbet yorgunlarının sesi olacaktır.

Hal ve hareketlerinde duygudan, gönülden hatta vicdandan, adaletten, merhametten uzak, değil yazmasını, okumasını konuşmasını bile beceremeyen, sanata ve sanatçıya dağlar, denizler kadar uzak devlet adamlarına alıştığımız/alıştırıldığımız şu dönemde, Ömer Bedrettin Uşaklı’yı hürmetle, sevgiyle anmaktan, geç kavuştuğumuz sılalara sarılmaktan başka ne gelir elden?

Hande Çiğdemoğlu